Bir iş mahkemesi ilamını elde etmekle o ilamı paraya çevirebilmek aynı şey değildir; işe iade kararı kesinleşmeden icra takibine konu edilemez, çünkü hükmün çekirdeği bir eda hükmü değil, feshin geçersizliğini saptayan bir tespit hükmüdür. Tespit hükmü icra dairesinin zorla yerine getirebileceği bir edim içermez. Asıl tartışma ise hükmün gövdesinde değil, eteğinde çıkar: yargılama gideri ve vekâlet ücreti kesinleşmeyi beklemek zorunda mıdır?
Aşağıda işe iade hükmünün icra kabiliyeti, kesinleşmeden takibe konulamayan ilamların listesi, boşta geçen süre ücreti ile işe başlatmama tazminatının şarta bağlı yapısı, fer’iler bakımından içtihat ayrılığı, İİK m. 16 şikâyeti, rücuen tahsilde faiz başlangıcı, tacirler arası avans faizi, damga vergisi ve tahsilat sırası ile kısmen kesinleşme senaryosu ayrı ayrı incelenmektedir.
İşe iade hükmü neden tespit hükmüdür
4857 sayılı İş Kanunu m. 20 uyarınca mahkeme feshin geçerli bir sebebe dayanıp dayanmadığını inceler ve geçersizliği saptar. Hüküm fıkrasında işverene yöneltilmiş, icra dairesinin zorla yerine getirebileceği bir edim yoktur. İşçiyi fiilen tezgâhın başına oturtacak bir icra tedbiri hukukumuzda tanınmamıştır.
İş güvencesi hükümlerinin kurgusu bunu açıkça gösteriyor. Mahkeme feshin geçersizliğine karar verir; işveren isterse işçiyi işe başlatır, istemezse başlatmaz. Başlatmama, hukuka aykırı bir davranış değil, kanunun tanıdığı bir seçimliktir. Bedeli vardır: 4857 sayılı Kanun m. 21 gereği işçinin dört ile sekiz aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatı ile en çok dört aya kadar boşta geçen süre ücreti. Kanun koyucu, işverenin iradesini zorlamak yerine parasal bir yaptırım tercih etmiştir.
İcra hukuku açısından bunun karşılığı nettir. İİK m. 24 menkul teslimini, m. 25 çocuk teslimini, m. 26 taşınmaz tahliyesini, m. 30 bir işin yapılmasını düzenler. İşe iade hükmü bu kalıpların hiçbirine oturmaz. Bir işverene “bu işçiyi çalıştır” diyen icra emri düzenlenemez; düzenlense bile infaz edilemez. İşe iade hükmünün yerine getirilmesi, işçinin başvurusu ve işverenin cevabıyla şekillenen bir maddi hukuk sürecidir.
Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru kararlarında, makul sürede yargılanma hakkını incelerken genel bir çerçeve olarak işe iade kararının icra kabiliyeti kazanabilmesi için kesinleşmesinin arandığını vurgulamıştır (Anayasa Mahkemesi, B. No: 2020/6926, T. 31.01.2023; Anayasa Mahkemesi, B. No: 2018/15809, T. 07.09.2021). Bu kararlar doğrudan yargılama gideri ve vekâlet ücretinin icrasına ilişkin değildir, ancak ilamın bütünü bakımından kesinleşmeyi merkeze koyan bir bakış açısı sunar.
Kesinleşmeden icraya konulamayan kararların listesi ve işe iade hükmünün yeri
Türk icra hukukunda kural, ilamların kesinleşmeden icraya konulabilmesidir; istisnalar kanunla tek tek sayılmıştır. Taşınmaz ayni hakları, aile ve şahıs hukuku, menfi tespit, yabancı ilam tenfizi gibi hâllerde kesinleşme aranır. İşe iade hükmü bu listede yazılı değildir; icraya elverişsiz oluşu kesinleşme kuralından değil, doğrudan tespit niteliğinden kaynaklanır.
Kesinleşmeden takibe konulamayan ilamlar şunlardır:
Kanunda ve içtihatta sayılan istisnalar
Taşınmaza ve taşınmaz üzerindeki ayni haklara ilişkin ilamlar. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 350/2 ve m. 367/2 uyarınca tapu iptali ve tescil, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi gibi hükümler kesinleşmeden icra edilemez. Aynı hükümde gemilere ve gemiler üzerindeki ayni haklara ilişkin ilamlar da sayılmıştır.
Aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar. Boşanma, soybağı, velayet, ad ve soyad değişikliği gibi hükümler kesinleşmedikçe infaz kabiliyeti kazanmaz. HMK m. 367/2 nafaka kararlarını bu kuralın dışında tutar; nafaka, boşanma hükmü kesinleşmese de takibe konabilir.
Menfi tespit ve istirdat ilamları. 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu m. 72/5 gereğince borçlu lehine verilen menfi tespit hükmü kesinleşmeden icra edilemez; borçlunun teminatı da kesinleşmeden iade edilmez.
Yabancı mahkeme ve hakem kararlarının tenfizi. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m. 57 uyarınca tenfiz kararı kesinleşmeden icra takibi yapılamaz.
Kira tespit ilamları. Yerleşik uygulamada kira bedelinin tespitine ilişkin hükümler kesinleşmeden icraya konulamaz; tespit edilen bedel üzerinden fark alacağı ancak kesinleşmeyle istenebilir.
Sayıştay ilamları. 6085 sayılı Sayıştay Kanunu m. 53 uyarınca ilamlar kesinleşmedikçe infaz edilemez.
Ceza mahkemesi kararlarının yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin bölümü. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 4 uyarınca mahkûmiyet hükümleri kesinleşmedikçe infaz edilemez; bu kural hükmün fer’i kalemlerini de kapsar.
İşe iade hükmü bu listenin neresinde
Liste kapalı uçludur ve işe iade orada yoktur. 4857 sayılı Kanun m. 20 ve m. 21’de, işe iade ilamlarının kesinleşmeden icraya konulamayacağına dair açık bir yasak bulunmaz. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/33, K. 2017/33, T. 27.01.2017 sayılı kararında tam da bu tespiti yapmış ve 4857 sayılı Kanun m. 21’de böyle özel bir düzenleme olmadığı gerekçesiyle borçlunun şikâyetini reddeden ilk derece kararını benimsemiştir.
Aradaki fark hukuk tekniği açısından belirleyici. Taşınmaz ilamları icraya elverişlidir ama kanun kesinleşme şartı koymuştur; işe iade hükmü ise kesinleşse bile icraya elverişli hâle gelmez, çünkü ortada icra edilecek bir edim yoktur. Kesinleşmenin işlevi burada icra kabiliyeti yaratmak değil, 4857 sayılı Kanun m. 21’deki on işgünlük başvuru süresini başlatmaktır. İşe iade sonrası başvuru süresi ve işe davet yazısında bu sürenin nasıl işlediğini ayrıntılı anlattım.
Boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatının şarta bağlı niteliği
Mahkeme bu iki kalemi ilamda rakamla değil, ücret katsayısı olarak belirler ve her ikisinin doğumu geleceğe bırakılmış şartlara bağlanmıştır. İşçinin süresinde başvurması ve işverenin onu işe başlatmaması gerçekleşmeden alacak muaccel olmaz. Şartın gerçekleştiğini icra müdürü inceleme yetkisine sahip olmadığından bu kalemler ilamlı takibe elverişli sayılmaz.
4857 sayılı Kanun m. 21 hükmün kurgusunu şöyle çizer: mahkeme, işverenin işçiyi işe başlatmaması hâlinde ödenecek tazminatı dört ile sekiz aylık ücret tutarında belirler; ayrıca kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için en çok dört aya kadar doğmuş ücret ve diğer haklarına hükmeder. İki kalem de “işveren başlatmazsa” ve “işçi başvurursa” kaydını taşır.
Somutlaştıralım. Aylık brüt ücreti 42.000 TL olan, 12 yıl kıdemli bir işçi lehine mahkeme 5 aylık ücret tutarında işe başlatmama tazminatına ve 4 aylık boşta geçen süre ücretine hükmetsin. İlamda 210.000 TL veya 168.000 TL yazmaz; “5 aylık ücret” ve “4 aya kadar ücret ve diğer haklar” yazar. Rakam, ücretin giydirilmiş mi çıplak mı olacağı, ikramiye ve yol-yemek yardımının dahil edilip edilmeyeceği gibi tartışmalarla birlikte hesaplanır. İcra müdürünün bu hesabı yapma yetkisi yoktur.
Neden ilamsız takibe konu edilir
İlamlı takip, İİK m. 32 uyarınca icra müdürünün ilamda yazılı edimi doğrudan icra emrine dökmesini gerektirir. Miktarı belirlenmemiş, üstelik şarta bağlı bir alacakta bu mümkün değildir. Yerleşik uygulama, işçinin bu iki kalem için genel haciz yoluyla ilamsız takip başlatmasıdır (İİK m. 58 ve devamı). Takip talebine dayanak olarak işe iade ilamı, kesinleşme şerhi, işverene gönderilen başvuru ihtarnamesi ve varsa işverenin ret cevabı eklenir.
İlamsız takipte icra müdürü belgeyi incelemez; alacaklının beyanı üzerine ödeme emri çıkarır. Borçlu işveren, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz ederse (İİK m. 62) takip kendiliğinden durur. Pratikte işverenlerin ezici çoğunluğu itiraz eder, çünkü itirazın maliyeti düşük, kazancı yüksektir.
İtirazın iptali süreci ve icra inkâr tazminatı
Takip duran alacaklının önünde iki yol vardır. İİK m. 67 uyarınca itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde iş mahkemesinde itirazın iptali davası açabilir; ya da İİK m. 68 kapsamında elindeki belge yeterliyse icra mahkemesinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir. İşe iade alacaklarında ikinci yol nadiren işler, çünkü boşta geçen süre ücretinin miktarı belgeyle sabit değildir; hesap gerektirir.
İtirazın iptali davasında mahkeme alacağın varlığını ve miktarını inceler, itirazın haksızlığı sabit olursa alacağın en az yüzde yirmisi oranında icra inkâr tazminatına hükmedebilir. Alacağın likit olması, yani hesaplanabilir ve tartışmasız olması bu tazminatın koşuludur. Boşta geçen süre ücretinde giydirilmiş ücret tartışması varsa likidite bulunmadığı gerekçesiyle icra inkâr tazminatı reddedilebilir.
Alternatif olarak alacaklı, ilamsız takip yerine doğrudan iş mahkemesinde eda davası açabilir. Arabuluculuk dava şartı burada devreye girer: 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3 uyarınca işçi ve işveren alacağına ilişkin davalarda arabulucuya başvurmak dava şartıdır. İtirazın iptali davasında da bu şartın aranıp aranmayacağı uygulamada tartışılmıştır; güvenli yol, dava açmadan önce arabuluculuk sürecini tüketmektir.
İşe iade kararı kesinleşmeden icra: fer’iler bakımından içtihat çatışması
Yargılama gideri ve vekâlet ücretinin kesinleşmeden takibe konulup konulamayacağı konusunda içtihat birliği yoktur. Bir görüş, açık yasak bulunmadığından fer’ilerin bağımsız takip edilebileceğini savunur; karşı görüş, fer’inin asıla bağlı olduğunu ve asıl hüküm icra kabiliyeti kazanmadan fer’inin de takibe konamayacağını ileri sürer.
Fer’ilerin kesinleşmeden takibe konulabileceği görüşü
Bu görüşün dayanağı basit ve güçlüdür: icra hukukunda kesinleşme şartı istisnadır, istisnalar kanunla sayılır ve genişletici yoruma tabi tutulamaz. 4857 sayılı Kanun m. 21’de işe iade ilamlarının kesinleşmeden icraya konulamayacağına dair bir hüküm yoktur. HMK m. 350/2 ve m. 367/2’deki liste de işe iadeyi kapsamaz.
Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/33, K. 2017/33, T. 27.01.2017 sayılı kararı bu çizgidedir. Kararda, ilk derece mahkemesinin icra hukuk mahkemesi sıfatıyla verdiği ret kararı benimsenmiş; işe iade davasının fer’ileri olan vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin kesinleşmeden icraya konulamayacağı yönündeki borçlu iddiası, özel bir yasaklayıcı düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Aynı yaklaşım ilk derece icra mahkemelerinde de görülür. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/6472, K. 2015/16239, T. 14.09.2015 sayılı kararına konu olayda İstanbul Anadolu 4. İcra Hukuk Mahkemesi, 4857 sayılı Kanun m. 21’de işe iadeye ilişkin ilamların kesinleşmeden icraya konulamayacağına dair özel hüküm bulunmadığı gerekçesiyle vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin takibe konabileceğini kabul etmiştir. Yargıtay bu kararı bozmuş, ancak bozma gerekçesi asıl alacak talebine odaklandığından gider ve vekâlet ücreti için ayrı takip imkânı belirsiz bırakılmıştır. Bozmanın kapsamı, tartışmanın Yargıtay düzeyinde net biçimde çözülmediğini gösterir.
Görüşü destekleyen ikinci argüman fer’ilerin yapısıdır. Yargılama gideri ve vekâlet ücreti, HMK m. 323 ve m. 330 uyarınca hükümde rakamla belirlenir. Şarta bağlı değildir, hesap gerektirmez, icra müdürünün takdirine yer bırakmaz. İlamlı takibin gerektirdiği belirlilik bu kalemlerde mevcuttur.
Aksi görüş: fer’i asıla bağlıdır
Karşı görüş, hükmün bölünemeyeceği düşüncesinden hareket eder. Yargılama gideri ve vekâlet ücreti bağımsız bir alacak değil, davanın kaderine bağlı fer’i sonuçtur. Asıl hüküm istinaf incelemesinde kaldırılırsa yargılama gideri ve vekâlet ücreti yükü de yön değiştirir; işveren lehine hükmedilir. Kesinleşmeden yapılan tahsilat, sonradan istirdat davasına konu olacak geçici bir mal varlığı kaymasıdır.
Anayasa Mahkemesi’nin B. No: 2020/6926, T. 31.01.2023 ve B. No: 2018/15809, T. 07.09.2021 sayılı bireysel başvuru kararlarında ifade edilen “işe iade kararının icra kabiliyeti kazanabilmesi için kesinleşmesinin gerektiği” yönündeki genel çerçeve, bu görüşü savunanlarca dayanak yapılmaktadır. Kararlar doğrudan fer’ileri konu almasa da ilamın bütünü bakımından kesinleşmeyi öne çıkarır.
Uygulamada fiilen ne oluyor
Teorik tartışma bir yana, sahada takipler yürüyor. Rücu davalarına konu olay örgülerinde, işe iade kararlarının istinaf incelemesi sürerken yargılama giderleri ve vekâlet ücretleri için ilamlı veya ilamsız takip başlatıldığı ve ödemelerin yapıldığı mahkeme kayıtlarına geçmiştir (Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/586, K. 2025/1248, T. 16.12.2025; Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/1261, K. 2026/364, T. 12.03.2026; Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/645, K. 2024/104, T. 12.02.2024).
Buna karşılık borçlu tarafın elinde etkili bir savunma aracı var: teminat karşılığı icranın geri bırakılması. İİK m. 36 uyarınca borçlu, istinaf başvurusu sırasında teminat göstererek bölge adliye mahkemesinden tehiri icra kararı alabilir. Uygulamada teminat mektubu sunularak bu yolun işletildiği görülüyor (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/888, K. 2025/3817, T. 24.04.2025; Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/1261, K. 2026/364, T. 12.03.2026).
Manzara şu: takip yapılabiliyor, ama karşı tarafın teminatla durdurma imkânı da açık. Bu, sistemin kesinleşmeden takibi kesin biçimde yasaklamadığını, bunun yerine genel usul hükümleriyle dengelediğini gösterir. İlamlı icrada faiz türü, başlangıç ve kesinleşme yazısında bu dengenin faiz hesabına yansımasını ayrıca inceledim.
| Kalem | Hukuki niteliği | Takip yolu | Kesinleşme şartı | Faiz başlangıcı |
|---|---|---|---|---|
| Feshin geçersizliği ve işe iade | Tespit hükmü | Takibe konu edilemez | Konusuz (icra kabiliyeti yok) | Yok |
| Boşta geçen süre ücreti (en çok 4 ay) | Şarta bağlı ücret alacağı | İlamsız takip veya eda davası | Şart, kesinleşme + süresinde başvuru | Temerrüt tarihi (ihtar/takip) |
| İşe başlatmama tazminatı (4-8 aylık ücret) | Şarta bağlı tazminat | İlamsız takip veya eda davası | Şart, işverenin başlatmaması | Bir aylık işe başlatma süresinin sonu |
| Yargılama gideri | Fer’i eda hükmü, miktarı belli | İlamlı takip | Tartışmalı | Karar tarihi (ilamlı takipte) |
| Vekâlet ücreti | Fer’i eda hükmü, miktarı belli | İlamlı takip | Tartışmalı | Karar tarihi (ilamlı takipte) |
| Rücuen tahsil talebi (asıl işverenin alt işverene) | Tazminat niteliğinde rücu alacağı | Eda davası | Ödeme yapılmış olması | Ödeme tarihi |
Kesinleşmeden takip yapılırsa: İİK m. 16 şikâyeti ve süresiz şikâyet tartışması
Borçlu, kesinleşme şartına aykırı takibe karşı icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurur. İİK m. 16/1 uyarınca süre yedi gündür ve icra emrinin tebliğiyle işlemeye başlar. Kamu düzenine aykırılık hâllerinde şikâyetin süresiz olduğu ileri sürülür; kesinleşme şartının bu kapsamda olup olmadığı tartışmalıdır.
Ayrımı doğru kurmak gerekiyor. İlamlı takipte borçlu, borcun varlığına itiraz edemez; itiraz yolu kapalıdır. Elindeki araçlar şikâyet (İİK m. 16), icranın geri bırakılması (İİK m. 33, m. 36) ve zamanaşımı def’idir. Kesinleşmeden takip iddiası bir şikâyet konusudur, itiraz konusu değildir.
Yedi günlük süre nereden başlar
Şikâyet süresi, şikâyet konusu işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gündür. İlamlı takipte bu tarih, icra emrinin borçluya tebliğ edildiği gündür. İcra emrinde takip dayanağı ilamın esas ve karar numarası ile mahkemesi yazılı olduğundan, borçlu ilamın kesinleşmediğini ilk günden bilecek durumdadır. Süreyi kaçıran borçlu, teminat karşılığı tehiri icra yoluna yönelmek zorunda kalır.
Süresiz şikâyet argümanı
İİK m. 16/2, bir hakkın yerine getirilmemesi veya sebepsiz sürüncemede bırakılması hâllerinde şikâyetin süreye bağlı olmadığını düzenler. Doktrinde ve uygulamada, kamu düzenine aykırı icra işlemlerinin de süresiz şikâyete tabi olduğu kabul edilir. Tartışma, kesinleşme şartının kamu düzeninden sayılıp sayılmayacağında düğümlenir.
Kesinleşmeden icrayı kamu düzeni meselesi sayan görüş, kesinleşme kuralının tarafların iradesine bırakılmadığını, mahkemenin ve icra dairesinin resen gözetmesi gerektiğini savunur. Karşı görüş, kuralın borçlunun menfaatini koruduğunu, borçlunun bundan feragat edebileceğini, dolayısıyla yedi günlük sürenin geçmesiyle şikâyet hakkının düşeceğini ileri sürer.
Fer’iler yönünden tablo daha da karmaşık. Kesinleşme şartının varlığı zaten tartışmalıysa, o şartın ihlalinin kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini savunmak iki kat zor. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/33, K. 2017/33, T. 27.01.2017 sayılı kararında şikâyet esastan reddedilmiş, süre tartışmasına girilmemiştir. Kararın işaret ettiği yön, esasa ilişkin bir yasak bulunmadığıdır.
Pratik tavsiye tek: borçlu vekili, icra emrini aldığı gün tarihi not etsin ve şikâyeti yedi gün içinde versin. Süresiz şikâyet tezine güvenmek, kaybedilmesi mümkün bir bahse oynamaktır. Sürelerin kaçırılması hak kaybına yol açar; somut durumunuz için bir avukata danışmanız gerekir.
Teminat karşılığı icranın geri bırakılması
İİK m. 36, ilamı temyiz veya istinaf eden borçluya teminat göstererek icrayı durdurma imkânı verir. Borçlu, takip konusu alacağı karşılayacak teminatı icra dairesine sunar, mehil vesikası alır ve kanun yolu merciinden icranın geri bırakılması kararı getirir. Karar getirilmezse takip kaldığı yerden sürer.
Teminat genellikle banka teminat mektubudur ve alacağın tamamını, işlemiş faizi ve takip giderlerini kapsaması gerekir. Uygulamada mehil vesikası süresi kısa tutulur; borçlu bu süre içinde bölge adliye mahkemesinden karar almazsa teminat çözülür ve haciz işlemleri devam eder.
Kesinleşmeden takip pratiğine karşı en etkili savunma budur. Fer’ilerin takibe konulabileceğini kabul eden görüş benimsense bile, borçlu teminat yatırarak istinaf sonucunu bekleyebilir. Bu, sistemin kendi içindeki denge mekanizmasıdır: takip serbest, ama geri dönülmez zarar teminatla önlenebilir.
Bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor. Teminat maliyeti borçlunun üzerindedir; banka komisyonu ve blokaj, alacak tutarının küçük olduğu dosyalarda teminat yolunu ekonomik olmaktan çıkarabilir. 18.000 TL vekâlet ücreti için teminat mektubu almanın masrafı, borcu ödeyip istinaf sonucunda istirdat etmeye göre daha pahalı olabilir.
Rücuen tahsilde faiz ödeme tarihinden mi karar tarihinden mi işler
Asıl işveren, işe iade ilamındaki vekâlet ücreti ve yargılama giderini ödedikten sonra alt işverene rücu ederse faiz kural olarak ödeme tarihinden işler. Gerekçe, rücu alacağının tazminat niteliğinde olması ve mal varlığındaki eksilmenin ödeme anında gerçekleşmesidir. Dava tarihini esas alan kararlar bu ilkeye aykırı bulunmaktadır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, E. 2020/120, K. 2021/109, T. 03.02.2021 sayılı kararında ilke net biçimde ifade edilmiştir: rücu hakkının niteliği gereği davacının mal varlığındaki eksilme ödeme tarihinde gerçekleştiğinden faize dava tarihinden değil, ödeme gününden hükmedilmelidir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, E. 2024/746, K. 2025/270, T. 06.03.2025 sayılı kararında bu kez bir gerekçe-hüküm çelişkisi tespit edilmiştir. İlk derece mahkemesi gerekçesinde ödeme tarihinden faiz işletilmesi gerektiğini yazmış, hüküm fıkrasında ise dava tarihini esas almıştır. Karar bu çelişki nedeniyle kaldırılmıştır. Hüküm fıkrası ile gerekçe arasındaki uyumsuzluk, tek başına bozma sebebidir.
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/3015, K. 2025/1207, T. 31.10.2025 sayılı kararında işe iade tazminatı, boşta geçen süre alacağı, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinden oluşan toplam tutarın ödeme tarihinden işleyecek yasal faiziyle tahsiline hükmedilmiştir. Aynı dairenin E. 2023/1261, K. 2026/364, T. 12.03.2026 sayılı kararında da icra dosyasına yapılan ödemenin tarihi faiz başlangıcı sayılmıştır.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/1564, K. 2023/656, T. 30.03.2023 sayılı kararında, davacının iş mahkemesi dosyasına yatırdığı istinaf harcı ve vekâlet ücreti gibi giderleri ödeme tarihlerinden işleyecek yasal faiziyle talep edebileceği hükme bağlanmıştır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi, E. 2019/1152, K. 2024/653, T. 30.04.2024 sayılı kararında da rücu edilen işçilik hakları ve fer’ileri için ödeme tarihlerinin faiz başlangıcı olması gerektiği teyit edilmiştir.
Rücu alacağının tazminat niteliği
Rücu, başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığındaki azalmayı gidermeye yönelik bir talep. Bu nitelendirme teknik bir ayrıntı değil; faiz başlangıcı, zamanaşımı ve faiz türü doğrudan buradan türüyor. Alacak sözleşmesel bir edim olsaydı temerrüt ihtarı gerekirdi; tazminat sayıldığı için zarar anı, yani ödeme anı esas alınıyor.
Asıl işveren-alt işveren ilişkisinde dayanak, 4857 sayılı Kanun m. 2 uyarınca doğan müteselsil sorumluluk ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 167’deki müteselsil borçlular arası rücu hükmüdür. İç ilişkide sorumluluğun kime ve hangi oranda ait olduğu belirlenir; asıl işveren kendi payını aşan kısmı geri isteyebilir.
Ödeme tarihi hangi tarihtir
Uygulamada üç aday tarih vardır: paranın icra dosyasına yatırıldığı gün, icra müdürlüğünün alacaklıya ödeme yaptığı gün, işverenin banka hesabından çıkışın gerçekleştiği gün. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/1261, K. 2026/364, T. 12.03.2026 sayılı kararında icra dosyasına yapılan ödemenin tarihi esas alınmıştır. Mal varlığındaki eksilme paranın çıktığı anda gerçekleştiğinden bu yaklaşım tutarlıdır.
Birden çok ödeme yapıldıysa her kalem için ayrı faiz başlangıcı belirlenir. Dört taksitte ödenen bir borçta tek bir faiz başlangıcı yazmak, hem alacaklı hem borçlu aleyhine hatalı sonuç verir. Dava dilekçesinde ödemeler tarih ve tutar olarak tek tek gösterilmeli, faiz talebi buna göre kurulmalıdır. Bu hesap dosyanın kendi verilerine göre değişir; kendi durumunuzu değerlendirmek isterseniz iletişime geçebilirsiniz.
Tacirler arasında avans faizi uygulanması
Asıl işveren ve alt işverenin her ikisi de tacirse, aralarındaki rücu ilişkisi ticari iş sayılır ve temerrüt faizi olarak avans faizi uygulanır. Dayanak 3095 sayılı Kanun m. 2/3’tür. Avans faizi, Merkez Bankası’nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı orana bağlıdır ve kanuni faizin belirgin biçimde üzerindedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 19/2 uyarınca taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğeri için de ticari iş sayılır. Alt işverenlik sözleşmesi her iki taraf bakımından da ticari işletmeyle ilgili olduğundan, rücu alacağı ticari iş niteliğini taşır.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, E. 2023/1023, K. 2024/534, T. 16.05.2024 sayılı kararında tarafların tacir olması nedeniyle ödeme tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına karar verilmiştir. Bu karar, faiz başlangıcı ile faiz türünün birlikte ele alınması gereğini gösterir: başlangıç ödeme tarihi, tür avans faizi.
İçtihat burada da tek sesli değil. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, E. 2022/1859, K. 2022/1481, T. 21.12.2022 sayılı kararında rücuen tahsil talepli davada alacak kalemlerinin dava tarihinden işleyecek avans faiziyle tahsiline hükmedilmiştir. Faiz türü avans faizi olarak kabul edilmiş, ancak başlangıç dava tarihi olarak belirlenmiştir.
Sayısal fark küçük değil. 240.000 TL tutarındaki bir rücu alacağında ödeme tarihi ile dava tarihi arasında 14 ay varsa, avans faizi ile kanuni faiz arasındaki oran farkı da eklendiğinde toplam fark yüz binlerce lirayı bulabilir. Dava dilekçesinde faiz türü ve başlangıcı açıkça talep edilmezse mahkeme talebi aşamaz; HMK m. 26 taleple bağlılık ilkesi buna izin vermez.
Faiz talebinin dilekçede kurulması
Uygulamada en sık görülen hata, dilekçede yalnızca “yasal faiziyle birlikte” ifadesinin yer alması. Taraflar tacir olsa bile mahkeme, talep edilmeyen avans faizine hükmedemez. Talep sonucunda faiz türü, başlangıç tarihi ve her ödeme kalemi için ayrı başlangıç açıkça yazılmalıdır. Islah yoluyla düzeltme mümkün olsa da zamanaşımı def’i riski doğar.
Borçlunun iflası: İİK m. 195/1 ve faizin durması
İflasın açılması, rehinle teminat altına alınmamış bütün alacaklar bakımından faizin işlemesini durdurur; dayanak İİK m. 195/1 hükmüdür. İşe iade ilamından doğan vekâlet ücreti ve yargılama gideri alacağı rehinle temin edilmediğinden, iflas tarihinden sonraki döneme faiz hesaplanması hukuka aykırı sayılmakta ve bu kısım reddedilmektedir.
Kural açık: iflasın açılması alacaklıların rehinle temin edilmemiş alacakları hakkında faizlerin işlemesini durdurur. Rehinle teminat altına alınmış alacaklarda ise faiz, rehinli malın satış tutarı bunları karşıladığı sürece işlemeye devam eder (İİK m. 195/2). Kuralın amacı, masaya kayıtlı alacaklar arasındaki dengeyi iflas anında dondurmaktır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/4069, K. 2026/105, T. 12.01.2026 sayılı kararı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, E. 2025/1102, K. 2025/1108, T. 08.10.2025 sayılı kararında; işe iade davasından kaynaklanan vekâlet ücreti ve yargılama giderleri için faizin kararın verildiği tarihten iflasın açıldığı tarihe kadar işletilebileceği, iflas tarihinden sonra faiz işletilmesinin hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2022/727, K. 2026/92, T. 22.01.2026 sayılı kararında vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine iflas tarihine kadar faiz uygulanması yönteminin hukuka uygun olduğu vurgulanmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, E. 2021/1876, K. 2021/1395, T. 29.12.2021 sayılı kararında ise hükmedilen vekâlet ücretinin, iflasın açıldığı tarihe kadar işleyen faizler ve takip masraflarıyla birlikte asıl alacağa eklenerek masaya yazılması gerektiği ifade edilmiştir.
İflasta faizin başlangıcı neden karar tarihi
Dikkat çeken ayrıntı burada. Rücuen tahsil davalarında faiz ödeme tarihinden işlerken, iflas dosyasında masaya kaydedilen vekâlet ücreti alacağı için başlangıç kararın verildiği tarih olarak alınıyor. Çelişki değil, farklı hukuki ilişkiler. Rücuda ödeme yapan kişinin zararı esastır; iflas masasına kayıtta ise alacaklının müflisten olan asıl alacağı ve o alacağın doğum anı esastır. İlam vekâlet ücreti karar tarihinde doğar.
Hesap şöyle kurulur: ilam vekâlet ücreti karar tarihinden iflasın açıldığı tarihe kadar faiziyle birlikte hesaplanır, takip masrafları eklenir, toplam tutar asıl alacak olarak masaya kaydedilir. İflastan sonrası için faiz yürütülmez. Sıra cetveline itiraz davalarında en çok tartışılan kalem budur.
Sıra cetvelindeki yer
Vekâlet ücreti ve yargılama gideri alacağı imtiyazlı değildir. İİK m. 206 uyarınca birinci sırada işçilerin iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş alacakları yer alır; kıdem ve ihbar tazminatları da buraya girer. İşe iade ilamından doğan boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı işçilik alacağı niteliğindedir ve bu sıradan yararlanabilir.
Rücu alacağı ise durum değiştirir. Asıl işveren işçiye ödeme yapıp alt işverene rücu ediyorsa, elindeki alacak artık bir işçilik alacağı değil, tazminat niteliğinde adi alacaktır. Alt işverenin iflası hâlinde bu alacak dördüncü sırada, imtiyazsız alacaklar arasında yer alır. Ödeme yapan asıl işveren, işçinin imtiyazlı konumunu devralmaz.
Vekâlet ücretinde damga vergisi ve tahsilat sırası
İlam vekâlet ücreti ödemelerinde damga vergisi, ödemeyi yapan taraf kamu idaresi ise makbuz karşılığı ödeme olarak kesintiye tabi tutulur. Özel hukuk kişileri arasındaki icra dosyası ödemelerinde kesinti yapılmaz. Tahsil edilen para ise TBK m. 100 uyarınca önce masraflara, sonra faize, en son asıl alacağa mahsup edilir.
Damga vergisi hangi hâlde kesilir
488 sayılı Damga Vergisi Kanunu m. 1 uyarınca kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kâğıtlar vergiye tabidir. Karşı yan vekâlet ücretinin, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamındaki bir idare tarafından ödenmesi hâlinde, ödeme makbuz karşılığı yapılan ödeme sayılır ve tablonun IV. bölümündeki oran üzerinden kesinti yapılır. Oran her yıl yeniden değerleme ile güncellendiğinden, ödeme tarihinde yürürlükte olan Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliği’ne bakılması gerekir.
Özel bir işveren aleyhine yürütülen icra takibinde, icra müdürlüğünün alacaklı vekiline yaptığı ödemeden damga vergisi kesilmez. Kesinti, ödeme emrini düzenleyen kamu idaresinin muhasebe biriminde doğar. Kamu kurumu işveren olan işe iade dosyalarında vekilin eline geçen tutar, ilamda yazılı rakamın altında kalır; fark vergi kesintisidir ve borçludan ayrıca istenemez.
Katma değer vergisi ve stopaj
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu m. 1 uyarınca serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan avukatlık hizmeti katma değer vergisine tabidir. Karşı yan vekâlet ücretini tahsil eden avukat serbest meslek makbuzu düzenler. Ödemeyi yapan taraf gelir veya kurumlar vergisi mükellefi ise 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu m. 94 uyarınca stopaj yükümlülüğü doğar.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 164/son uyarınca dava sonunda karşı tarafa yükletilecek vekâlet ücreti avukata aittir. Müvekkil ile avukat arasındaki sözleşmede aksine hüküm yoksa bu ücret üzerinde müvekkilin talep hakkı doğmaz. Avukatlık ücretinde görevli mahkeme ve disiplin yazısında bu ücretin tahsiline ilişkin usulü ayrıca inceledim.
Tahsilat sırası: hangi kalem önce kapanır
İcra dosyasına kısmi ödeme yapıldığında hangi kalemin kapandığı, faiz hesabını doğrudan etkiler. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 100 uyarınca kısmi ödeme, öncelikle takip masraflarına ve işlemiş faize, ardından asıl alacağa mahsup edilir. Borçlu, asıl alacağa mahsup edilmesini tek taraflı olarak dayatamaz.
Uygulamada icra müdürlükleri şu sırayı izler: takip masrafları ve harçlar, işlemiş faiz, asıl alacak, tahsil harcı. Vekâlet ücretinin bu sıradaki yeri dosyanın kuruluşuna bağlıdır. Vekâlet ücreti takip konusu asıl alacak olarak takibe konulmuşsa asıl alacak sırasına girer; ilam vekâlet ücreti dışında ayrıca istenen takip vekâlet ücreti ise masraf-fer’i grubunda değerlendirilir.
Bir örnek: takip konusu 46.000 TL vekâlet ücreti ve yargılama gideri, işlemiş faiz 9.400 TL, takip masrafı 2.100 TL olsun. Borçlu 30.000 TL yatırdığında önce 2.100 TL masraf, sonra 9.400 TL faiz kapanır; asıl alacaktan yalnızca 18.500 TL düşer. Kalan 27.500 TL üzerinden faiz işlemeye devam eder. Borçlu vekilinin bunu hesaplamadan “yarısını ödedik” demesi, dosyada ciddi sürprizlere yol açar.
Alacaklı tarafın dosya dışında tahsilat yapması hâlinde bunu icra dairesine bildirme yükümlülüğü vardır; bildirmemek haciz işlemlerinin sürmesine ve sorumluluğa yol açar. Haricen tahsil bildirimi ve maaş haczi tebligatı konusundaki ayrıntıları ayrı bir yazıda topladım.
Kısmen kesinleşme senaryosu
İstinaf başvurusu ilamın tamamına değil yalnızca bir bölümüne yöneltilmişse, başvuru konusu yapılmayan kısımlar kesinleşir. İşveren sadece işe iade hükmüne itiraz edip vekâlet ücreti ile yargılama giderine ilişkin bölümü istinaf etmemişse, bu kalemler kesinleşmiş sayılır ve yukarıdaki tartışmaya girmeye gerek kalmadan takibe konabilir.
HMK m. 341 ve devamı uyarınca istinaf, dilekçede gösterilen sebeplerle sınırlı bir denetimdir; ancak bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık hâllerini resen gözetir. İstinaf edilmeyen kalemler bakımından hüküm şeklî anlamda kesinleşir. Mahkeme kalemi, kesinleşme şerhini bu kapsamla sınırlı olarak verebilir.
Sorun şurada: yargılama gideri ve vekâlet ücreti asıl hükmün kaderine bağlıdır. İşe iade hükmü kaldırılırsa, davanın reddine karar verileceğinden yargılama gideri ve vekâlet ücreti bu kez işveren lehine hükmedilir. Bu nedenle fer’iler bakımından teknik anlamda “bağımsız kesinleşme” tartışmalıdır. İstinaf edilmemiş olsa bile, asıl hükmün akıbeti fer’iyi etkiler.
Üç tipik senaryo
Birinci senaryo: İşveren istinaf başvurusunda bulunmuş, işçi başvurmamıştır. İlamın tamamı denetime tabidir; hiçbir kalem kesinleşmez. Fer’iler için kesinleşmeden takip tartışması burada doğar.
İkinci senaryo: İşveren yalnızca işe başlatmama tazminatının miktarına yönelik istinaf başvurusunda bulunmuştur. Feshin geçersizliği tespiti ve vekâlet ücreti kalemi denetim dışıdır. Bu durumda vekâlet ücretinin kesinleştiği savunulabilir; ancak bölge adliye mahkemesi tazminat miktarını değiştirirse vekâlet ücreti hesabı da etkilenebilir.
Üçüncü senaryo: Bölge adliye mahkemesi kararı ilk derece hükmünü kısmen kaldırıp yeniden esas hakkında karar vermiştir. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 8 uyarınca feshin geçersizliği ve işe iade davalarında bölge adliye mahkemesi kararı kesindir; temyiz yolu kapalıdır. Bu kararla birlikte ilam kesinleşir ve tartışma sona erer.
Üçüncü senaryo, tartışmanın pratik ömrünü sınırlar. 25.10.2017 sonrasında açılan işe iade davalarında kesinleşme, bölge adliye mahkemesi kararıyla gerçekleşir. Kesinleşmeden takip meselesi, yalnızca ilk derece kararı ile istinaf kararı arasındaki dönemde gündeme gelir. Bu dönem uygulamada bir ile üç yıl arasında değişebilmektedir.
Alt işveren ilişkisinde rücu ve husumet
Asıl işveren, işçiye yaptığı ödemeyi alt işverene rücu ederken iç ilişkideki sorumluluk dağılımını ispat etmek zorundadır. Dayanak, 4857 sayılı Kanun m. 2 ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 167 hükmüdür. Sözleşmede rücu kaydı bulunması ispatı kolaylaştırır; böyle bir kayıt yoksa fesih kararını kimin verdiği belirleyici olur.
İşe iade davası çoğu zaman asıl işveren ve alt işverene birlikte açılır. Feshin geçersizliğine karar verildiğinde işe iade yükümlülüğü alt işverene, tazminat ve boşta geçen süre ücretinden sorumluluk ise her ikisine yüklenir. İşçi alacağını asıl işverenden tahsil ederse asıl işveren alt işverene rücu eder.
Rücu davasında ilk tartışma husumettir. Alt işverenin tüzel kişiliği sona ermiş, ticaret sicilinden terkin edilmişse dava açılamaz; ihyası gerekir. İkinci tartışma muvazaadır: asıl işveren-alt işveren ilişkisi muvazaalı bulunmuşsa alt işveren işçinin gerçek işvereni sayılmayacağından, iç ilişkideki rücu talebi de zayıflar. Taşeron muvazaası ve işe iade davasının kime açılacağı ile asıl işveren-alt işveren ilişkisinde arabuluculuk ve husumet konularını ayrı yazılarda ele aldım.
Rücu davasında görevli mahkeme de tartışma yaratır. Taraflar tacir ve uyuşmazlık ticari nitelikte ise asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Kaynak kararların önemli bölümünün asliye ticaret mahkemelerinden çıkması bu nedenledir. İş ilişkisinden doğan bir alacağın rücuu, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesinden kaynaklandığı için ticari dava sayılmaktadır.
Zamanaşımı ve hak düşürücü süreler
Rücu alacağı, ödeme tarihinden itibaren işleyen genel zamanaşımına tabidir. İşe iade sonrası doğan işçilik alacaklarında ise 4857 sayılı Kanun m. 21 ve 7036 sayılı Kanun’un geçici hükümleri uyarınca beş yıllık süre uygulanır. Süreler kalem bazında farklı işlediğinden tek bir tarih üzerinden hesap yapılmamalıdır.
Boşta geçen süre ücreti ücret niteliğindedir ve 4857 sayılı Kanun m. 32/son uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. İşe başlatmama tazminatı ise tazminat karakteri taşır; 7036 sayılı Kanun m. 15 ile 4857 sayılı Kanun’a eklenen ek madde uyarınca 25.10.2017 sonrası fesihlerde beş yıllık zamanaşımı uygulanır. Bu tarihten önceki fesihlerde on yıllık süre gündeme gelebilir.
Rücu alacağında zamanaşımı, ödemenin yapıldığı tarihte başlar. Asıl işveren 2021 yılında ödeme yapıp 2027 yılında rücu davası açarsa, alacağın kaynağına göre zamanaşımı def’i ile karşılaşabilir. Ticari nitelikteki rücu alacaklarında TBK m. 146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımı uygulanır; sözleşmeye dayalı özel bir düzenleme varsa o dikkate alınır.
Hak düşürücü sürelerde durum daha katıdır. 4857 sayılı Kanun m. 21 uyarınca işçi, kesinleşen mahkeme kararının kendisine tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvurmak zorundadır. Bu süre hak düşürücüdür; kaçırılırsa işverence yapılmış fesih geçerli hâle gelir ve işçi hem işe başlatmama tazminatını hem boşta geçen süre ücretini kaybeder.
Uygulamada sık yapılan sekiz hata
Kesinleşme, faiz ve takip yolu tercihindeki hatalar dosyanın tamamını riske atar. Yanlış takip yolu seçimi süre kaybı, yanlış faiz talebi para kaybı, süre kaçırma ise hak kaybı doğurur. Aşağıdaki başlıklar, işe iade sonrası icra dosyalarında en sık karşılaşılan hataları toplar.
1. Boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı için ilamlı takip başlatmak. İcra müdürü ilamda rakam bulamadığı için takip talebini reddeder veya reddetmezse şikâyetle iptal edilir.
2. On işgünlük başvuru süresini kesinleşmeden önce kullanmak. Süre, kesinleşen kararın tebliğinden başlar; erken yapılan başvurunun geçerliliği tartışmalıdır.
3. Başvuruyu ispatlanabilir biçimde yapmamak. Telefonla veya elden yapılan başvuru ispatlanamaz; noter ihtarnamesi tercih edilmelidir.
4. İlamlı takipte icra emrinin tebliğinden sonra yedi günlük şikâyet süresini beklemek. Süresiz şikâyet tezine güvenip süre geçirilmesi, savunmayı zayıflatır.
5. Rücu davasında faizi dava tarihinden istemek. Ödeme tarihinden faiz talep edilmezse mahkeme HMK m. 26 gereği talebi aşamaz.
6. Taraflar tacir olduğu hâlde yalnızca yasal faiz talep etmek. Avans faizi ile kanuni faiz arasındaki fark büyük dosyalarda önemli tutarlara ulaşır.
7. İflas eden borçluya karşı iflas sonrası dönem için de faiz hesaplamak. İİK m. 195/1 nedeniyle bu kısım reddedilir.
8. Kısmi ödemeyi asıl alacaktan düşmek. TBK m. 100 uyarınca önce masraf ve faiz kapanır; hesabın yanlış tutulması bakiye üzerinden faiz kaybına yol açar.
Sayısal senaryo: bir dosyanın anatomisi
Rakamlarla bakınca tartışmanın maddi ağırlığı görünür hâle gelir. Aşağıdaki kurgusal örnek, işe iade ilamındaki kalemlerin birbirinden nasıl ayrıştığını, fer’ilerin toplam içinde ne büyüklükte yer tuttuğunu ve erken tahsilin iki tarafa da yüklediği riski gösterir. Tutarlar tamamen temsilidir; her dosyada ücret, kıdem ve tarife farklıdır.
Aylık brüt ücreti 42.000 TL olan, 12 yıl kıdemli bir işçi hakkında verilen işe iade kararında mahkeme 5 aylık ücret tutarında işe başlatmama tazminatına, 4 aylık boşta geçen süre ücretine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretine hükmetsin. İşe başlatmama tazminatı 210.000 TL, boşta geçen süre ücreti 168.000 TL tutarındadır; ilamda bu rakamlar yazmaz, katsayı yazar.
Yargılama gideri kalemi başvurma harcı, peşin harç, tebligat ve bilirkişi ücretinden oluşup 14.800 TL, ilam vekâlet ücreti ise tarife uyarınca 30.000 TL olsun. Fer’ilerin toplamı 44.800 TL eder. İşçi bu 44.800 TL için ilamlı takip başlatırsa, borçlunun teminat mektubu maliyeti bu tutarın anlamlı bir bölümüne denk gelir.
İstinaf incelemesi 22 ay sürerse ve bölge adliye mahkemesi kararı onarsa, işçi 44.800 TL’yi 22 ay erken tahsil etmiş olur. Karar kaldırılıp dava reddedilirse işçi tahsil ettiği tutarı iade etmek, ayrıca işveren lehine hükmedilecek yargılama gideri ve vekâlet ücretini ödemek zorunda kalır. Riskin iki yönlü olduğu bu tabloda görülür.
Asıl işveren bu 44.800 TL’yi ödeyip alt işverene rücu ederse, ödeme tarihinden itibaren avans faizi talep edebilir. Ödemeden 14 ay sonra açılan davada, avans faizi ile kanuni faiz arasındaki fark tek başına birkaç bin lirayı bulur; asıl alacak yüz binlerce lira ise fark katlanır.
Kesinleşme şerhi nasıl alınır ve ne işe yarar
Kesinleşme şerhi, kararı veren mahkemenin kalemi tarafından ilamın üzerine yazılır ve hükmün kanun yolu denetiminden geçtiğini veya süresi içinde başvurulmadığını gösterir. İşe iade dosyalarında bu şerh, hem on işgünlük başvuru süresini başlatır hem de fer’iler bakımından kesinleşme tartışmasını tamamen ortadan kaldırır.
Şerh talebi, dosyanın bulunduğu mahkemeye verilecek bir dilekçeyle yapılır. Bölge adliye mahkemesi kararı verilmişse dosya ilk derece mahkemesine döner ve şerh orada işlenir. 7036 sayılı Kanun m. 8 uyarınca işe iade davalarında bölge adliye mahkemesi kararı kesin olduğundan, temyiz süresinin geçmesi beklenmez.
Kesinleşme şerhinin tarihi ile tebliğ tarihinin karıştırılması sık görülen bir hatadır. On işgünlük süre, şerhin konulduğu tarihten değil, kesinleşen kararın işçiye tebliğ edildiği tarihten işler. Usulsüz tebligat iddiası bu noktada gündeme gelir ve sürenin yeniden hesaplanmasına yol açabilir.
Sonuç
İşe iade hükmünün kendisi icraya elverişli değildir ve bu, kesinleşme kuralından değil hükmün tespit niteliğinden kaynaklanır. Boşta geçen süre ücreti ile işe başlatmama tazminatı şarta bağlı olduğundan ilamlı takibe konu olmaz; uygulamada ilamsız takip ve itirazın iptali yolu izlenir. Tartışmanın gerçek alanı, yargılama gideri ve vekâlet ücretidir.
Bu noktada içtihat birliği bulunmamaktadır. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/33, K. 2017/33, T. 27.01.2017 sayılı kararı özel bir yasak bulunmadığından kesinleşmeden takibi mümkün görürken, Anayasa Mahkemesi’nin B. No: 2020/6926, T. 31.01.2023 sayılı kararında ifade edilen genel çerçeve işe iade kararlarının icra kabiliyeti için kesinleşmeyi öne çıkarır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/6472, K. 2015/16239, T. 14.09.2015 sayılı kararı da meseleyi net biçimde çözmemiştir. Uygulamada takipler yapılmakta, buna karşılık borçlular İİK m. 36 kapsamında teminat göstererek icranın geri bırakılmasını sağlamaktadır.
Fer’ilerin rücuen tahsilinde faiz kural olarak ödeme tarihinden işler; taraflar tacirse avans faizi uygulanır; borçlunun iflası hâlinde faiz, kararın verildiği tarihten iflasın açıldığı tarihe kadar hesaplanır ve İİK m. 195/1 uyarınca durur. Doğru sonuç, hangi kalemin hangi rejime tabi olduğunu takip talebinden önce ayrıştırmakla elde edilir. Dosyanızdaki kalem ayrımını ve faiz başlangıcını değerlendirmek isterseniz iletişime geçebilirsiniz.
50 Soruda İşe İade Kararı Kesinleşmeden İcra
1. İşe iade kararı kesinleşmeden icraya konulur mu?
İşe iade hükmünün kendisi kesinleşse de kesinleşmese de icraya konulamaz; 4857 sayılı Kanun m. 20 uyarınca verilen hüküm tespit niteliğindedir ve icra dairesince yerine getirilecek bir edim içermez.
2. İşe iade hükmü neden tespit hükmü sayılıyor?
Mahkeme yalnızca feshin geçersizliğini saptar; işvereni işçiyi çalıştırmaya zorlayan bir icra tedbiri 4857 sayılı Kanun m. 21’de öngörülmemiştir. Kanun, zorlama yerine parasal yaptırım seçmiştir.
3. İşe iade ilamı için icra emri düzenlenebilir mi?
Hayır. İİK m. 24 ile m. 30 arasındaki icra emri türlerinin hiçbiri işe iade hükmüne uymadığı için icra müdürü icra emri düzenleyemez.
4. Vekâlet ücreti ve yargılama gideri kesinleşmeden takibe konabilir mi?
Bu konuda içtihat birliği yoktur. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/33, K. 2017/33, T. 27.01.2017 sayılı kararı takibi mümkün görürken, aksi görüşü savunan kararlar da vardır.
5. Kesinleşmeden icraya konulamayan ilamlar hangileri?
Taşınmaz ayni haklarına ilişkin ilamlar (HMK m. 367/2), aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar, menfi tespit ilamları (İİK m. 72/5), yabancı ilam tenfizi (MÖHUK m. 57), kira tespit ilamları ve Sayıştay ilamları.
6. İşe iade bu listede var mı?
Hayır. 4857 sayılı Kanun m. 21’de işe iade ilamlarının kesinleşmeden icraya konulamayacağına dair özel bir hüküm bulunmamaktadır; bu, kesinleşmeden takibi savunan görüşün temel dayanağıdır.
7. Boşta geçen süre ücreti için ilamlı takip yapabilir miyim?
Yapamazsınız. İlamda rakam değil ücret katsayısı yazılı olduğundan İİK m. 32 anlamında icra emrine dökülebilecek belirli bir edim yoktur; genel haciz yoluyla ilamsız takip başlatılır.
8. İlamsız takipte işveren itiraz ederse ne olur?
Takip durur. İİK m. 62 uyarınca borçlu ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz edebilir; bunun üzerine alacaklının itirazın iptali davası açması gerekir.
9. İtirazın iptali davası ne kadar sürede açılmalı?
İİK m. 67 uyarınca itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Süre hak düşürücüdür ve geçirilirse takip düşer.
10. İcra inkâr tazminatı alabilir miyim?
İtirazın haksızlığı sabit olursa alacağın en az yüzde yirmisi oranında icra inkâr tazminatına hükmedilebilir. Alacağın likit olması şarttır; hesap tartışmalıysa talep reddedilir.
11. İşe başlatmama tazminatı ilamda neden rakam olarak yazmıyor?
4857 sayılı Kanun m. 21 tazminatı dört ile sekiz aylık ücret aralığında belirlemeyi öngördüğü için mahkeme katsayı belirler; rakam, ödeme aşamasında güncel ücret üzerinden hesaplanır.
12. Kesinleşmeden takip yapılırsa ne yapmalıyım?
İcra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine İİK m. 16 uyarınca şikâyet başvurusunda bulunmalısınız.
13. Şikâyet süresi kaç gün?
İİK m. 16/1 uyarınca yedi gündür ve şikâyet konusu işlemin öğrenildiği, ilamlı takipte icra emrinin tebliğ edildiği tarihten işlemeye başlar.
14. Kesinleşme şartına aykırılık süresiz şikâyet konusu mu?
Tartışmalıdır. Kuralı kamu düzeninden sayan görüş süresiz şikâyeti savunur; borçlunun menfaatini koruduğunu kabul eden görüş ise yedi günlük süreye tabi olduğunu ileri sürer.
15. Şikâyet süresini kaçırdım, başka çarem var mı?
İİK m. 36 uyarınca teminat göstererek bölge adliye mahkemesinden icranın geri bırakılması kararı alabilirsiniz. Teminat, alacağı, işlemiş faizi ve takip giderlerini karşılamalıdır.
16. Tehiri icra kararı ne kadar sürede alınmalı?
İcra müdürlüğünden alınan mehil vesikasında yazılı süre içinde alınmalıdır. Süre içinde karar sunulmazsa teminat çözülür ve haciz işlemleri devam eder.
17. Teminat olarak ne gösterilebilir?
Uygulamada en yaygın araç banka teminat mektubudur. Nakit teminat da mümkündür; icra dairesi tutarı alacak, işlemiş faiz ve giderleri kapsayacak şekilde belirler.
18. İşe iade kararı ne zaman kesinleşir?
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 8 uyarınca feshin geçersizliği ve işe iade davalarında bölge adliye mahkemesi kararı kesindir; temyiz yolu kapalı olduğundan istinaf kararıyla kesinleşme gerçekleşir.
19. İşe iade kararı kesinleşince kaç gün içinde başvurmalıyım?
4857 sayılı Kanun m. 21 uyarınca kesinleşen kararın tebliğinden itibaren on işgünü içinde işverene başvurmalısınız. Süre hak düşürücüdür.
20. On işgünlük süreyi kaçırırsam ne olur?
İşverence yapılmış fesih geçerli hâle gelir; işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti talep hakkınız düşer.
21. Başvuruyu nasıl yapmalıyım?
İspat kolaylığı açısından noter ihtarnamesiyle yapılması tercih edilir. Telefonla veya elden yapılan başvurunun ispatı çok güçtür.
22. İşveren bir ay içinde işe başlatmazsa ne olur?
İşe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti muaccel hâle gelir; işçi bu kalemler için ilamsız takip başlatabilir veya eda davası açabilir.
23. Rücu davasında faiz hangi tarihten başlar?
Kural olarak ödeme tarihinden başlar. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, E. 2020/120, K. 2021/109, T. 03.02.2021 sayılı kararında mal varlığındaki eksilmenin ödeme tarihinde gerçekleştiği belirtilmiştir.
24. Neden dava tarihi değil de ödeme tarihi esas alınıyor?
Rücu alacağı tazminat niteliğindedir ve zarar, ödemenin yapıldığı anda doğar. Dava tarihi esas alınırsa alacaklı aradaki dönemin faizini kaybeder.
25. Mahkeme gerekçede ödeme tarihi yazıp hükümde dava tarihi yazarsa ne olur?
Karar çelişkili sayılır ve kaldırılır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, E. 2024/746, K. 2025/270, T. 06.03.2025 sayılı kararında bu çelişki bozma sebebi yapılmıştır.
26. Ödeme tarihi hangi gündür?
İcra dosyasına yapılan ödemenin tarihi esas alınır. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/1261, K. 2026/364, T. 12.03.2026 sayılı kararında bu yaklaşım benimsenmiştir.
27. Birden çok taksitte ödeme yaptım, faiz nasıl hesaplanır?
Her ödeme için ayrı faiz başlangıcı belirlenir. Dilekçede ödemeler tarih ve tutar olarak tek tek gösterilmelidir.
28. İstinaf harcı gibi giderler için de faiz isteyebilir miyim?
Evet. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/1564, K. 2023/656, T. 30.03.2023 sayılı kararında istinaf harcı ve vekâlet ücreti gibi giderlerin ödeme tarihlerinden itibaren yasal faiziyle istenebileceği belirtilmiştir.
29. Taraflar tacirse hangi faiz uygulanır?
Avans faizi uygulanır. Dayanak 3095 sayılı Kanun m. 2/3 ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 19/2’dir.
30. Avans faizi kanuni faizden ne kadar yüksek?
Avans faizi, Merkez Bankası’nın kısa vadeli avanslara uyguladığı orana bağlıdır ve genellikle kanuni faizin belirgin biçimde üzerindedir. Oran dönemsel olarak değişir.
31. Dilekçede sadece yasal faiz istedim, avans faizine hükmedilir mi?
Hükmedilmez. HMK m. 26 taleple bağlılık ilkesi uyarınca mahkeme talebi aşamaz; avans faizi açıkça talep edilmelidir.
32. Avans faizi başlangıcı da ödeme tarihi mi?
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, E. 2023/1023, K. 2024/534, T. 16.05.2024 sayılı kararında ödeme tarihinden avans faizi uygulanmıştır. Dava tarihini esas alan kararlar da bulunmaktadır.
33. Borçlu iflas ederse faiz işlemeye devam eder mi?
Etmez. İİK m. 195/1 uyarınca iflasın açılması, rehinle temin edilmemiş alacaklar bakımından faizlerin işlemesini durdurur.
34. İflasta faiz hangi tarihten hangi tarihe kadar hesaplanır?
Kararın verildiği tarihten iflasın açıldığı tarihe kadar hesaplanır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/4069, K. 2026/105, T. 12.01.2026 sayılı kararında bu ilke benimsenmiştir.
35. İflas tarihinden sonra faiz istenirse ne olur?
Talep reddedilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2022/727, K. 2026/92, T. 22.01.2026 sayılı kararında iflas tarihine kadar faiz uygulanması yönteminin hukuka uygun olduğu vurgulanmıştır.
36. Vekâlet ücreti masaya nasıl yazılır?
İflasın açıldığı tarihe kadar işleyen faizler ve takip masraflarıyla birlikte asıl alacağa eklenerek yazılır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, E. 2021/1876, K. 2021/1395, T. 29.12.2021 sayılı kararı bu yöndedir.
37. Rehinli alacaklarda faiz durur mu?
Durmaz. İİK m. 195/2 uyarınca rehinle temin edilmiş alacaklarda faiz, rehinli malın satış tutarı bunları karşıladığı sürece işlemeye devam eder.
38. İşçilik alacakları iflasta hangi sırada?
İİK m. 206 uyarınca birinci sırada yer alır; iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş alacaklar ile kıdem ve ihbar tazminatları bu kapsamdadır.
39. Rücu alacağı da birinci sırada mı?
Hayır. Ödeme yapan asıl işveren işçinin imtiyazlı konumunu devralmaz; rücu alacağı tazminat niteliğinde adi alacak olarak imtiyazsız sırada yer alır.
40. İlam vekâlet ücretinden damga vergisi kesilir mi?
Ödemeyi yapan taraf kamu idaresi ise 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu m. 1 kapsamında makbuz karşılığı ödeme sayılarak kesinti yapılır. Özel kişiler arasındaki icra ödemelerinde kesinti doğmaz.
41. Damga vergisi oranı kaç?
Oran her yıl yeniden değerleme ile güncellenir; ödeme tarihinde yürürlükte olan Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliği’ndeki orana bakılması gerekir.
42. Kesilen damga vergisini borçludan ayrıca isteyebilir miyim?
İsteyemezsiniz. Kesinti ödemeyi yapan idarenin vergi yükümlülüğünden doğar ve ilamda yazılı tutarın içinden karşılanır.
43. Karşı yan vekâlet ücreti kime aittir?
1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 164/son uyarınca dava sonunda karşı tarafa yükletilen vekâlet ücreti avukata aittir; aksine sözleşme hükmü yoksa müvekkil bu ücret üzerinde hak iddia edemez.
44. Kısmi ödeme hangi kalemden düşülür?
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 100 uyarınca önce takip masrafları ve işlemiş faiz, ardından asıl alacak kapanır. Borçlu bu sırayı tek taraflı değiştiremez.
45. İstinaf sadece bir kaleme yapılırsa diğerleri kesinleşir mi?
İstinaf edilmeyen kalemler şeklî anlamda kesinleşir. Ancak asıl hüküm kaldırılırsa yargılama gideri ve vekâlet ücreti yükü de yön değiştireceğinden fer’ilerde bağımsız kesinleşme tartışmalıdır.
46. İşe iade davasında temyiz yolu var mı?
Yoktur. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 8 uyarınca feshin geçersizliği ve işe iade davalarında bölge adliye mahkemesi kararı kesindir.
47. Kesinleşme şerhini nereden alırım?
Kararı veren ilk derece mahkemesinin kaleminden dilekçeyle talep edilir. Bölge adliye mahkemesi kararı sonrası dosya ilk derece mahkemesine döner ve şerh orada işlenir.
48. Asıl işveren ödediği tutarı alt işverene rücu edebilir mi?
Edebilir. 4857 sayılı Kanun m. 2’deki müteselsil sorumluluk ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 167’deki müteselsil borçlular arası rücu hükmü dayanak oluşturur.
49. Rücu davasında hangi mahkeme görevli?
Taraflar tacir ve uyuşmazlık hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan ticari nitelikteyse asliye ticaret mahkemesi görevlidir.
50. Kesinleşmeden ödeme yaptım, istinaf lehime sonuçlanırsa geri alabilir miyim?
Alabilirsiniz. Hüküm kaldırılıp dava reddedilirse ödenen tutar sebepsiz zenginleşme veya istirdat yoluyla geri istenebilir; ayrıca lehinize yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilir.
Kaynakça
Mevzuat
4857 sayılı İş Kanunu m. 2, 18, 19, 20, 21, 32.
2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu m. 16, 24, 25, 26, 30, 32, 33, 36, 41, 58, 62, 67, 68, 72, 138, 193, 195, 206.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 26, 297, 302, 303, 323, 326, 330, 341, 350, 367.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 100, 146, 167.
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3, 7, 8, 15.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 8, 19.
3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun m. 1, 2.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 164, 166.
488 sayılı Damga Vergisi Kanunu m. 1, 3, 24.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu m. 1.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu m. 94.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m. 57.
6085 sayılı Sayıştay Kanunu m. 53.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 4.
5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu m. 1.
Yargı kararları
Aşağıdaki kararların tam metnine Yargıtay Karar Arama ve Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası üzerinden esas ve karar numarasıyla ulaşılabilir.
Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/33, K. 2017/33, T. 27.01.2017
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/6472, K. 2015/16239, T. 14.09.2015
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/888, K. 2025/3817, T. 24.04.2025
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/4069, K. 2026/105, T. 12.01.2026
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/586, K. 2025/1248, T. 16.12.2025
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/1261, K. 2026/364, T. 12.03.2026
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/3015, K. 2025/1207, T. 31.10.2025
Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/645, K. 2024/104, T. 12.02.2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, E. 2020/120, K. 2021/109, T. 03.02.2021
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, E. 2025/1102, K. 2025/1108, T. 08.10.2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, E. 2021/1876, K. 2021/1395, T. 29.12.2021
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, E. 2022/1859, K. 2022/1481, T. 21.12.2022
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2022/727, K. 2026/92, T. 22.01.2026
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, E. 2024/746, K. 2025/270, T. 06.03.2025
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, E. 2023/1023, K. 2024/534, T. 16.05.2024
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi, E. 2019/1152, K. 2024/653, T. 30.04.2024
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/1564, K. 2023/656, T. 30.03.2023
Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, B. No: 2020/6926, T. 31.01.2023
Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, B. No: 2018/15809, T. 07.09.2021
Doktrin ve akademik kaynaklar
Baki Kuru, İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı.
Timuçin Muşul, İcra ve İflâs Hukuku.
Sarper Süzek, İş Hukuku.
Nuri Çelik, Nurşen Caniklioğlu, Talat Canbolat, İş Hukuku Dersleri.
Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Meral Sungurtekin Özkan, Muhammet Özekes, İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı.
Murat Şen, İş Güvencesi ve İşe İade Davaları.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her dosyanın kendine özgü koşulları vardır.
