Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde düzenlenen ve Türkiye’de açılan çekişmeli boşanma davalarının neredeyse tamamına dayanak yapılan genel boşanma sebebidir. Halk arasında şiddetli geçimsizlik denilen bu sebep, eşler arasındaki uyuşmazlığın ortak hayatı sürdürmeyi beklenemez hale getirmesini arar. Mahkeme iki şeye bakar: geçimsizlik gerçekten var mı, varsa kim kusurlu.
Bu yazıda TMK m. 166/1-2 uygulamasının bütün aşamalarını sırayla anlattım: geçimsizliğin çekilmezlik ölçütü, iddiaların hangi delillerle ispatlanacağı, duyuma dayalı tanık beyanının neden hükme esas alınamayacağı, kusurun tam, ağır, az ya da eşit dağıtılmasının tazminat ve nafakaya etkisi, af ve hoşgörü savunması, sosyal inceleme raporu, ayrılık kararı, kanun yolu süreleri ve boşanma sonrası soyadı.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedir?
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, eşler arasındaki anlaşmazlığın ortak hayatı sürdürmeyi kendilerinden beklenemeyecek düzeye getirmesidir. TMK m. 166/1 uyarınca bu durumda eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Sebep sayılı değildir; kanun tek tek davranış saymaz, sonuca bakar. Bu yüzden nispi ve genel bir boşanma sebebi olarak anılır.
Kanun metni açıktır: evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışsa boşanmaya karar verilebilir. Bakırköy 11. Aile Mahkemesi, E. 2018/926, K. 2019/523, T. 09.07.2019 kararında bu çerçeve aynen aktarılmış; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/5189, K. 2025/2283, T. 04.03.2025 kararında da 166. maddenin birinci ve ikinci fıkrası uyarınca boşanmaya hükmedilebileceği teyit edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrası ayrı bir katman ekler. Davacının kusuru daha ağırsa, davalı eş boşanmaya itiraz edebilir. Ancak bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evlilik birliğinin devamında davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/680, K. 2024/7995, T. 30.10.2024 kararında, evliliğin sürmesinde ne taraflar ne çocuklar ne de toplum yönünden korunmaya değer bir yarar kalmadığı gerekçesiyle boşanmaya hükmedilmiştir.
Uygulamada dava, üç soruya indirgenir. Ortak hayatı çekilmez kılan bir geçimsizlik var mı? Varsa hangi eşin davranışından kaynaklanıyor? Kusur dağılımına göre tazminat ve nafaka koşulları oluşmuş mu? Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/2347, K. 2023/6388, T. 21.12.2023 kararında uyuşmazlığın kapsamı tam olarak bu üç eksende tanımlanmıştır. Aynı çerçeve E. 2023/4175, K. 2024/2605, T. 18.04.2024 ve E. 2023/6596, K. 2024/3572, T. 16.05.2024 sayılı kararlarda da tekrarlanmıştır.
Geçimsizliğin ortak yaşamı çekilmez kılması şartı
Bir olayın yaşandığını kanıtlamak boşanma için yetmez. Aynı olayın davacı eş yönünden ortak yaşamı katlanılmaz hale getirdiği de ortaya konmalıdır. Çekilmezlik, sebebin nispi karakterinden doğan ikinci ve bağımsız bir koşuldur. Aynı davranış bir dosyada boşanma sebebi sayılırken diğerinde sayılmayabilir.
Bakırköy 11. Aile Mahkemesi, E. 2018/926, K. 2019/523, T. 09.07.2019 kararı bu ayrımı net biçimde kurar: şiddetli geçimsizlik nispi boşanma nedeni olduğundan, evlilik birliğini temelinden sarsan bir olayın kanıtlanması yeterli değildir; ayrıca o olay nedeniyle ortak yaşamın davacı eş için katlanılmaz hale gelmiş olması gerekir.
Çekilmezlik unsurunun gerçekleşmediği hallerde dava reddedilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/26162, K. 2018/11321, T. 17.10.2018 kararında, dosyada ortak hayatı temelinden sarsacak ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte ciddi sebep ve delil tespit edilemediği, 166. maddedeki çekilmezlik ve temelden sarsılma unsurunun gerçekleşmediği belirtilerek ret kararı yerinde bulunmuştur.
Bunun aynası da vardır. Geçimsizlik sabit görüldüğünde eşleri birlikte yaşamaya zorlamak kanunen mümkün değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/4171, K. 2025/11375, T. 17.12.2025 kararında bu ilke tekrarlanmış, hatalı gerekçeyle verilen ret kararı bozulmuştur. Aynı yöndeki değerlendirme Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2009/11915, K. 2010/13670, T. 07.07.2010 kararında da yer alır.
Somut örnekle çekilmezlik ölçütü nasıl kurulur?
Çekilmezlik soyut bir sıfat değildir; olayların sıklığı, süresi, tanık önünde gerçekleşip gerçekleşmediği ve tarafların yaşam düzenine etkisiyle ölçülür. Tek bir tartışma ile üç yıl boyunca haftada birkaç kez tekrarlanan aşağılama, mahkeme gözünde aynı ağırlıkta değildir. Süreklilik, çekilmezliğin en güçlü göstergesidir.
Kurgusal bir örnek üzerinden bakalım. Dokuz yıllık bir evlilikte, eşlerden biri son iki yıl boyunca diğerinin çalışmasına engel olmuş, maaş kartına el koymuş, ortak konutun kirasını ödemeyi bırakmış ve tartışmalarda üçüncü kişilerin yanında küçük düşürücü sözler söylemiştir. Burada dört ayrı vakıa vardır ve her biri ayrı tanıkla ispatlanabilir. Toplamı, tek bir tartışmadan çok farklı bir tablo çizer.
Buna karşılık, üç yıl önce yaşanmış tek bir tartışmanın ardından tarafların birlikte yaşamayı sürdürdüğü, ortak tatile çıktığı ve ortak yatırım yaptığı bir dosyada, aynı tartışmanın bugün çekilmezlik yaratması beklenmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/8659, K. 2024/5300, T. 03.07.2024 kararında, resmî nikâh tarihinden öncesine ait olayların geçimsizlik sebebi sayılamayacağı ve davacının bu davranışları hoşgörüyle karşılayarak evlendiği tespit edilmiştir.
Süreklilik gösteren aşağılama ve psikolojik baskının nasıl vakıalaştırıldığını, hangi tanık sorularının sorulması gerektiğini boşanmada psikolojik şiddet ve ispatı yazısında olay örgüsü üzerinden ayrıntılandırdım.
Temelinden sarsılması davasında ispat yükü ve soyut iddia sorunu
İddia eden ispatla yükümlüdür. Boşanma davasında davacı, dayandığı her vakıayı ayrı ayrı kanıtlamak zorundadır. Sadece şiddetli geçimsizlik var demek, sebebini ve nasıl gerçekleştiğini açıklamadan iddia ileri sürmek dosyayı taşımaz. Yargıtay bu tür anlatımları sebep ve saikten uzak beyan olarak niteler ve hükme esas almaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/6396, K. 2024/4894, T. 26.06.2024 kararında, dava dilekçesinde yalnızca şiddetli geçimsizlik sebebine dayanan erkeğin iddiasının sebep ve saikten uzak beyan niteliğinde olduğu, davasını ispatlar nitelikte sebebe ve delile dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddi hukuka uygun bulunmuştur.
Delil bildirmemenin sonucu daha da serttir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/6403, K. 2024/3125, T. 02.05.2024 kararında, boşanma kararı verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun bulunması ve bunun davacı tarafından ispatlanması gerektiği vurgulanmış; davacının tanık deliline dayanmadığını ve sunacak delili bulunmadığını beyan etmesi üzerine davalıya atfedilebilecek hiçbir kusurun ispatlanamadığı sonucuna varılmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/9239, K. 2024/5572, T. 10.09.2024 kararında da davacının iddialarını somut ve şüpheden uzak delillerle veya tanık ifadeleriyle ispat edemediği, davalıya atfı kabil bir kusur ortaya koyamadığı belirlenmiştir. Pratik çıkarım şudur: dilekçe aşamasında hangi olayın, hangi tarihte, kimin önünde yaşandığı yazılmalı ve o olayın tanığı ayrıca bildirilmelidir.
Duyuma dayalı tanık beyanının değeri ve görgüye dayalı beyanın kurulması
Duyuma dayalı tanık beyanı kusur belirlemesinde kullanılamaz. Tanığın olayı taraflardan ya da üçüncü kişilerden aktarması, beyanı hükme esas alınamaz hale getirir. Mahkemenin aradığı şey, tanığın olayı bizzat görmesi ya da duymasıdır. Görgüye dayalı beyan, yer, zaman ve olayın gelişimini içerir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5800, K. 2024/2520, T. 17.04.2024 kararında, tanıkların taraflardan ya da üçüncü şahıslardan duyum olarak aktardıkları beyanların, affedilen ya da hoşgörüyle karşılanan olaylara ilişkin beyanların, dava tarihinden sonra gerçekleşen olaylar hakkındaki beyanların ve dilekçelerde dayanılmayan maddi vakıalara ilişkin beyanların kusur belirlemesinde dikkate alınmadığı belirtilmiştir.
Aynı ölçüt Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/7347, K. 2024/3701, T. 21.05.2024 kararında da uygulanmış; dinlenen tanıkların anlatımlarının yer ve zaman içermediği, taraflardan aktarılan, görgüye dayanmayan, sebep ve saiki açıklanmayan inandırıcılıktan uzak beyanlar olduğu gerekçesiyle bu ifadelere itibar edilmemiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/8659, K. 2024/5300, T. 03.07.2024 kararında da bir kısım tanık sözünün temelden sarsılma durumunu kabule elverişli olmadığı kaydedilmiştir.
Görgüye dayalı beyan nasıl kurulur? Tanık listesi hazırlanırken şu soruların cevabı önceden bilinmelidir: Tanık olayı nerede gördü? Hangi ay ve hangi yıl? Ortamda başka kim vardı? Tarafların tam olarak hangi sözleri söylediğini hatırlıyor mu? Bu dört başlık karşılanmıyorsa o tanık dosyaya katkı sağlamaz, hatta çelişkili anlatımıyla zarar verebilir. Komşu, iş arkadaşı ve apartman görevlisi gibi olaya dışarıdan tanık olan kişiler çoğu zaman aile bireylerinden daha güçlü sonuç doğurur.
Salt fiili ayrılık tek başına boşanma sebebi midir?
Hayır. Eşlerin ayrı evlerde yaşıyor olması, tek başına evlilik birliğinin sarsıldığını göstermez. Ayrılığa kimin sebep olduğu ve ayrılık döneminde tarafların davranışları incelenir. Fiili ayrılığa dayanan davalarda ayrıca bir kusurlu davranış ispatlanmazsa dava reddedilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/9239, K. 2024/5572, T. 10.09.2024 kararında, salt fiili ayrılığın yerleşik içtihatlarla boşanma sebebi sayılmayan davranışlardan olduğu belirtilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/7347, K. 2024/3701, T. 21.05.2024 kararında da fiili ayrılığın tek başına boşanma sebebi olmadığı, boşanma için birliğin temelinden sarsıldığının sabit olması gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Ayrılığın kendisi değil, ayrılığın sebebi önemlidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/5189, K. 2025/2283, T. 04.03.2025 kararında, tarafların bağımsız aile konutunun bulunmadığı, erkeğin kadını ailesinin yanına bırakıp gittiği ve bir daha arayıp sormadığı, bu haliyle birlikte yaşamaktan kaçındığı tespit edilerek boşanma şartlarının oluştuğu kabul edilmiştir. Burada boşanmayı doğuran şey ayrılık değil, birlikte yaşamaktan kaçınma davranışıdır.
TMK m. 166/4’te düzenlenen ayrı bir hâl daha vardır: reddedilen boşanma davasının kesinleşmesinden başlayarak üç yıl geçmiş ve ortak hayat yeniden kurulamamışsa, birlik temelden sarsılmış sayılır ve istem üzerine boşanmaya karar verilir. Bu, fiili ayrılığın kanunda özel olarak sonuç bağlanmış tek görünümüdür ve genel kuralın istisnasıdır.
Kusur oranının somut ölçütleri ve kusurun tazminat ile nafakaya yansıması
Kusur, dosyada sabit görülen vakıaların ağırlığına göre belirlenir; yüzdelik bir tabloya bağlı değildir. Mahkeme her eşe yüklenen davranışları ayrı ayrı sıralar, karşılaştırır ve tam kusur, ağır kusur, az kusur ya da eşit kusur sonucuna varır. Bu sonuç tazminat ve nafaka taleplerinin kaderini belirler.
Ölçütler uygulamada şunlardır: davranışın süreklilik gösterip göstermediği, kişilik haklarına yönelip yönelmediği, çocukların bundan etkilenip etkilenmediği, ekonomik sonuç doğurup doğurmadığı, karşı tarafın davranışına tepki niteliğinde olup olmadığı ve olayların zaman sırası. Bir eşin kıskançlığı, diğerinin güven sarsıcı davranışına tepki ise kusur olarak yüklenmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/2347, K. 2023/6388, T. 21.12.2023 kararında, başka bir kadınla görüşerek güven sarsıcı davranışta bulunan ve eşi ile ailesini tehdit eden erkeğin tam kusurlu olduğu, erkeğin bu davranışı karşısında kadına kıskançlık kusuru yüklenemeyeceği kabul edilmiştir.
Kusur dağılımının maddi sonucu nettir. TMK m. 174/1 uyarınca maddi tazminat isteyen eşin kusurunun daha az olması, m. 174/2 uyarınca manevi tazminat isteyenin kişilik haklarının saldırıya uğramış olması aranır. TMK m. 175 gereği yoksulluk nafakası talep eden eşin de kusuru daha ağır olmamalıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5800, K. 2024/2520, T. 17.04.2024 kararında davacının kusursuz, davalının tam kusurlu olduğu belirlenerek kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Eşit kusur hâlinde tablo değişir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/963, K. 2024/8897, T. 20.11.2024 kararında, her iki tarafın da karşılıklı olumsuz davranışlar sergilediği, kadının eşin uyarısına rağmen sık sık çocuklarının yanına yatılı gittiği ve erkeğin de kadına ve kadının kızına ekonomik şiddet uyguladığı belirlenerek eşit kusur sonucuna varılmıştır. Eşit kusur, boşanmaya engel değildir; ancak tazminat yolunu kapatır.
Tazminat ve nafaka miktarı, tarafların ekonomik ve sosyal durumu ile hakkaniyet ilkesine göre takdir edilir. Bir örnek: 14 yıllık evlilikte, aylık net 60.000 TL gelirli bir eş tam kusurlu bulunmuş, diğer eş ev dışında çalışmamış ve mesleki geçmişi bulunmuyorsa yoksulluk nafakası koşulları büyük olasılıkla oluşur; miktar ise talep, gelir belgeleri ve yaşam standardına göre belirlenir. Bu hesap dosyanın kendi verilerine göre değişir. Kendi durumunuzu değerlendirmek isterseniz iletişime geçebilirsiniz.
Boşanmayla birlikte açılan ya da boşanmanın kesinleşmesinden sonra görülen mal rejimi tasfiyesinde kusurun rolü sınırlıdır. Katılma alacağının hesabı ile kusur ilişkisini edinilmiş mallara katılma rejimi ve tasfiyesi yazısında ayrı ayrı ele aldım.
Az kusurlu eşin dava açması ve TMK m. 166/2 itirazı
Az kusurlu eş boşanma davası açabilir. Kanun, davacının kusursuz olmasını aramaz; aradığı şey davalıya atfedilebilecek en az bir kusurlu davranışın bulunmasıdır. Buna karşılık davacının kusuru daha ağırsa, davalı eş TMK m. 166/2 uyarınca boşanmaya itiraz edebilir.
İtiraz mutlak değildir. Maddenin ikinci cümlesi, bu itirazın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olması ve evlilik birliğinin devamında davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmaması hâlinde boşanmaya karar verilebileceğini söyler. Mahkeme burada iki ayrı denetim yapar: itirazın samimiyeti ve birliğin devamındaki yarar.
Uygulamada itirazın kabul görmesi zordur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/680, K. 2024/7995, T. 30.10.2024 kararında, evliliğin devamında ne taraflar ne müşterek çocuklar ne de toplum açısından korunmaya değer bir yarar bulunmadığı gerekçesiyle boşanmaya hükmedilmiştir. Yıllardır ayrı yaşayan, aralarında karşılıklı ceza dosyaları bulunan eşler bakımından itirazın sonuç doğurması beklenmez.
Az kusurlu eşin davası kabul edildiğinde kusur dengesi tazminat bakımından belirleyici olur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/1028, K. 2023/3481, T. 21.06.2023 kararında, erkeğin hakaret ve ilgisizliği ile kadının eşin ailesini beğenmeyip küçümsemesi karşılaştırılmış; erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu sonucuna varılarak boşanmaya karar verilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2010/4059, K. 2011/4966, T. 21.03.2011 kararında da her iki tarafın kusurlu olduğu bir dosyada, ağır kusurlu kocanın boşanma davasının da kabulü gerektiği belirtilmiştir.
Buradaki tek gerçek sınır, davalının hiçbir kusurunun bulunmamasıdır. Davacı tamamen kusurlu ve davalıya atfedilebilecek en küçük bir davranış bile ispatlanamamışsa dava reddedilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/6403, K. 2024/3125, T. 02.05.2024 kararı bu sonucun tipik örneğidir.
Af ve hoşgörü sayılan davranışlar; affedilen olay yeniden dayanak yapılabilir mi?
Affedilen ya da hoşgörüyle karşılanan bir olay, sonraki boşanma davasında kusur olarak yeniden ileri sürülemez. Af, açık bir beyanla olabileceği gibi davranışla da ortaya konabilir. Olaydan sonra ortak hayatın sürdürülmesi, uygulamada affın en güçlü göstergesidir. Af iddiasını ileri süren taraf bunu ispatlamak zorundadır.
Af sayılan tipik davranışlar şunlardır: olaydan sonra aynı konutta yaşamaya devam etmek, birlikte tatile çıkmak, ortak sosyal etkinliklere katılmak, olayın ardından yeniden çocuk sahibi olmak, eşin ailesiyle ilişkileri sürdürmek ve olayı bilerek uzun süre sessiz kalmak. Bunların hiçbiri tek başına kesin sonuç doğurmaz; mahkeme bütünü değerlendirir.
Af, kendiliğinden varsayılmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/137, K. 2024/799, T. 13.02.2024 kararında, olay sonrası tarafların bir arada yaşamadıkları dosya kapsamındaki delillerle sabit olduğundan, davanın olaydan 1 yıl 11 ay sonra açılmış olmasının erkeğin davranışlarının affedildiği şeklinde yorumlanamayacağı belirtilmiştir. Yani sadece geç dava açmak af anlamına gelmez; belirleyici olan ortak hayatın sürüp sürmediğidir.
Affedilen olayın hükme esas alınamayacağı ilkesi Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5800, K. 2024/2520, T. 17.04.2024 kararında açıkça yer alır: evliliğin devamı sırasında affedilen ya da hoşgörüyle karşılanan olaylara ilişkin tanık beyanlarına kusur belirlemesinde itibar edilmemiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/8659, K. 2024/5300, T. 03.07.2024 kararında da nikâh öncesi davranışların hoşgörüyle karşılanmış sayıldığı kaydedilmiştir.
Uygulamada iki noktaya dikkat etmek gerekir. Birincisi, af yalnızca affedilen olayı kapsar; aynı davranış af sonrası tekrarlanırsa yeni bir vakıa doğar ve dava buna dayandırılabilir. İkincisi, zorunlu birlikte yaşama hâlleri, örneğin barınacak başka yeri olmayan eşin aynı evde kalmaya devam etmesi, otomatik olarak af sayılmamalıdır; bu durumda evin içinde ayrı yaşandığı tanıkla ortaya konmalıdır.
Evlilikten önceki olaylar boşanma sebebi yapılabilir mi?
Nişanlılık ya da tanışma dönemine ait davranışlar kural olarak boşanma sebebi sayılmaz. TMK m. 166/1 değerlendirmesi, evlilik birliği kurulduktan sonraki döneme ilişkindir. Evlenmeden önce bilinen davranışlara rağmen evlenilmişse, bu olaylar hoşgörüyle karşılanmış kabul edilir ve kusur olarak yüklenemez. İstisnası, gizlenip sonradan ortaya çıkan durumlardır.
Kuralın gerekçesi maddenin yapısındadır. Sarsılan şey evlilik birliği olduğuna göre, ortada henüz bir birlik yokken gerçekleşen davranışın birliği sarsmasından da bahsedilemez. Nişanlılık dönemine ait uyuşmazlıklar ise ayrı hükümlere tabidir: TMK m. 120 maddi tazminatı, m. 121 manevi tazminatı, m. 122 hediyelerin geri verilmesini düzenler ve bu talepler m. 123 uyarınca bir yıllık zamanaşımına tabidir.
İkinci dayanak hoşgörüdür. Eşinin geçmişteki bir ilişkisini, borç yükünü, alışkanlıklarını ya da ailesiyle yaşadığı gerginliği bilerek nikâh masasına oturan taraf, aynı olguyu sonradan kusur olarak ileri süremez. Dosyada bu nokta çoğu zaman af tartışmasıyla birleşir; bilinerek kabul edilmiş bir durum, sonradan ortaya çıkmış gibi anlatıldığında tanık beyanları bunu ortaya koyar.
Evlenmeden önce var olan, ancak diğer eşten gizlenen ve sonradan öğrenilen durumlar farklı değerlendirilir. Burada iki ayrı yol vardır. Birincisi evlenmenin iptalidir: TMK m. 149/2 uyarınca eşin, birlikte yaşamayı çekilmez kılacak derecede önemli bir niteliğinde yanılma; TMK m. 150 uyarınca namus ve onur hakkında aldatılma ya da davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalığın gizlenmesi iptal sebebidir. TMK m. 152 uyarınca iptal davası, sebebin öğrenilmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
İkinci yol boşanmadır. Gizlenen durumun evlilik içinde ortaya çıkması hâlinde kusur değerlendirmesinin konusu, evlenmeden önceki olayın kendisi değil o olayın gizlenmiş olması ve gizlemenin evlilik içindeki yansımalarıdır. Aynı biçimde, evlenmeden önce başlayıp evlilik boyunca süren bir ilişki bakımından dayanak, ilişkinin evlilik dönemine düşen bölümüdür. Önceki dönem yalnızca arka planı anlatan bir bilgi olarak dilekçeye girer.
Kusur belirlemesinin hüküm sonucuyla bağı
Gerekçede tartışılan ve sabit kabul edilen vakıalara dayalı kusur belirlemesi, hüküm sonucuyla doğrudan bağlantılıdır. Mahkeme, bir vakıayı sabit kabul etmişse hükmünü buna göre kurmak, kabul etmemişse gerekçesini açıklamak zorundadır. Kusur ile hüküm arasındaki bağın kopması bozma sebebidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/714, K. 2025/293, T. 14.05.2025 kararında, boşanma davalarında gerekçede tartışılan ve sabit kabul edilen vakıalara dayalı olarak belirlenen kusurun hüküm sonucuyla sıkı sıkıya bağlı olduğu tespit edilmiştir. Aynı kararda, ilk derece mahkemesince erkeğe yüklenen sadakatsizlik vakıasına yönelik istinaf başvurusunun bölge adliye mahkemesince incelenmemiş olduğu gözetilmeksizin bu vakıanın yok sayılarak hüküm kurulmasının kanunun açık ihlali niteliğinde olduğu ve bozmayı gerektirdiği belirtilmiştir.
Bunun taraflar için pratik anlamı büyüktür. Kusur belirlemesine yönelik istinaf sebepleri tek tek ve ayrı ayrı yazılmalıdır. Kararda size yüklenen her vakıa için ayrı bir başlık açılmalı, o vakıanın hangi delille sabit sayıldığı ve neden yerinde olmadığı gösterilmelidir. Genel ifadelerle yazılan bir istinaf dilekçesi, kusur dengesini değiştirmez.
Vakıa ileri sürme bakımından ıslah da önemli bir araçtır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/3486, K. 2023/2390, T. 11.05.2023 kararında, davacının sunduğu ıslah dilekçesi nazara alınarak tarafların iddia ve savunmaları ile delillerin bir bütün hâlinde değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; ıslahla ileri sürülen sadakatsizlik ve güven sarsıcı davranışların tanık beyanlarıyla ispatlandığı kabul edilerek boşanmaya karar verilmiştir.
Terditli dava: özel boşanma sebebiyle genel sebebin birlikte ileri sürülmesi
Özel boşanma sebeplerinden biri asıl talep, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ise yedek talep olarak aynı dilekçede ileri sürülebilir. Hâkim önce asıl talebi inceler; şartları oluşmamışsa yedek talebe geçer. Terditli talep, özel sebebin ispatlanamaması hâlinde davanın tümden reddedilmesini önler. Sıralama dilekçede açıkça gösterilmelidir.
Özel sebepler TMK m. 161 ile 165 arasında sayılmıştır: zina (m. 161), hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (m. 162), suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (m. 163), terk (m. 164) ve akıl hastalığı (m. 165). Bir kısmı mutlak sebeptir; ispatlandığında ortak hayatın çekilmez hâle geldiği ayrıca aranmaz. TMK m. 163 ve m. 165 ise nispi sebeptir, birlikte yaşamanın diğer eş için çekilmez olduğu ayrıca gösterilir.
Terditli talebin pratik değeri sürelerde ve ispat standardında ortaya çıkar. TMK m. 161 ve m. 162 uyarınca dava hakkı, sebebin öğrenilmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde sebebin doğumundan itibaren beş yıl geçmekle düşer. TMK m. 164 uyarınca terkte ayrılığın en az altı ay sürmüş ve devam ediyor olması ile hâkim veya noter aracılığıyla yapılan ihtardan sonra iki aylık sürenin sonuçsuz geçmesi aranır. Bu şartlardan biri gerçekleşmediğinde asıl talep reddedilir; aynı maddi olaylara dayanan TMK m. 166/1 talebi ise ayakta kalır.
İnceleme sırası bağlayıcıdır. Hâkim önce asıl talebi karara bağlar; kabul ederse yedek talebi incelemesine gerek kalmaz. Asıl talebi reddediyorsa yedek talep hakkında ayrıca hüküm kurmak zorundadır. HMK m. 297/2 uyarınca hükmün sonuç kısmında taleplerin her biri hakkında verilen karar ayrı ayrı gösterilir; yedek talep karşılıksız bırakıldığında karar bu yönüyle eksik kalır.
Sonucun kusur ve tazminata etkisi iki yönlüdür. Mutlak bir özel sebebe dayanılarak boşanmaya karar verildiğinde bile TMK m. 174 kapsamındaki tazminat talepleri kusur karşılaştırmasını gerektirir; tam kusur tespiti kendiliğinden doğmaz. Dilekçede talep sonucu, öncelikle hangi maddeye dayanıldığı ve kabul edilmemesi hâlinde hangi maddeye geçileceği yazılarak kurulur. Delil listesi de bu ayrıma göre bölünür; hangi delilin hangi sebebi ispata yaradığı gösterilmezse iki talep birbirine karışır ve tahkikat dağılır.
Ayrılık kararı ve TMK m. 170/3
Boşanma sebebi ispatlanmışsa hâkim, boşanmaya ya da ayrılığa hükmedebilir. Ayrılık kararı verilebilmesi için hem boşanma sebebinin gerçekleşmesi hem de ortak hayatın yeniden kurulması olanağının bulunması gerekir. TMK m. 170/3 uyarınca dava yalnız ayrılığa ilişkinse boşanmaya karar verilemez.
Ayrılık, bir ile üç yıl arasında bir süre için hükmedilir ve TMK m. 171 uyarınca süre bittiğinde ayrılık durumu kendiliğinden sona erer. Ortak hayat yeniden kurulmamışsa eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Ayrılık süresince evlilik hukuken devam ettiğinden mal rejimi de sürer; bu, tarafların çoğu zaman gözden kaçırdığı bir sonuçtur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2012/5773, K. 2012/14398, T. 30.05.2012 kararında bu ölçüt hatırlatılmış; tarafların karşılıklı olarak birbirlerine şiddet uyguladığı, hakaret ettiği, kocanın birlik görevlerini yerine getirmediği ve eşlerin tekrar bir araya gelme ihtimalinin bulunmadığı belirlenerek, her iki tarafın boşanma taleplerinin kabulüyle TMK m. 166/1-2 uyarınca boşanmaya karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçeyle ayrılık hükmü kurulmasının doğru olmadığı sonucuna varılmıştır.
Pratikte ayrılık kararı nadiren verilir. Taraflardan biri barışma ihtimalini samimi biçimde ortaya koymuyorsa, mahkemenin ayrılığa hükmetmesi bozma riski taşır. Ayrılık talebi genellikle, tarafların bir süre daha düşünmek istediği ve çocukların durumu bakımından kademeli bir geçişin arzu edildiği dosyalarda anlam kazanır.
Sosyal inceleme raporu süreci nasıl işler?
Sosyal inceleme raporu, mahkemenin görevlendirdiği sosyal çalışmacı, pedagog ya da psikolog tarafından hazırlanan uzman görüşüdür. Ağırlıklı olarak velayet ve kişisel ilişki taleplerinde istenir. Rapor bağlayıcı değildir; mahkeme aksi yönde karar verebilir, ancak gerekçesini açıklamak zorundadır.
Süreç genellikle şöyle işler. Mahkeme ara kararıyla uzman görevlendirir. Uzman önce dosyayı inceler, sonra tarafları ayrı ayrı görüşmeye çağırır. Ev ziyareti yapılır; konutun fiziki koşulları, çocuğun kendine ait alanı, temizlik ve güvenlik durumu gözlemlenir. Çocuk yaşına uygun bir ortamda dinlenir. Gerekirse okul, kreş, aile hekimi ve varsa psikoloğundan bilgi alınır. Bulgular rapora yazılır ve dosyaya sunulur.
Rapor, boşanma davasında yalnızca velayet için kullanılmaz. Tarafların rapor sırasında verdiği beyanlar, dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilebilir. Kaynak kararların incelendiği dosyalarda, sosyal inceleme raporundaki beyanların birlikte yaşamanın sürdüğü ya da sona erdiği yönünde destekleyici veri sağladığı görülmektedir.
Raporda dikkat edilecek noktalar şunlardır: rapor tebliğ edildikten sonra iki hafta içinde yazılı olarak itiraz edilebilir; itiraz, raporun eksik incelemeye dayandığı, çocuğun uygun koşullarda dinlenmediği ya da tespitlerin dosya ile çeliştiği noktalarına odaklanmalıdır. Ek rapor ya da yeni uzman görevlendirilmesi talep edilebilir. Çocuğun üstün yararının nasıl somutlaştırıldığını çocuğun üstün yararı ilkesi ve velayet yazısında ölçütleriyle anlattım.
Boşanma davasında zorunlu arabuluculuk var mı?
Boşanma davasında zorunlu arabuluculuk yoktur. Aile hukukundan doğan ve tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği uyuşmazlıklar, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 1/2 gereği arabuluculuğa elverişli değildir. Boşanmanın kendisi, velayet ve nafakanın kamu düzenine ilişkin yönleri bu kapsamdadır.
Ayrım şuradadır: evlilik birliğinin sona erdirilmesi, velayetin kime verileceği ve çocuk lehine iştirak nafakası gibi konular hâkimin denetimine tabidir ve arabuluculukla bağlayıcı biçimde çözülemez. Buna karşılık mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacak, ziynet alacağı ve bazı tazminat kalemleri gibi tarafların tasarruf edebildiği talepler yönünden arabuluculuk gündeme gelebilir.
Zorunlu arabuluculuk bulunmaması, tarafların dava öncesinde anlaşamayacağı anlamına gelmez. Eşler bir boşanma protokolü hazırlayarak velayet, kişisel ilişki, nafaka, tazminat ve mal paylaşımı konularında mutabakata varabilir. Bu protokol TMK m. 166/3 kapsamındaki anlaşmalı boşanmanın dayanağını oluşturur; ancak hâkim protokolü aynen onaylamak zorunda değildir, özellikle çocuğa ilişkin hükümleri resen değerlendirir ve gerekli gördüğü değişikliği yapabilir.
Protokolün geçerli olabilmesi için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, eşlerin birlikte başvurması ya da birinin diğerinin davasını kabul etmesi ve hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi gerekir. Bu koşullar yoksa dava çekişmeli olarak yürür. Protokolde tazminattan feragat eden tarafın, sonradan aynı kalem için dava açması mümkün olmaz; bu yüzden metnin her maddesi tek tek okunmalıdır.
İstinaf ve temyiz süreleri ile stratejik etkisi
Boşanma kararına karşı istinaf yoluna başvuru süresi, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftadır. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz süresi de tebliğden itibaren iki haftadır. Süreler hak düşürücüdür; kaçırıldığında karar kesinleşir ve dosya kapanır.
İstinaf incelemesi, ilk derece kararının hem maddi hem hukuki yönden yeniden ele alınmasını sağlar. Bölge adliye mahkemesi gerektiğinde duruşma açabilir, tanık dinleyebilir ve yeniden hüküm kurabilir. Temyiz incelemesi ise kural olarak hukuka uygunluk denetimidir; Yargıtay yeniden delil değerlendirmesi yapmaz, kararı bozar ya da onar.
Stratejik etkisi büyüktür. Boşanma hükmü kesinleşmedikçe evlilik hukuken devam eder; taraflar yeniden evlenemez, miras ilişkisi sürer ve mal rejimi tasfiyesi davası boşanma kesinleşmeden esastan sonuçlandırılamaz. Yalnızca kusura ya da tazminat miktarına yönelik bir kanun yolu başvurusu bile bütün hükmün kesinleşmesini geciktirebilir.
Bu nedenle karar tebliğ edildiğinde iki soru hemen cevaplanmalıdır. Birincisi, kararın hangi bölümü aleyhinize ve bu bölüm bağımsız olarak kesinleşebilir mi? İkincisi, başvurunun sağlayacağı kazanç, kesinleşmenin gecikmesinden doğan zarardan büyük mü? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/714, K. 2025/293, T. 14.05.2025 kararında görüldüğü gibi, istinafta ileri sürülmeyen ya da incelenmeyen bir kusur vakıası sonraki aşamalarda telafi edilemeyebilir.
Yargıtay incelemesinde kararların büyük bölümü onanmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4175, K. 2024/2605, T. 18.04.2024 ve E. 2023/4871, K. 2024/3482, T. 15.05.2024 kararlarında, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uygulanması gereken hukuk kurallarına ve gerekçelere göre kararların usul ve kanuna uygun bulunduğu belirtilmiştir. Aynı şekilde E. 2023/1642, K. 2023/4530, T. 05.10.2023 ve E. 2024/963, K. 2024/8897, T. 20.11.2024 kararlarında temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin bozmayı gerektirir nitelikte görülmediği kaydedilmiştir. Süre kaybı ve hak kaybı riski yüksek olduğundan, kanun yolu tercihini yaparken bir avukatla görüşmek yerinde olur.
Boşanma sonrası kadının eski soyadını kullanma hakkı
Boşanma kararının kesinleşmesiyle kadın, evlenmeden önceki soyadını kendiliğinden yeniden alır. TMK m. 173/1 bu sonucu doğrudan düzenler; ayrı bir dava açmak gerekmez. Nüfus kaydı, kesinleşmiş kararın nüfus müdürlüğüne bildirilmesiyle güncellenir.
Kadın evlenmeden önce dul idiyse, hâkimden bekârlık soyadını taşımaya izin verilmesini isteyebilir. Bu istem boşanma davası sırasında ileri sürülebileceği gibi ayrıca da açılabilir. Karar kesinleştikten sonra nüfus müdürlüğüne başvurulur ve kimlik belgeleri yenilenir.
Evlilik boyunca kullanılan eski eşin soyadını boşanmadan sonra da taşımak isteyen kadın, TMK m. 173/2 uyarınca bunu talep edebilir. Kanun burada iki koşul arar: kadının bu soyadını kullanmakta menfaatinin bulunması ve bunun eski eşe zarar vermemesi. Mesleki tanınırlık, yayınlarda kullanılan isim ya da çocuklarla soyadı birliği tipik menfaat gerekçeleridir. Eski eş, sonradan bu kullanımdan zarar gördüğünü ileri sürerek iznin kaldırılmasını isteyebilir.
Pratik yönü şudur: soyadı değişikliği kimlik, pasaport, ehliyet, tapu, banka kayıtları, SGK ve vergi kayıtlarını etkiler. Kesinleşmiş kararı aldıktan sonra bu kayıtları sırayla güncellemek, ilerideki icra ve tapu işlemlerinde kimlik uyuşmazlığı yaşanmasını önler. Kararın hangi mahkemede ve nerede açılacağını boşanma davasında yetkili ve görevli mahkeme yazısında ayrıntılı olarak anlattım.
Bu konuda içtihat birliği bulunmayan noktalar
TMK m. 166 uygulamasında her sorunun tek bir cevabı yoktur. Kusur değerlendirmesi büyük ölçüde takdire dayandığından, benzer olgularda farklı sonuçlara ulaşılabilmektedir. Aşağıdaki başlıklarda uygulama birliği sağlanmış değildir ve dosyanın somut verileri belirleyici olur.
Birincisi, zorunlu birlikte yaşamanın af sayılıp sayılmayacağı. Ekonomik imkânsızlık nedeniyle aynı konutta kalmayı sürdüren eşin bu davranışının af olarak yorumlanıp yorumlanamayacağı, dairelerin somut olay değerlendirmesine göre değişebilmektedir. Aynı evde ayrı odalarda yaşandığının ispatı bu noktada belirleyici olur.
İkincisi, dijital delillerin değerlendirilmesi. Eşin rızası olmadan elde edilen ses kaydı, mesaj görüntüsü ya da konum verisinin hangi koşullarda hukuka uygun sayılacağı tartışmalıdır. Kişinin kendisine yöneltilen bir saldırıyı kayıt altına alması ile eşin telefonunu gizlice incelemesi arasında ayrım yapılmakta, ancak sınırın nerede çizileceği konusunda tam bir uzlaşı yoktur.
Üçüncüsü, tepki niteliğindeki davranışların kusur sayılıp sayılmayacağı. Güven sarsıcı davranış karşısında gösterilen kıskançlığın kusur olarak yüklenemeyeceği kabul edilmekle birlikte, tepkinin ölçüsünü aştığı hâllerde nasıl değerlendirileceği dosyadan dosyaya değişmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/2347, K. 2023/6388, T. 21.12.2023 kararı bu yönde bir ölçüt sunar, fakat her olguya doğrudan uygulanabilir bir formül vermez.
Dördüncüsü, eşit kusur eşiğinin nerede başladığı. Bir eşe iki, diğerine dört vakıa yüklenen bir dosyada sonucun eşit kusur mu yoksa ağır-az kusur mu olacağı, vakıaların sayısından çok ağırlığına bağlıdır ve bu tartma büyük ölçüde derece mahkemesinin takdirindedir. Bu konuda içtihat birliği bulunmadığını kabul etmek, dosya beklentisini gerçekçi tutmanın en dürüst yoludur.
Kusurlu davranış örnekleri ve karar karşılaştırması
Yargı kararlarında kusur olarak nitelendirilen davranışlar geniş bir yelpazeye yayılır. Fiziksel şiddet, hakaret ve küfür, psikolojik ve ekonomik şiddet, güven sarsıcı davranış, birlik görevlerini yerine getirmeme, eşin ailesini küçümseme ve çocuklara kötü davranma en sık karşılaşılan başlıklardır. Aşağıdaki tablo, kaynak kararlardaki tespitleri karşılaştırmalı olarak gösterir.
| Karar | Tespit edilen vakıa | Kusur dağılımı | Sonuç |
|---|---|---|---|
| 2. HD, E. 2023/6596, K. 2024/3572, T. 16.05.2024 | Tehdit, hakaret, küfür; eşe ve ortak çocuğa psikolojik ve fiziksel şiddet | Erkek tam kusurlu | Boşanma davasının kabulü yerinde bulunmuştur |
| 2. HD, E. 2023/6396, K. 2024/4894, T. 26.06.2024 | Küçük görüp aşağılama, çocuklarla ilgilenmeme, cinsel birliktelikten kaçınma, evden kovma | Erkek kusurlu; soyut iddiaya dayanan davası reddedilmiştir | Kadının davası kabul, erkeğin davası ret |
| 2. HD, E. 2023/1028, K. 2023/3481, T. 21.06.2023 | Erkeğin hakaret ve ilgisizliği; kadının eşin ailesini küçümsemesi | Erkek ağır, kadın az kusurlu | Boşanmaya karar verilmiştir |
| 2. HD, E. 2024/963, K. 2024/8897, T. 20.11.2024 | Karşılıklı olumsuz davranışlar; ekonomik şiddet ve çocuklara kötü muamele | Eşit kusur | Hüküm onanmıştır |
| 2. HD, E. 2023/7347, K. 2024/3701, T. 21.05.2024 | Yer ve zaman içermeyen, görgüye dayanmayan tanık beyanları; salt fiili ayrılık | Davalıya kusur yüklenememiştir | Dava reddedilmiştir |
| 2. HD, E. 2016/26162, K. 2018/11321, T. 17.10.2018 | Ciddi sebep ve delil bulunmaması; çekilmezlik unsurunun oluşmaması | Kusur tespiti yapılamamıştır | Davanın reddi gerektiği belirtilmiştir |
| 2. HD, E. 2024/5189, K. 2025/2283, T. 04.03.2025 | Bağımsız konut sağlamama, eşi ailesinin yanına bırakıp aramama | Erkek kusurlu | Boşanma şartlarının oluştuğu kabul edilmiştir |
| HGK, E. 2023/714, K. 2025/293, T. 14.05.2025 | İstinafta incelenmeyen sadakatsizlik vakıasının yok sayılması | Kusur ile hüküm bağı kopmuştur | Karar bozulmuştur |
Tablodan çıkan tek cümlelik ders şudur: dosyayı kazandıran şey iddianın ağırlığı değil, o iddiayı taşıyan delilin niteliğidir. Sürekli aşağılama ve manipülasyon örüntüsünün bulunduğu dosyalarda delil kurgusunun nasıl değiştiğini narsist eşten boşanma davası yazısında ayrıca ele aldım.
Dava sırasında tedbir kararları ve mali sonuçlar
Boşanma davası açıldığında hâkim, TMK m. 169 uyarınca eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ve çocukların bakımına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden alır. Tedbir nafakası talep edilmemiş olsa bile hükmedilebilir ve dava süresince geçerlidir.
Tedbir nafakası, dava tarihinden başlar ve karar kesinleşinceye kadar sürer. Kesinleşmeden sonra yerini yoksulluk nafakasına ya da çocuk için iştirak nafakasına bırakır. Miktar, talep eden eşin ihtiyacı ile yükümlünün ödeme gücü arasında kurulan dengeye göre belirlenir. Örneğin aylık net 45.000 TL geliri olan, ayrıca konut kredisi ödeyen bir yükümlü ile geliri bulunmayan eş ve iki çocuk bakımından takdir edilecek miktar, tek başına gelir rakamına değil giderlerin ayrıntılı dökümüne bağlıdır.
Şiddet ya da şiddet tehlikesi varsa 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbir kararı istenebilir. Bu kararlar boşanma davasından bağımsızdır, hızlı verilir ve ihlali ayrı yaptırıma bağlıdır. Talep, aile mahkemesine doğrudan yapılabileceği gibi kolluk ya da mülki amirlik aracılığıyla da iletilebilir.
Tedbir nafakasının hangi ölçütlerle belirlendiğini ve artırım taleplerinin nasıl değerlendirildiğini tedbir nafakası şartları ve miktarı yazısında hesap örnekleriyle açıkladım. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2010/19991, K. 2011/20030, T. 28.11.2011 kararında, boşanma hükmü onanırken nafaka artışına ilişkin usule aykırı bölümün düzeltilerek onandığı görülmektedir; nafaka kalemlerinde usul hatası, esasa dokunmadan düzeltilebilen bir alan oluşturur.
Dava dilekçesi hazırlanırken yapılan yaygın hatalar
Boşanma dosyalarının kaybedilmesinin en sık nedeni, davanın esasına ilişkin zayıflık değil dilekçe tekniğidir. Vakıaların açıkça yazılmaması, delil listesinin eksik verilmesi ve tanıkların hangi vakıa için dinleneceğinin gösterilmemesi, güçlü bir dosyayı bile sonuçsuz bırakabilir.
İlk hata, olayları genel başlıklarla yazmaktır. Eşim bana sürekli hakaret ediyordu cümlesi bir vakıa değildir. Bunun yerine hangi tarihte, nerede, kimin önünde, hangi sözlerin söylendiği yazılmalıdır. HMK m. 119 uyarınca dilekçede vakıaların sıra numarası altında açık özetleri ile hangi delilin hangi vakıayı ispatlayacağı gösterilmelidir.
İkinci hata, süresinde ileri sürülmeyen vakıalara sonradan dayanmaktır. HMK m. 137, 140/3 ve 187 uyarınca dilekçeler teatisi tamamlandıktan sonra ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık konuları belirlenir; bu aşamadan sonra karşı tarafın açık muvafakati ya da ıslah olmaksızın yeni vakıa ileri sürülemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5800, K. 2024/2520, T. 17.04.2024 kararında, dilekçelerde dayanılmayan maddi vakıalara ilişkin beyanların kusur belirlemesinde dikkate alınmadığı belirtilmiştir.
Üçüncü hata, tanık seçimini duygusal ölçütle yapmaktır. En yakın arkadaş her zaman en uygun tanık değildir. Olayı bizzat gören komşu, olay anında evde bulunan bir akraba ya da iş yerinde geçen bir tartışmaya tanık olan mesai arkadaşı çok daha güçlü sonuç doğurur. Dördüncü hata, dava tarihinden sonraki olayları dosyaya taşımaya çalışmaktır; bu beyanlar hükme esas alınmaz ve dosyayı gereksiz biçimde uzatır.
Boşanma davasında dava harcı ve yargılama giderleri
Boşanma davası konusu para ile ölçülemeyen davalardandır; nispi değil maktu harca tabidir. Dava açılırken başvurma harcı, karar ve ilam harcının peşin kısmı ile gider avansı yatırılır. Tazminat gibi para ile ölçülebilen talepler eklendiğinde harç, bu talepler bakımından ayrıca hesaplanır.
Dosya açılışında karşılaşılan kalemler şunlardır: başvurma harcı, karar ve ilam harcı, vekâletname suret harcı ve gider avansı. HMK m. 120 uyarınca davacı, yargılama harçları ile Adalet Bakanlığınca her yıl çıkarılan tarifede belirlenen tutarı gider avansı olarak dava açarken yatırır. Tebligat, tanık daveti, bilirkişi ve keşif giderleri bu avanstan karşılanır; avans yeterli gelmezse tamamlanması için süre verilir ve süre içinde tamamlanmazsa dava usulden reddedilir.
Tarafın kendi dayandığı bir delil için ayrıca avans yatırması gerekebilir. HMK m. 324 uyarınca delil ikamesi için gereken gider, o delile dayanan tarafça verilen süre içinde yatırılır; yatırılmazsa o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılır. Maddi ve manevi tazminat talepleri para ile ölçülebilen taleplerdir ve harç bu talep tutarı üzerinden hesaplanır. Nafaka talepleri bakımından harcın nasıl alınacağı konusunda uygulama tek biçimli değildir; dosyanın açıldığı mahkemenin veznesinden teyit almak yerinde olur.
Ödeme gücü bulunmayan taraf için adli yardım kurumu vardır. HMK m. 334 uyarınca kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini kısmen veya tamamen karşılayamayan kişi, iddia ve savunmasında haklı olduğu yolunda kanaat uyandırmak kaydıyla adli yardımdan yararlanır. Karar verilmesi hâlinde HMK m. 335 uyarınca harçlardan, gider avansından ve tebligat masraflarından geçici muafiyet sağlanır, vekilin ücretinin ödenmesi ertelenir. Talep dava dilekçesiyle birlikte yapılabilir; reddi hâlinde HMK m. 337 uyarınca tebliğden itibaren bir hafta içinde aynı mahkemeye itiraz edilir. Ertelenen giderler HMK m. 339 uyarınca yargılama sonunda haksız çıkan taraftan tahsil edilir.
Giderlerin kime yükleneceği hüküm aşamasında belirlenir. HMK m. 326 uyarınca yargılama gideri kural olarak aleyhine hüküm verilen taraftan alınır; her iki taraf da kısmen haklı çıkmışsa gider haklılık oranına göre paylaştırılır. Boşanma dosyalarında bu kural, karşılıklı açılan davaların ikisinin de kabul edildiği ve kusurun paylaştırıldığı hâllerde işler; gider belirlenen orana göre bölüştürülür ya da her taraf kendi yaptığı gideri üstlenir. Vekâlet ücreti de HMK m. 323 kapsamında yargılama giderleri arasında sayılır.
56 Soruda Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması
1. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması hangi maddede düzenlenir?
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 166/1-2’de düzenlenmiştir. Genel ve nispi bir boşanma sebebidir.
2. Şiddetli geçimsizlik ile temelinden sarsılma aynı şey mi?
Evet, halk arasında şiddetli geçimsizlik denilen sebep TMK m. 166/1’deki evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır. Eski kanundan kalma bir adlandırmadır.
3. Boşanmak için eşimin kusurlu olması şart mı?
Evet, davalının az da olsa kusurunun bulunması ve bunun ispatlanması gerekir. Davalı tamamen kusursuzsa dava reddedilir (TMK m. 166/1).
4. Ben de kusurluysam dava açabilir miyim?
Açabilirsiniz. Kusurunuz davalıdan daha ağırsa davalı TMK m. 166/2 uyarınca boşanmaya itiraz edebilir.
5. Eşim boşanmaya itiraz ederse dava reddedilir mi?
Zorunlu değildir. İtiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve birliğin devamında korunmaya değer yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilir (TMK m. 166/2).
6. Sadece anlaşamıyoruz demek yeterli mi?
Yeterli değildir. Sebep ve saikten uzak soyut beyan hükme esas alınmaz; hangi olayın ne zaman yaşandığı açıklanmalıdır.
7. Delilim yoksa boşanabilir miyim?
Çekişmeli davada delilsiz sonuç almak çok zordur. Eşinizin dava dilekçesini kabul etmesi ya da anlaşmalı boşanma yoluna gitmek alternatiflerdir.
8. Kaç tanık dinletebilirim?
Kanunda sayı sınırı yoktur, ancak mahkeme gereksiz gördüğü tanıkları dinlemeyebilir. Uygulamada iki ile dört arasında tanık yeterli olmaktadır.
9. Annem babam tanıklık yapabilir mi?
Yapabilir. Akrabalık tek başına beyanı geçersiz kılmaz; ancak beyanın görgüye dayalı olması ve yer, zaman içermesi aranır.
10. Tanığım olayı duyduğunu söylerse ne olur?
Duyuma dayalı beyan kusur belirlemesinde kullanılmaz. Tanığın olayı bizzat görmüş ya da işitmiş olması gerekir.
11. Ayrı yaşıyoruz, bu tek başına yeterli mi?
Hayır. Salt fiili ayrılık boşanma sebebi sayılmaz; ayrılığa yol açan kusurlu davranışın ispatlanması gerekir.
12. Kaç yıl ayrı yaşarsak otomatik boşanma olur?
Reddedilen boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmiş ve ortak hayat kurulamamışsa TMK m. 166/4 uyarınca istem üzerine boşanmaya karar verilir.
13. Eşim beni affetti mi sayılır?
Olaydan sonra ortak hayatın sürdürülmesi af ya da hoşgörü olarak yorumlanabilir. Af ispatlanırsa o olay bir daha kusur olarak ileri sürülemez.
14. Geç dava açmak affetmek anlamına gelir mi?
Tek başına gelmez. Olay sonrası birlikte yaşanmadığı sabitse, davanın uzun süre sonra açılması af sayılmaz.
15. Aynı evde ama ayrı odalarda yaşıyoruz, af olur mu?
Ayrı yaşandığı tanıkla ortaya konabilirse af savunması zayıflar. Bu konuda tek bir uygulama yoktur; dosyanın koşulları belirleyicidir.
16. Kusur oranı yüzde olarak mı belirlenir?
Hayır. Mahkeme tam kusur, ağır kusur, az kusur ya da eşit kusur şeklinde niteleme yapar; yüzdelik oran vermez.
17. Eşit kusurda boşanma olur mu?
Olur. Eşit kusur boşanmaya engel değildir; ancak maddi ve manevi tazminat talebini karşılıksız bırakır.
18. Eşit kusurda nafaka alabilir miyim?
Yoksulluk nafakası için kusurun daha ağır olmaması yeterlidir (TMK m. 175). Eşit kusur hâlinde koşullar varsa nafakaya hükmedilebilir.
19. Maddi tazminat hangi şartlarda verilir?
TMK m. 174/1 uyarınca kusuru daha az olan ve mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen eş isteyebilir.
20. Manevi tazminat için ne gerekir?
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkının saldırıya uğramış olması gerekir (TMK m. 174/2).
21. Tazminat miktarını mahkeme neye göre belirler?
Tarafların ekonomik ve sosyal durumu, kusur dereceleri, paranın alım gücü ve hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirilir.
22. Tedbir nafakası ne zaman başlar?
Kural olarak dava tarihinden itibaren işler ve karar kesinleşinceye kadar devam eder (TMK m. 169).
23. Tedbir nafakası talep etmezsem hükmedilmez mi?
Hâkim gerekli önlemleri resen alır. Talep olmasa da barınma ve geçim için tedbir kararı verilebilir.
24. Ayrılık kararı ne demek?
Boşanma sebebi ispatlanmışsa ve ortak hayatın yeniden kurulma olanağı varsa hâkimin bir ile üç yıl arasında verdiği karardır (TMK m. 170/3, 171).
25. Ayrılık isteğiyle açılan davada boşanmaya karar verilebilir mi?
Hayır. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse boşanmaya hükmedilemez (TMK m. 170/3).
26. Ayrılık süresi bitince ne olur?
Süre dolduğunda ayrılık durumu kendiliğinden sona erer. Ortak hayat yeniden kurulmamışsa her eş boşanma davası açabilir.
27. Boşanma davasında zorunlu arabuluculuk var mı?
Yoktur. Boşanma, velayet ve nafakanın kamu düzenine ilişkin yönleri 6325 sayılı Kanun m. 1/2 gereği arabuluculuğa elverişli değildir.
28. Dava öncesi protokol yapabilir miyiz?
Yapabilirsiniz. Protokol anlaşmalı boşanmanın dayanağını oluşturur; hâkim özellikle çocuğa ilişkin hükümleri resen değerlendirir (TMK m. 166/3).
29. Anlaşmalı boşanma için ne kadar evli kalmak gerekir?
En az bir yıl. Evlilik bir yıldan kısaysa anlaşmalı boşanma yoluna gidilemez (TMK m. 166/3).
30. Hâkim protokolü aynen onaylamak zorunda mı?
Hayır. Tarafların ve çocukların menfaatini gözeterek gerekli gördüğü değişikliği yapabilir; taraflar kabul etmezse dava çekişmeli yürür.
31. Sosyal inceleme raporu her dosyada alınır mı?
Alınmaz. Ağırlıklı olarak velayet ve kişisel ilişki uyuşmazlığı bulunan dosyalarda istenir.
32. Sosyal inceleme raporu mahkemeyi bağlar mı?
Bağlamaz. Mahkeme aksi yönde karar verebilir, ancak gerekçesini kararında açıklamak zorundadır.
33. Rapora itiraz edebilir miyim?
Rapor tebliğ edildikten sonra iki hafta içinde yazılı olarak itiraz edebilir, ek rapor ya da yeni uzman görevlendirilmesini isteyebilirsiniz.
34. Uzman evime gelir mi?
Genellikle gelir. Konutun fiziki koşulları, çocuğun kendine ait alanı ve yaşam düzeni yerinde gözlemlenir.
35. Çocuğum dinlenir mi?
Yaşı ve idrak düzeyi uygunsa dinlenir. Görüşme çocuğun zarar görmeyeceği bir ortamda ve uzman eşliğinde yapılır.
36. İstinaf süresi kaç gün?
Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftadır. Süre kaçarsa karar kesinleşir.
37. Temyiz süresi kaç gün?
Bölge adliye mahkemesi kararının tebliğinden itibaren iki haftadır.
38. Sadece kusura itiraz edebilir miyim?
Edebilirsiniz. Ancak kusur belirlemesi hüküm sonucuyla sıkı sıkıya bağlı olduğundan, itiraz vakıa vakıa gerekçelendirilmelidir.
39. İstinafta yeni tanık dinletebilir miyim?
Bölge adliye mahkemesi gerekli görürse duruşma açıp tanık dinleyebilir. Yeni vakıa ileri sürmek ise kural olarak mümkün değildir.
40. Karar kesinleşmeden yeniden evlenebilir miyim?
Hayır. Evlilik, boşanma hükmü kesinleşinceye kadar hukuken devam eder.
41. Mal paylaşımı davasını ne zaman açabilirim?
Boşanma davasıyla birlikte açabilirsiniz, ancak esas hakkında karar boşanma kesinleşmeden verilmez.
42. Boşandıktan sonra soyadım ne olur?
Kesinleşme ile evlenmeden önceki soyadınızı kendiliğinden geri alırsınız (TMK m. 173/1). Ayrı dava açmanız gerekmez.
43. Eski eşimin soyadını kullanmaya devam edebilir miyim?
Kullanmakta menfaatiniz bulunuyor ve bu eski eşe zarar vermiyorsa hâkimden izin isteyebilirsiniz (TMK m. 173/2).
44. Soyadı için nereye başvurmalıyım?
Kesinleşmiş kararla nüfus müdürlüğüne başvurulur. Ardından kimlik, pasaport, tapu ve banka kayıtları güncellenir.
45. Dava tarihinden sonraki olaylar dosyaya girer mi?
Girmez. Dava tarihinden sonra gerçekleşen olaylara ilişkin beyanlar kusur belirlemesinde dikkate alınmaz.
46. Dilekçede yazmadığım bir olayı sonradan ekleyebilir miyim?
Ön inceleme sonrasında ancak karşı tarafın muvafakati ya da ıslah yoluyla mümkündür (HMK m. 137, 140/3, 176, 187).
47. Nikâh öncesi yaşanan olaylar kusur sayılır mı?
Kural olarak sayılmaz. Bu davranışlar bilinerek evlenilmişse hoşgörüyle karşılanmış kabul edilir.
48. Eşimin ailesiyle yaşadığım sorunlar kusur oluşturur mu?
Eşin ailesini küçümseme ve beğenmeme davranışı kusur olarak yüklenebilmektedir; ancak tek başına ağırlığı sınırlıdır.
49. Şiddet varsa ne yapmalıyım?
6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbir kararı isteyebilirsiniz. Bu talep boşanma davasından bağımsızdır ve hızlı sonuçlanır.
50. Boşanma davası ortalama ne kadar sürer?
Çekişmeli dosyalarda ilk derece aşaması genellikle bir ile iki yıl arasında sürer; kanun yolu aşamalarıyla birlikte süre uzayabilir. Mahkemenin iş yükü belirleyicidir.
51. Özel boşanma sebebiyle genel sebebi aynı dilekçede isteyebilir miyim?
Evet. Özel sebep asıl talep, TMK m. 166/1 yedek talep olarak terditli biçimde ileri sürülebilir; sıralama talep sonucunda açıkça yazılır.
52. Hâkim asıl talebi reddederse yedek talep ne olur?
Yedek talep incelenir ve hakkında ayrıca hüküm kurulur. HMK m. 297/2 uyarınca taleplerin her biri hükmün sonuç kısmında ayrı ayrı gösterilir.
53. Nişanlılık döneminde yaşananlar kusur sayılır mı?
Kural olarak sayılmaz. Değerlendirme evlilik birliği kurulduktan sonraki döneme ilişkindir; nişanlılığa özgü talepler TMK m. 120-122 kapsamındadır.
54. Evlenmeden önce gizlenen bir durum için ne yapılabilir?
Koşulları varsa TMK m. 149/2 veya m. 150 uyarınca evlenmenin iptali istenebilir; bu dava TMK m. 152’deki altı aylık ve beş yıllık sürelere tabidir.
55. Boşanma davası nispi harca mı tabidir?
Hayır. Boşanma talebi para ile ölçülemeyen bir talep olduğundan maktu harca tabidir; tazminat gibi para ile ölçülebilen ek talepler ayrıca hesaplanır.
56. Harç ve masrafları karşılayamıyorsam ne yapabilirim?
HMK m. 334 uyarınca adli yardım talep edebilirsiniz. Kabul edilirse harç, gider avansı ve tebligat masrafından geçici muafiyet sağlanır (HMK m. 335).
Sonuç
TMK m. 166/1-2 davası, duygusal bir anlatının değil disiplinli bir ispat çalışmasının konusudur. Mahkeme, ortak hayatı çekilmez kılan bir geçimsizliğin varlığını ve bunun hangi eşin davranışından doğduğunu arar. Bu iki soruyu cevaplayamayan dosya, iddiaları ne kadar ağır olursa olsun reddedilir. Kaynak kararların ortak mesajı budur.
Dosyanın kaderini belirleyen unsurlar sınırlıdır ve önceden yönetilebilir: dilekçede vakıaların açık biçimde yazılması, her vakıa için görgüye dayalı tanığın belirlenmesi, affa ilişkin savunmanın önceden hesaplanması ve dava tarihinden sonraki olaylara dayanılmaması. Kusur belirlemesi hüküm sonucuyla sıkı sıkıya bağlı olduğundan, kanun yolu dilekçeleri de aynı disiplinle yazılmalıdır.
Boşanma kararı yalnızca evliliği sona erdirmez; tazminat, nafaka, velayet, mal rejimi ve soyadı gibi uzun vadeli sonuçları da birlikte getirir. Bu sonuçların her biri kusur dengesinden etkilenir. Dosyanızın hangi noktada durduğunu ve hangi delilin eksik kaldığını değerlendirmek isterseniz iletişime geçebilirsiniz.
Kaynakça
Mevzuat
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 166, 167, 168, 169, 170, 171, 173, 174, 175, 178, 184, 186, 187, 197.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 119, 137, 140, 176, 187, 255, 341, 361, 362.
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun m. 3, 4, 5, 8.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 1, 13.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 27, 35.
Yargı kararları
Aşağıdaki kararların tam metnine Yargıtay Karar Arama üzerinden esas ve karar numarasıyla ulaşılabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/6396, K. 2024/4894, T. 26.06.2024
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4175, K. 2024/2605, T. 18.04.2024
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/3486, K. 2023/2390, T. 11.05.2023
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/2347, K. 2023/6388, T. 21.12.2023
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2010/19991, K. 2011/20030, T. 28.11.2011
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/5189, K. 2025/2283, T. 04.03.2025
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/6596, K. 2024/3572, T. 16.05.2024
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/1642, K. 2023/4530, T. 05.10.2023
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/680, K. 2024/7995, T. 30.10.2024
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/4171, K. 2025/11375, T. 17.12.2025
Bakırköy 11. Aile Mahkemesi, E. 2018/926, K. 2019/523, T. 09.07.2019
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4871, K. 2024/3482, T. 15.05.2024
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/6403, K. 2024/3125, T. 02.05.2024
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/137, K. 2024/799, T. 13.02.2024
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/8659, K. 2024/5300, T. 03.07.2024
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/963, K. 2024/8897, T. 20.11.2024
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2012/5773, K. 2012/14398, T. 30.05.2012
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2009/11915, K. 2010/13670, T. 07.07.2010
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/714, K. 2025/293, T. 14.05.2025
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5800, K. 2024/2520, T. 17.04.2024
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/9239, K. 2024/5572, T. 10.09.2024
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/1028, K. 2023/3481, T. 21.06.2023
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/26162, K. 2018/11321, T. 17.10.2018
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2010/4059, K. 2011/4966, T. 21.03.2011
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/7347, K. 2024/3701, T. 21.05.2024
Doktrin ve akademik kaynaklar
Turgut Akıntürk / Derya Ateş, Türk Medeni Hukuku – Aile Hukuku.
Ömer Uğur Gençcan, Boşanma Hukuku.
Mustafa Dural / Tufan Öğüz / Mustafa Alper Gümüş, Türk Özel Hukuku – Aile Hukuku.
Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
Bilge Öztan, Aile Hukuku.
Hakan Pekcanıtez / Oğuz Atalay / Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her dosyanın kendine özgü koşulları vardır.
