Skip to main content

Narsist Eşten Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Narsist eşten boşanma davası konulu makale kapak görseli

Hukukta narsist eşten boşanma diye ayrı bir dava türü yoktur; bu ifade, davranış örüntüsünü anlatan günlük bir adlandırmadır, tıbbi bir tanı ya da kanuni bir boşanma sebebi değildir. Mahkeme kişilik yapısını değil, o kişinin evlilik içindeki somut davranışlarını değerlendirir. Sürekli aşağılama, küçümseme, manipülatif suçlama ve psikolojik baskı ispatlandığında TMK m. 166 uygulanır.

Bu yazıda tanı ile kusur değerlendirmesinin neden ayrı şeyler olduğunu, hangi davranışların kusur sayıldığını, gaslighting ve manipülasyon iddiasının delile nasıl dönüştürüleceğini, af savunmasının riskini, sağlık kurulu raporunun rolünü, 6284 sayılı Kanun tedbirlerini, çocuğun korunmasını, velayet ve kişisel ilişkinin baskı aracına dönüşmesini ve delil toplarken düşülen hataları anlattım.

Tıbbi tanı ile hukuki kusur değerlendirmesinin ayrımı Tanı Ayrı, Kusur Ayrı: Mahkeme Neye Bakar? TIBBİ ALAN HUKUKİ ALAN Tanıyı yalnız hekim koyar Muayene ve klinik gözleme dayanır Kişiyi etiketlemek için kullanılmaz Tanı tek başına boşanma sebebi değil Ehliyet ayrıca heyet raporuyla belirlenir Somut davranış vakıa olarak yazılır Görgüye dayalı tanıkla ispatlanır Sürekliliği aranır Af ve hoşgörü denetimi yapılır Kusur dağılımına göre hüküm kurulur Hüküm yalnızca ispatlanmış davranışlara dayanır
Aile mahkemesi kişilik yapısı hakkında tanı koymaz; dosyaya giren somut davranışları değerlendirir.

Narsist eşten boşanma davası hangi hukuki sebebe dayanır?

Narsist eşten boşanma talebi, kanunda ayrı bir sebep olarak sayılmadığından TMK m. 166/1’deki evlilik birliğinin temelinden sarsılması hükmüne dayandırılır. Dava dilekçesinde kişilik yapısı değil, o yapının dışa vurduğu somut davranışlar vakıa olarak yazılır. Mahkeme davranışın kendisini, sürekliliğini ve ortak hayata etkisini değerlendirir.

Türk Medeni Kanunu, boşanma sebeplerini m. 161-166 arasında düzenler. Kişilik özellikleri bu maddelerin hiçbirinde geçmez. Buna karşılık, bir eşin diğerine yönelttiği süreklilik gösteren manevi baskı, hakaret, küçümseme ve güven sarsıcı tutumlar yargı kararlarında evlilik birliğini temelinden sarsan ağır kusurlu davranışlar olarak kabul edilmektedir.

Dolayısıyla dosyanın kurgusu şu şekilde olur. Dilekçede eşin narsist olduğu iddia edilmez; eşin belirli tarihlerde, belirli ortamlarda, belirli sözlerle diğer eşi aşağıladığı, kararlarını sürekli geçersiz kıldığı, sosyal çevresinden uzaklaştırdığı ve ekonomik olarak kısıtladığı anlatılır. Her davranış ayrı bir vakıadır ve her vakıanın ayrı delili gösterilir.

Bu dava, TMK m. 166/1-2 uygulamasının genel kurallarına tabidir. Çekilmezlik unsuru, ispat yükü, af denetimi ve kusur dağılımı aynı şekilde işler. Genel çerçevenin tamamını evlilik birliğinin temelinden sarsılması yazısında adım adım anlattım; bu metin o çerçevenin özel bir görünümünü ele alıyor.

Narsistik kişilik bozukluğu tanısı ile boşanmadaki kusur değerlendirmesi neden ayrı şeylerdir?

Narsistik kişilik bozukluğu, tanı ölçütleri belirlenmiş klinik bir kavramdır ve yalnızca yetkili sağlık uzmanı tarafından, muayeneye dayanarak konulabilir. Boşanma davasındaki kusur değerlendirmesi ise bambaşka bir işlemdir: hâkim tanı koymaz, ispatlanmış davranışların evlilik birliğine etkisini tartar.

Bu ayrımı korumanın üç pratik nedeni vardır. Birincisi, mahkemenin tanı koyma yetkisi yoktur; dilekçede tanı iddiası ileri sürmek dosyaya katkı sağlamaz, hatta iddiayı ispatlanamaz hale getirir. İkincisi, tanı bulunsa dahi bu tek başına boşanma sebebi değildir; kanun hastalığı değil, ortak hayatın çekilmez hale gelmesini arar. Üçüncüsü, tanı iddiası karşı tarafça kolayca çürütülebilir ve dosyanın odağını gerçek vakıalardan uzaklaştırır.

Tersi de doğrudur: tanı olmaması, yaşananları önemsizleştirmez. Yargı kararlarında kusur olarak değerlendirilen şey, kişinin ne olduğu değil ne yaptığıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/26, K. 2022/1434, T. 02.11.2022 kararında, davalı erkeğin eşine süreklilik gösterecek biçimde aşağılayıcı sözler söylemesi ve hakaret etmesi tespit edilmiş; davacının bu davranışları affettiğine ya da hoşgörüyle karşıladığına dair kanıt bulunmadığından boşanmaya karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bir noktanın altını çizmek gerekir. Ruhsal bir tanısı bulunan herkesin evlilik içinde kusurlu davrandığını söylemek yanlış ve haksız bir genellemedir. Aynı şekilde, kusurlu davranan her eşin ruhsal bir rahatsızlığı bulunduğunu varsaymak da doğru değildir. Hukuk, bu iki kümeyi birbirine karıştırmadan, yalnızca davranış üzerinden ilerler. Akıl hastalığının kendisinin ne zaman boşanma sebebi olabileceğini akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası yazısında koşullarıyla açıkladım.

Hangi davranışlar kusur olarak kabul ediliyor?

Yargı kararlarında kusur sayılan davranışlar somut ve sayılabilir niteliktedir: süreklilik gösteren aşağılama, hakaret ve küfür, eşin zihinsel ya da bedensel durumunu hedef alan sözler, asılsız sadakatsizlik ithamları, aşırı kıskançlık ve kontrol, ekonomik kısıtlama, sosyal ortamda küçük düşürme ve birlik görevlerini yerine getirmeme.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/1713, K. 2024/1596, T. 07.03.2024 kararında, erkeğin eşine yönelttiği ve süreklilik gösteren aşağılayıcı ifadelerin hakaret oluşturduğu, davacının bu davranışları affettiğine dair delil bulunmadığından davanın kabulü gerektiği belirtilmiştir. Aynı yöndeki tespit Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/5434, K. 2024/5830, T. 12.09.2024 kararında da yapılmış ve davalı erkeğin tam kusurlu olduğu kabul edilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2018/5520, K. 2019/2308, T. 07.03.2019 kararında ise aşağılama ve hakarete yönelik davranışların süreklilik göstermesi dikkate alınarak, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu sonucuna varılmıştır.

Küçümseme ve sosyal dışlama da kusur kapsamındadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10620, K. 2023/1322, T. 23.03.2023 kararında, kadına yönelik başkalarının yanında kaba davranan, küçümseyerek aşağılayıcı davranışta bulunan ve güven sarsıcı davranış sergileyen erkeğin ağır kusurlu olduğuna hükmedilmiştir. Aynı kararda kadının muskacılara gitmesi vakıası da tanıkla ispatlandığından kadına kusur olarak yüklenmiştir; yani bu dosyalarda kusur tek yönlü işlemez.

Asılsız ithamlar ayrı bir ağırlık taşır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2732, K. 2021/715, T. 08.06.2021 kararında, erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, birlik görevlerini yerine getirmediği, eşini sürekli aşağıladığı ve ağır hakaretlerde bulunduğu belirlenmiş; tanık anlatımlarında erkeğin eşine yönelik asılsız iftiralarını sürekli dile getirdiği kaydedilmiştir.

Süreklilik ölçütü: tek olay ile örüntü arasındaki fark

Bu tür dosyalarda mahkemeyi ikna eden şey tek bir olayın ağırlığı değil, davranışın örüntü hâline gelmesidir. Süreklilik, hem çekilmezlik unsurunu hem de kusurun ağırlığını belirler. Tek bir tartışma sırasında söylenen sert bir söz ile yıllara yayılan sistematik aşağılama aynı sonucu doğurmaz.

Kararlarda tekrar eden kalıp şudur: eşin sürekli olarak ruhsal durumu hedef alınarak aşağılanması, yetersizlik ithamı, bedensel görünümünün küçümsenmesi ve tedavi görmesi gerektiğinin söylenmesi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/26, K. 2022/1434, T. 02.11.2022 ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2018/5520, K. 2019/2308, T. 07.03.2019 kararlarında bu ifadelerin süreklilik göstermesi özellikle vurgulanmıştır.

Sürekliliği dosyaya taşımanın yolu, olayları tek tek tarihlendirmektir. Kurgusal bir örnek: bir eş, üç yıl boyunca her aile buluşmasında diğerini akrabaların önünde küçük düşürücü sözlerle anmış, her iş değişikliği talebinde yetersiz olduğunu söylemiş ve her tartışmadan sonra olayın hiç yaşanmadığını iddia etmiştir. Burada üç farklı ortam, üç farklı tanık grubu ve üç ayrı vakıa vardır. Dilekçe bu ayrımı yapabildiğinde süreklilik kendiliğinden görünür hale gelir.

Buna karşılık, tek bir olaya dayanan ve o olaydan sonra yıllarca ortak hayatın sürdüğü bir dosyada süreklilik iddiası zayıf kalır. Böyle dosyalarda af savunması karşı taraf için güçlü bir silah olur.

Narsist eşten boşanma davasında gaslighting ve manipülasyon nasıl delile dönüşür?

Manipülasyonun en sık karşılaşılan biçimi, yaşanan olayın inkâr edilmesi ve mağdurun algısının sorgulatılmasıdır. Bunun hukuki karşılığı yoktur; ancak dışa yansıyan her görünümü ayrı bir vakıa olarak yazılabilir ve ispatlanabilir. Anahtar, iç dünyayı değil dışarıdan görülebilen davranışı anlatmaktır.

Dönüştürme yöntemi şu şekilde işler. Birinci adım, yaşanan durumu davranış cümlesine çevirmek: kendimi değersiz hissettim yerine, eşim üç yıl boyunca her tartışmadan sonra olayın yaşanmadığını, benim uydurduğumu söyledi ve bunu ailemin yanında da tekrarladı. İkinci adım, o cümlenin tanığını bulmak: ailenin yanında söylenen sözü duyan kişi tanıktır. Üçüncü adım, yazılı iz aramak: aynı inkârın mesajla tekrarlandığı bir yazışma varsa dosyaya girer.

Kullanılabilecek delil türleri sınırlı değildir. Tarafın kendisine gönderilmiş mesajlar ve e-postalar, ortak kullanılan aile grubundaki yazışmalar, kolluğa yapılmış başvurular, 6284 sayılı Kanun kapsamında alınmış tedbir kararları, hastane ve psikolojik danışma kayıtları, banka hareketleri, iş yerinden alınan izin kayıtları ve okul yazışmaları. Bunların ortak özelliği, hukuka uygun yoldan elde edilmiş olmalarıdır.

Tanık listesi hazırlanırken şu dört sorunun cevabı önceden bilinmelidir: tanık olayı nerede gördü, hangi ay ve yıl, ortamda başka kim vardı, hangi sözlerin söylendiğini hatırlıyor mu. Bu bilgileri veremeyen bir tanık, ne kadar yakın olursa olsun dosyaya katkı sağlamaz. Psikolojik şiddet iddialarının delillendirilmesindeki genel ilkeleri boşanmada psikolojik şiddet ve ispatı yazısında ayrıntılı biçimde ele aldım.

Delil toplarken düşülen hatalar ve hukuka aykırı delil riski

En sık yapılan hata, delili elde etme biçimine dikkat etmemektir. HMK m. 189/2 uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilen deliller mahkemece dikkate alınamaz. Üstelik bazı yöntemler ayrıca suç oluşturur ve dosyanızı güçlendirmek yerine sizi sanık konumuna taşıyabilir.

Riskli yöntemler şunlardır: eşin telefonuna ya da bilgisayarına habersiz yazılım yüklemek, e-posta ve sosyal medya hesabına rızası olmadan girmek, konutta ya da araçta gizli kayıt cihazı bulundurarak sürekli dinleme yapmak, eşin özel yazışmalarını izinsiz kopyalayıp yaymak, konum takip cihazı yerleştirmek. Bu fiiller TCK m. 132-134 ve 243-245 kapsamında değerlendirilebilir.

Ayrım şuradadır: kişinin kendisine yöneltilen bir saldırıyı, başka türlü ispatlanması mümkün olmayan ani bir durumda kayıt altına alması ile sistematik olarak eşi gözetlemesi aynı şey değildir. Birincisi belirli koşullarda değerlendirmeye alınabilirken, ikincisi hem delil değeri taşımaz hem de ceza sorumluluğu doğurur. Bu sınırın nerede çizileceği tartışmalı bir alandır; ayrıntısını boşanmada aldatmanın ispatı ve özel hayat yazısında inceledim.

İkinci sık hata, delilleri dosyaya sunmadan önce karşı tarafa göstermektir. Tartışma sırasında elinizde ne olduğunu açık etmek, karşı tarafa kayıtları silme ve tanıkları etkileme fırsatı verir. Üçüncü hata, sosyal medya paylaşımlarıyla süreci kamuya taşımaktır; bu paylaşımlar karşı tarafça kusur vakıası olarak dosyaya sunulabilir. Dördüncü hata, dava tarihinden sonraki olayları delil olarak biriktirmektir; bu beyanlar kusur belirlemesinde dikkate alınmaz.

Tanık beyanının görgüye dayalı olması zorunluluğu

Tanığın olayı taraflardan ya da başkalarından duyarak aktarması yeterli değildir. Görgüye dayanmayan, aktarıma dayalı beyanlar hükme esas alınamaz. Mahkeme, tanığın olayı bizzat görmesini ya da işitmesini, yer ve zaman belirtmesini arar.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2718, K. 2021/714, T. 08.06.2021 kararında bu kural açıkça ifade edilmiştir: görgüye dayanmayan, aktarıma dayalı tanık beyanları hükme esas alınamaz. Aynı kararda erkeğin eşine aşırı kıskançlık gösterdiği, hakaret ettiği, fiziksel şiddet uyguladığı ve eşini evden kovduğu ise toplanan delillerle sabit görülmüştür.

Tanığın yakınlığı ise beyanı geçersiz kılmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/765, K. 2023/974, T. 18.10.2023 kararında, tanıkların kusurlu eşle durumu paylaşmamış olmalarının ya da açıklama istememelerinin beyanlarına itibar edilmemesine gerekçe olamayacağı, akrabalık veya diğer bir yakınlığın da başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamayacağı belirtilmiştir.

Bu iki kural birlikte okunduğunda tablo netleşir: tanığınız anneniz olabilir, ancak anlatacağı olayı sizden değil kendi gözüyle görmüş olmalıdır. Uygulamada en güçlü tanıklar, olayın geçtiği ortamda tesadüfen bulunan komşu, iş arkadaşı ya da ortak arkadaş grubundan kişiler olmaktadır.

Af ve hoşgörü savunması davayı nasıl düşürür?

Kusurlu davranış ispatlansa bile, olaydan sonra ortak hayatın sürdürülmesi af ya da en azından hoşgörü olarak yorumlanabilir. Affedilen davranış sonraki davada kusur olarak yeniden ileri sürülemez. Bu savunma, güçlü görünen dosyaları tek başına reddettirebilecek ağırlıktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10976, K. 2023/2254, T. 09.05.2023 kararı bunun tipik örneğidir. Kararda, davalı erkeğin davacıya hakaret ettiği, kendisini hayvan isimleriyle çağırdığı ve farklı zamanlarda aldattığı sabit kabul edilmiş; ancak bu olaylardan sonra tarafların aynı evde yaşamaya devam ettiği, hatta boşanma davası açıldıktan sonra da bir yıl süreyle birlikte yaşadıkları anlaşıldığından davacının bu eylemleri affettiği kabul edilmiş ve boşanma ile tazminat davasının reddine karar verilmesi onanmıştır.

Bunun karşıtı da kararlarda yer alır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/26, K. 2022/1434, T. 02.11.2022 kararında, davacının davalının kusurlu davranışlarını affettiğine ya da hoşgörüyle karşıladığına dair bir kanıt bulunmadığı gözetilerek davacının dava açmakta haklı olduğu sonucuna varılmıştır. Yani af, karşı tarafça ortaya konması gereken bir savunmadır; kendiliğinden varsayılmaz.

Pratik sonuç şudur: dava açıldıktan sonra aynı konutta yaşamayı sürdürmek dosyayı ciddi biçimde zayıflatır. Ayrılmanın mümkün olmadığı hâllerde, aynı evde ayrı yaşandığının tanıkla ortaya konması gerekir. Ayrıca af yalnızca affedilen olayı kapsar; davranış af sonrası tekrarlanırsa yeni bir vakıa doğar ve dava buna dayandırılabilir.

Sağlık kurulu raporu, davranışların iradiliği ve ehliyet

Eşlerden birinin ruhsal durumu dosyada tartışma konusu olduğunda, davranışların iradi olup olmadığı ve kişinin dava ile taraf ehliyetinin bulunup bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporlarıyla belirlenir. Bu değerlendirmeyi hâkim kendi başına yapamaz; tam teşekküllü hastane heyetinin görüşü esas alınır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2300, K. 2020/704, T. 30.09.2020 kararında, eşin sergilediği tutumların iradi olup olmadığının tespiti için resmî sağlık kurulu raporlarına dayanılmıştır. Kararda, altı uzman doktordan oluşan heyetin kişinin dava ve taraf ehliyetine sahip olduğuna, kısıtlanmasının gerekmediğine, kendisine velayet hakkı tanınmasının ve çocukla kişisel ilişki kurulmasının normal koşullarda uygun olduğuna oybirliğiyle karar verdiği aktarılmıştır.

Aynı kararda, ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı üç doktordan oluşan bir başka heyetin de yapılan ruhsal durum muayenesi ve geçmiş hastane kayıtları üzerinden aynı tıbbi kanaate vardığı belirtilmiş; kişinin fiil ehliyetine sahip olduğu ve sergilediği davranışların iradi olduğu tespit edilmiştir.

Bu tespitin sonucu şudur: bir kişinin ruhsal bir tanısının bulunması, kusurlu davranışlarının hukuken yok sayılmasını gerektirmez. Aynı şekilde tanının varlığı, o kişinin velayet hakkından ya da çocukla kişisel ilişkiden kendiliğinden yoksun kalması sonucunu da doğurmaz. Bu değerlendirmenin velayet dosyalarındaki karşılığını velayet davasında ebeveynin ruh sağlığı yazısında ayrıca inceledim.

Evlilik öncesi gizlenen ağır hastalık ve nispi butlan

Eşin evlenmeden önce ağır bir hastalığını gizlemesi, boşanmadan farklı bir yol açar: TMK m. 150/2 uyarınca evliliğin nispi butlanla iptali. Bu talep sıkı koşullara bağlıdır ve uygulamada kabul edilmesi boşanmaya kıyasla çok daha zordur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2294, K. 2020/671, T. 23.09.2020 kararında, TMK m. 150/2 kapsamında davalı bakımından davacı erkek ya da altsoyu için ağır tehlike oluşturan bir hastalığın bulunup bulunmadığının, bulunuyorsa tedavi edilebilir nitelikte olup olmadığının tam teşekküllü bir devlet hastanesi ya da üniversite hastanesinden alınacak heyet raporuyla tespit edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Aynı kararda kanuni koşullar şöyle özetlenmiştir: hastalığın eşe ilişkin olması, ağır tehlike oluşturması ve iddiaya konu hastalığın diğer eşten gizlenmiş olması. Bu üç koşulun tamamının birlikte gerçekleşmesi aranır; biri eksikse iptal istemi reddedilir.

Uygulamada bu yolun sınırı nettir. Kişilik özellikleri, kendi başına ağır tehlike oluşturan bir hastalık olarak nitelendirilmez. Ayrıca TMK m. 152 uyarınca iptal davası, iptal sebebinin öğrenilmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Bu hak düşürücü süreler kaçırıldığında yalnızca boşanma yolu kalır.

Sadakat yükümlülüğünün kapsamı ve güven sarsıcı davranış

Sadakat yükümlülüğü yalnızca cinsel birlikteliği kapsamaz. Duygusal, ekonomik, sosyal, fiziksel ve görsel boyutları da vardır. Eşine içten bağlı bir kişinin yapmayacağı davranışlar, cinsel birliktelik bulunmasa da güven sarsıcı davranış olarak kusur doğurur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/765, K. 2023/974, T. 18.10.2023 kararında, eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün sadece cinsel anlamda değil; duygusal, ekonomik, sosyal, fiziksel ve görsel anlamlardaki sadakat yükümlülüğünü de kapsadığı vurgulanmış; güven sarsıcı eylemler eşine içten bağlı kişinin yapmayacağı davranışlar olarak tanımlanmıştır.

Bu geniş tanım, manipülatif davranış örüntüsü bulunan dosyalarda önem taşır. Diğer eşi sürekli kıyaslamak, üçüncü kişilerle sınır tanımayan yakınlıklar kurmak, ortak mali kaynakları eşten gizlemek ve eşin sosyal çevresini sistemli biçimde daraltmak, cinsel bir ilişki bulunmasa dahi güven sarsıcı davranış kapsamında değerlendirilebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10620, K. 2023/1322, T. 23.03.2023 kararında da erkeğin güven sarsıcı davranışta bulunduğu ve eşini özel günlerde ve sosyal ortamlarda yalnız bıraktığı tespit edilmiş; kadının babası hastayken eşi ve eşinin ailesiyle hiç ilgilenmeyen tutumu da dikkate alınarak ağır kusurlu olduğuna hükmedilmiştir.

6284 sayılı Kanun kapsamında psikolojik ve ekonomik şiddet tedbirleri

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, şiddeti fiziksel olanla sınırlamaz; psikolojik, sözel ve ekonomik şiddet de kanunun tanımı içindedir. Tedbir kararı için delil sunma zorunluluğu yoktur ve karar gecikmeksizin verilir.

Kanunun 5. maddesindeki önleyici tedbirler arasında şunlar bulunur: şiddet uygulayanın şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama ve küçük düşürme içeren söz ve davranışlarda bulunmaması, ortak konuttan uzaklaştırılması, korunan kişiye yaklaşmaması, iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi, çocuklarla kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde kurulması ya da sınırlandırılması. 4. maddedeki koruyucu tedbirler arasında ise barınma yeri sağlanması, geçici maddi yardım, rehberlik hizmeti ve kimlik bilgilerinin değiştirilmesi yer alır.

Ekonomik şiddet, bu dosyalarda en çok gözden kaçan başlıktır. Eşin çalışmasına engel olmak, gelirine el koymak, ev giderlerini kasten karşılamamak, banka hesaplarına erişimini engellemek ve borçlandırmak ekonomik şiddet görünümleridir. Aile mahkemesi, korunan kişi lehine nafakaya hükmedilmesine de karar verebilir.

Başvuru yolu basittir: aile mahkemesine doğrudan başvurulabileceği gibi kolluğa ya da mülki amire de başvurulabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kolluk amiri tedbiri alır ve karar hâkim onayına sunulur. Tedbir kararına aykırı davranılması hâlinde uygulanacak yaptırımı 6284 koruma kararı ihlalinde zorlama hapsi yazısında ayrıntılarıyla anlattım. Talebin kapsamı ve süresi dosyanın koşullarına göre değiştiğinden, kendi durumunuz için bir avukata danışmanız gerekir.

Çocuğun etkilenmesi ve sosyal inceleme raporu süreci

Ebeveynler arasındaki sürekli çatışma çocuğu doğrudan etkiler. Mahkeme, velayet ve kişisel ilişki taleplerini karara bağlarken çoğu zaman uzmandan sosyal inceleme raporu ister. Rapor bağlayıcı değildir; mahkeme aksi yönde karar verebilir, ancak gerekçesini açıklamak zorundadır.

Süreç şöyle işler. Mahkeme ara kararıyla sosyal çalışmacı, pedagog ya da psikolog görevlendirir. Uzman dosyayı inceler, tarafları ayrı ayrı görüşmeye çağırır, ev ziyareti yapar ve çocuğu yaşına uygun bir ortamda dinler. Gerekirse okuldan, kreşten ve varsa çocuğun görüştüğü uzmandan bilgi alınır. Bulgular rapora yazılır ve dosyaya sunulur.

Çocuğun taraf tutmaya zorlanması, bu dosyalarda ayrı bir kusur vakıasıdır. Bir ebeveynin çocuğa diğer ebeveyni kötüleyen sözler söylemesi, çocuğu telefon görüşmelerinde dinlemesi, mahkemeye gitmeden önce ne söyleyeceğini öğretmesi ve çocuğu haber taşıyıcısı olarak kullanması hem raporda hem kusur belirlemesinde karşılığını bulur. Çocuğun uzman görüşmesinde bu yönde beyanda bulunması dosyanın seyrini değiştirebilir.

Rapora itiraz, tebliğden itibaren iki hafta içinde yazılı olarak yapılır. İtiraz, raporun eksik incelemeye dayandığı, çocuğun uygun koşullarda dinlenmediği ya da tespitlerin dosyadaki delillerle çeliştiği noktalarına odaklanmalıdır. Ek rapor ya da yeni uzman görevlendirilmesi talep edilebilir.

Davranış örüntüsünün vakıa ve delile dönüştürülmesi Yaşanan Durumdan Dosyaya Giren Vakıaya Yaşanan durum Dilekçedeki vakıa cümlesi Delil Olayın yaşanmadığının sürekli inkâr edilmesi Tartışmalardan sonra olayları uydurduğumu ailemin yanında söyledi Ortamda bulunan görgü tanığı, aile grubu yazışması Sosyal çevreden uzaklaştırma Arkadaşlarımla görüşmemi engelledi, buluşmalar öncesi tartışma çıkardı Arkadaş tanıklığı, iptal edilen planlara ilişkin yazışma Ekonomik kısıtlama ve gelire el koyma Maaş kartımı elimden aldı, ev giderlerini kasten karşılamadı Banka hareketleri, fatura kayıtları, tanık beyanı Çocuğun taraf tutmaya zorlanması Çocuğa beni kötüleyen sözler söyledi, görüşmelerde haber taşıttı Sosyal inceleme raporu, okul yazışmaları
Duygu anlatımı dosyayı taşımaz; her durumun tarih, ortam ve tanık içeren bir vakıa cümlesine çevrilmesi gerekir.

Boşanma sonrası velayet ve kişisel ilişkinin baskı aracına dönüşmesi

Boşanma kararı çatışmayı her zaman bitirmez. Kişisel ilişki günlerinin sürekli değiştirilmesi, çocuğun geç teslim edilmesi, nafakanın kasten ödenmemesi ve çocuk üzerinden bilgi toplanması, boşanma sonrası dönemin en sık karşılaşılan sorunlarıdır. Hukuk bunlara karşı ayrı ayrı yollar sunar.

Kişisel ilişkiye uyulmaması hâlinde İcra ve İflas Kanunu m. 25/a ve m. 341 uyarınca çocuk teslimine ilişkin ilamın icrası yoluna gidilebilir ve emre aykırı davranan hakkında disiplin hapsi istenebilir. Uygulamada çocuk teslimi işlemleri adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlükleri aracılığıyla, çocuğun zarar görmeyeceği biçimde yürütülür.

İştirak nafakasının ödenmemesi hâlinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 344 uyarınca tazyik hapsi talep edilebilir. Nafaka miktarı ekonomik koşullara göre yetersiz kaldığında artırım davası açılabilir; velayet düzeninin çocuğun yararına aykırı hale geldiği durumlarda ise TMK m. 183 uyarınca velayetin değiştirilmesi istenebilir.

Kişisel ilişkinin çocuğun huzurunu bozacak biçimde kullanıldığı ispatlanırsa TMK m. 324 uyarınca kişisel ilişkinin sınırlandırılması ya da kaldırılması talep edilebilir. Ayrıca refakatçi eşliğinde görüşme, teslim yerinin belirlenmesi ve görüşme saatlerinin daraltılması gibi ara çözümler istenebilir. Bu taleplerin hangisinin dosyanıza uyduğu somut duruma bağlıdır; değerlendirmek isterseniz iletişime geçebilirsiniz.

Görevli ve yetkili mahkeme

Boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesi kurulmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla bakar. Yetkili mahkeme ise TMK m. 168 uyarınca eşlerden birinin yerleşim yeri ya da davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Görev kuralı 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m. 4’ten doğar; Türk Medeni Kanunu’nun aile hukukuna ilişkin ikinci kitabından doğan dava ve işler, vesayete ilişkin kısım dışında, aile mahkemesinde görülür. Görev kuralları kamu düzenindendir ve HMK m. 114 uyarınca dava şartıdır. Taraflar ileri sürmese bile mahkeme kendiliğinden inceler; görevsiz mahkemede açılan dava görevsizlik kararıyla görevli mahkemeye gönderilir.

Yetki kuralı ise kesin değildir. HMK m. 19/2 uyarınca yetkinin kesin olmadığı davalarda yetki itirazı cevap dilekçesinde ileri sürülür; süresinde itiraz edilmezse dava, açıldığı yer mahkemesinde görülmeye devam eder. Aynı fıkra uyarınca itirazda bulunan taraf yetkili gördüğü mahkemeyi de bildirmek zorundadır, aksi hâlde itiraz dikkate alınmaz.

Baskı örüntüsünün bulunduğu dosyalarda yetki seçimi pratik bir mesele hâline gelir. Ortak konuttan ayrılan eş kendi yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir; yerleşim yeri TMK m. 19 uyarınca sürekli kalma niyetiyle oturulan yerdir. Ayrıldıktan sonra başka bir ilde yaşamaya başlayan eşin oradaki aile mahkemesine başvurması bu kurala dayanır. Adres bilgisinin karşı taraftan gizlenmesi gereken hâllerde 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbirler ayrıca istenir.

Yurt dışında yaşayan eş bakımından iki durum ayrılır. Türk vatandaşlarının boşanma davası, yabancı ülke mahkemesinde açılmadığı ya da açılamadığı takdirde, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m. 41 uyarınca Türkiye’de yer itibarıyla yetkili mahkemede; böyle bir mahkeme yoksa ilgilinin sakin olduğu yer, Türkiye’de sakin değilse Türkiye’deki son yerleşim yeri mahkemesinde, o da yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde görülür. Yabancı mahkemeden alınan boşanma kararının Türkiye’de sonuç doğurması ise ayrı bir tanıma ya da tenfiz sürecini gerektirir.

Bu dosyalarda arabuluculuk neden sonuç vermez?

Boşanma davasında zaten zorunlu arabuluculuk yoktur; 6325 sayılı Kanun m. 1/2 uyarınca aile hukukundan doğan ve tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir. Manipülatif davranış örüntüsü bulunan dosyalarda ise ihtiyari müzakere de çoğu zaman işlemez.

Bunun yapısal bir nedeni vardır. Arabuluculuk, tarafların eşit müzakere gücüne sahip olduğu varsayımına dayanır. Uzun süreli psikolojik baskının bulunduğu bir ilişkide bu varsayım gerçekleşmez; masaya oturan taraflardan biri baskı altında, diğeri müzakereyi sürdürmenin kendisini bir üstünlük aracı olarak kullanabilecek konumdadır.

Uygulamada görülen sonuçlar da bunu doğrular: müzakerelerin gereksiz biçimde uzatılması, kabul edilen maddelerin sonradan yeniden açılması, çocuğa ilişkin konuların pazarlık kozuna dönüştürülmesi ve mali taleplerin sürekli değiştirilmesi. Bu tabloda anlaşma sağlanmadığı gibi, mağdur taraf ek yıpranma yaşar.

Buna karşılık her kalem için aynı şeyi söylemek doğru olmaz. Mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacak ve ziynet alacağı gibi tarafların tasarruf edebildiği konularda müzakere anlamlı olabilir. Ayrım şudur: kişisel temas gerektirmeyen ve rakamla ölçülebilen kalemler müzakereye uygundur; velayet, kişisel ilişki ve kusur tartışması ise mahkeme denetimine bırakılmalıdır.

Ceza boyutu: hakaret, tehdit ve haksız tahrik

Boşanma davasında kusur sayılan bazı davranışlar aynı zamanda suç oluşturabilir. Hakaret TCK m. 125, tehdit m. 106, kasten yaralama m. 86, eziyet m. 96 ve özel hayatın gizliliğini ihlal m. 134 kapsamındadır. Ceza dosyası ile boşanma dosyası birbirinden bağımsız yürür, ancak birbirini besler.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/7043, K. 2024/5041, T. 27.06.2024 kararında, erkeğin kadına devamlı fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ettiği, evin geçimini ve kadının ihtiyaçlarını karşılamayarak ekonomik şiddet uyguladığı, tehdit ettiği ve onur kırıcı sözler söylediği tespit edilmiş; eylemin eşe karşı kasten yaralama suçunu oluşturduğu ve bu eylemlerin TMK m. 162’de düzenlenen pek kötü ve onur kırıcı davranış sebebiyle boşanma nedenini oluşturacağı, ayrıca kadının kişilik haklarına ağır saldırı niteliği taşıdığı hükme bağlanmıştır.

Ceza yargılamasında sık gündeme gelen bir savunma haksız tahriktir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/809, K. 2015/205, T. 09.06.2015 ve E. 2014/571, K. 2015/437, T. 01.12.2015 kararlarında haksız tahrik için aranan koşullar sıralanmıştır: tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, işlenen suç bu ruhsal durumun tepkisi olmalı ve haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan kaynaklanmalıdır.

Aynı kararlarda, haksız fiilin doğrudan failin kendisine karşı gerçekleştirilmesinin zorunlu olmadığı, failin yakınına ya da değer verdiği kişilere karşı işlenen haksız fiillerin de belirli koşullarda haksız tahrik oluşturacağı kabul edilmiştir. Boşanma dosyası bakımından önemli olan nokta şudur: ceza dosyasında haksız tahrik indirimi uygulanması, hukuk mahkemesini kusur belirlemesinde bağlamaz; ancak dosyaya sunulan bir veri olarak değerlendirilir.

Kusur dağılımı, tazminat ve nafaka sonuçları

Süreklilik gösteren aşağılama ve psikolojik baskı ispatlandığında fail eş tam ya da ağır kusurlu kabul edilir. Bu tespit, boşanma kararının yanında maddi tazminat, manevi tazminat ve nafaka taleplerinin de kaderini belirler. Kusur dengesi bozulduğunda fer’î taleplerin tamamı etkilenir.

TMK m. 174/1 uyarınca maddi tazminat isteyen eşin kusurunun daha az olması, m. 174/2 uyarınca manevi tazminat isteyenin kişilik haklarının saldırıya uğramış olması aranır. TMK m. 175 gereği yoksulluk nafakası talep eden eşin kusuru daha ağır olmamalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2732, K. 2021/715, T. 08.06.2021 kararında, eşine sürekli asılsız ithamlarda bulunan ve aşağılayan erkeğin davranışları kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilmiştir.

Kusurun tek yönlü olmadığı dosyalar da vardır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2413, K. 2021/996, T. 14.09.2021 kararında, kadının eşine hakaret ettiği, surat astığı ve eşinin ailesine sıcak davranmadığı belirlenmiş; buna karşılık erkeğin sürekli fiziksel şiddet uygulaması, küfür ve tehdit etmesi karşısında erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu tartışmasız kabul edilmiştir.

Karar Değerlendirilen davranış Ölçüt Sonuç
HGK, E. 2020/26, K. 2022/1434, T. 02.11.2022 Süreklilik gösteren aşağılama ve hakaret Af ya da hoşgörü kanıtı bulunmaması Boşanmaya karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir
2. HD, E. 2024/5434, K. 2024/5830, T. 12.09.2024 Sürekli aşağılayıcı tutum ve psikolojik baskı Davranışın sürekliliği Davalı erkek tam kusurlu kabul edilmiştir
2. HD, E. 2018/5520, K. 2019/2308, T. 07.03.2019 Aşağılama ve hakaret içeren söylemler Ortak hayatın çekilmez hale gelmesi Geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu tespit edilmiştir
2. HD, E. 2022/10976, K. 2023/2254, T. 09.05.2023 Hakaret ve sadakatsizlik; sonrasında birlikte yaşama Af olgusu Boşanma ve tazminat davasının reddi onanmıştır
HGK, E. 2017/2718, K. 2021/714, T. 08.06.2021 Aşırı kıskançlık, evden kovma, psikolojik şiddet Görgüye dayanmayan beyanların dışlanması Toplanan delillerle erkeğin kusuru sabit görülmüştür
HGK, E. 2017/2300, K. 2020/704, T. 30.09.2020 Ruhsal durum iddiası ve davranışların iradiliği Resmî sağlık kurulu heyet raporu Kişinin ehliyetli ve davranışlarının iradi olduğu tespit edilmiştir
HGK, E. 2017/2294, K. 2020/671, T. 23.09.2020 Evlilik öncesi hastalığın gizlenmesi TMK m. 150/2’deki üç koşulun birlikte gerçekleşmesi Heyet raporu alınmadan karar verilemeyeceği belirtilmiştir

Bir hesap örneği: 16 yıllık evlilikte, aylık net 70.000 TL geliri olan eş ağır kusurlu bulunmuş, diğer eş evlilik boyunca çalışmamış ve iki çocuğun velayeti kendisine verilmişse; yoksulluk nafakası, iştirak nafakası ve tazminat kalemleri birlikte gündeme gelir. Miktarlar gelir belgeleri, giderler ve yaşam standardına göre belirlenir; tek bir rakam üzerinden tahmin yürütmek yanıltıcı olur.

Bu konuda içtihat birliği bulunmayan noktalar

Bu alandaki her sorunun yerleşmiş tek bir cevabı yoktur. Kusur değerlendirmesi büyük ölçüde takdire dayandığından, benzer olgularda farklı sonuçlara ulaşılabilmektedir. Aşağıdaki başlıklarda uygulama birliği sağlanmış değildir.

Birincisi, zorunlu birlikte yaşamanın af sayılıp sayılmayacağı. Barınacak başka yeri olmadığı için aynı konutta kalmayı sürdüren eşin bu davranışının af olarak yorumlanıp yorumlanamayacağı somut olay değerlendirmesine bırakılmıştır. Aynı evde ayrı yaşandığının ispatı belirleyici olur.

İkincisi, rıza dışı elde edilen dijital verinin hangi koşullarda değerlendirmeye alınacağı. Kişinin kendisine yöneltilen bir saldırıyı ani biçimde kayda alması ile eşi sistematik olarak izlemesi arasında ayrım yapılmakta, fakat sınırın nerede çizileceği konusunda tam bir uzlaşı bulunmamaktadır.

Üçüncüsü, tepki niteliğindeki davranışların kusur sayılıp sayılmayacağı. Bir eşin, diğerinin ağır davranışı karşısında verdiği sert tepkinin ölçüsünü aştığı hâllerde nasıl değerlendirileceği dosyadan dosyaya değişmektedir. Dördüncüsü, ekonomik şiddet iddiasının ispat standardı; hangi belge setinin yeterli sayılacağı konusunda yeknesak bir uygulama oluşmuş değildir.

52 Soruda Narsist Eşten Boşanma

1. Narsist eşten boşanma diye ayrı bir dava var mı?
Yoktur. Talep, TMK m. 166/1’deki evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayandırılır.

2. Eşimin narsist olduğunu dilekçede yazmalı mıyım?
Yazmanız gerekmez ve tavsiye edilmez. Dilekçede kişilik nitelemesi değil, somut davranışlar tarih ve ortam belirtilerek anlatılmalıdır.

3. Narsist nitelemesi hukuki bir tanı mı?
Değildir. Bu ifade davranış örüntüsünü anlatan günlük bir adlandırmadır; tıbbi tanıyı yalnızca yetkili sağlık uzmanı koyar.

4. Eşimin tanısı varsa dava kendiliğinden kabul edilir mi?
Edilmez. Kanun hastalığı değil, ortak hayatın çekilmez hale gelmesini arar (TMK m. 166/1).

5. Tanı yoksa iddialarım geçersiz mi olur?
Olmaz. Değerlendirilen şey kişinin ne olduğu değil, ispatlanan davranışlarıdır.

6. Sürekli aşağılanmak boşanma sebebi mi?
Süreklilik gösteren aşağılama ve hakaret, evlilik birliğini temelinden sarsan kusurlu davranış olarak kabul edilmektedir.

7. Bana ruh hastasısın demesi kusur sayılır mı?
Eşin zihinsel durumunu hedef alan süreklilik gösteren ithamlar yargı kararlarında aşağılama ve hakaret kapsamında değerlendirilmiştir.

8. Tek bir olay yeterli olur mu?
Genellikle yetmez. Çekilmezlik unsuru için davranışın örüntü hâline gelmesi aranır.

9. Psikolojik şiddet için doktor raporu şart mı?
Şart değildir. Şiddet tanık beyanı ve diğer delillerle de ispatlanabilir.

10. Gaslighting hukuki bir kavram mı?
Kanunda yer almaz. Ancak olayın inkâr edilmesi, mağdurun yalancılıkla suçlanması gibi dışa yansıyan görünümleri vakıa olarak yazılabilir.

11. Manipülasyonu nasıl ispatlarım?
Her manipülatif davranışı tarih, ortam ve tanık içeren ayrı bir cümleye çevirip o cümlenin delilini göstererek.

12. Eşimin telefonundan aldığım mesajlar delil olur mu?
Rızası olmadan elde edilen veriler hukuka aykırı delil sayılabilir (HMK m. 189/2) ve ayrıca suç oluşturabilir.

13. Bana gönderilen mesajları sunabilir miyim?
Size gönderilmiş mesajlar kural olarak sunulabilir. Ekran görüntüsünün yanında cihazın incelenmesini de talep etmek yerinde olur.

14. Eve gizli kamera koyabilir miyim?
Koymamalısınız. Sistematik gizli kayıt hem delil değeri taşımaz hem de ceza sorumluluğu doğurabilir.

15. Ses kaydı her zaman geçersiz mi?
Her zaman değil. Kişinin kendisine yöneltilen ve başka türlü ispatlanamayacak ani bir saldırıyı kayda alması farklı değerlendirilebilir; sınır tartışmalıdır.

16. Tanığım olayı benden duyduysa ne olur?
Aktarıma dayalı, görgüye dayanmayan beyanlar hükme esas alınmaz.

17. Akrabalarım tanıklık yapabilir mi?
Yapabilir. Akrabalık ya da yakınlık tek başına beyanı değerden düşürmez.

18. Kaç tanık dinletmeliyim?
Sayıdan çok nitelik önemlidir. Farklı vakıaları görmüş iki ile dört tanık genellikle yeterli olmaktadır.

19. Eşimle aynı evde kalmaya devam edersem ne olur?
Olaylardan sonra birlikte yaşamayı sürdürmek af ya da hoşgörü olarak yorumlanabilir ve dava reddedilebilir.

20. Dava açtıktan sonra aynı evde kalabilir miyim?
Hukuken engel yoktur, ancak dosyayı zayıflatır. Ayrılmak mümkün değilse aynı evde ayrı yaşandığı tanıkla ortaya konmalıdır.

21. Affettiğim bir olayı sonra ileri sürebilir miyim?
Süremezsiniz. Affedilen olay kusur belirlemesinde dikkate alınmaz.

22. Aynı davranış tekrarlanırsa ne olur?
Af sonrası tekrarlanan davranış yeni bir vakıa oluşturur ve dava buna dayandırılabilir.

23. Eşimin ehliyeti nasıl belirlenir?
Tam teşekküllü hastane sağlık kurulu heyet raporuyla; dava ve taraf ehliyeti ile kısıtlama gereği bu raporda değerlendirilir.

24. Ruhsal tanısı olan eş velayet alabilir mi?
Tanının varlığı velayete kendiliğinden engel değildir. Belirleyici olan çocuğun üstün yararı ve ebeveynlik kapasitesidir.

25. Evlenmeden önce hastalığını gizlemişse ne yapabilirim?
TMK m. 150/2 uyarınca evliliğin iptalini isteyebilirsiniz. Hastalığın eşe ilişkin, ağır tehlike oluşturan ve gizlenmiş olması birlikte aranır.

26. İptal davasının süresi var mı?
Vardır. TMK m. 152 uyarınca sebebin öğrenilmesinden itibaren altı ay, her hâlde evlenmeden itibaren beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

27. Sadakat sadece cinsel anlamda mı değerlendirilir?
Hayır. Duygusal, ekonomik, sosyal, fiziksel ve görsel boyutları da kapsar.

28. Güven sarsıcı davranış nedir?
Eşine içten bağlı bir kişinin yapmayacağı davranışlardır; cinsel ilişki bulunmasa da kusur doğurur.

29. 6284 sayılı Kanun sadece fiziksel şiddeti mi kapsar?
Hayır. Psikolojik, sözel ve ekonomik şiddet de kanunun tanımı içindedir.

30. Tedbir kararı için delil sunmam gerekir mi?
Gerekmez. 6284 sayılı Kanun kapsamında tedbir kararı delil aranmaksızın ve gecikmeksizin verilir.

31. Tedbir kararını nereden isteyebilirim?
Aile mahkemesine doğrudan başvurabileceğiniz gibi kolluğa ya da mülki amire de başvurabilirsiniz.

32. Uzaklaştırma kararı ne kadar sürer?
Hâkim tedbirin süresini belirler; süre bitmeden yeniden başvurularak uzatılması istenebilir.

33. Ekonomik şiddet nedir?
Eşin çalışmasına engel olmak, gelirine el koymak, ev giderlerini kasten karşılamamak ve borçlandırmak ekonomik şiddet görünümleridir.

34. Ekonomik şiddeti nasıl ispatlarım?
Banka hareketleri, fatura ve kira kayıtları, iş yeri yazışmaları ve tanık beyanı birlikte kullanılır.

35. Sosyal inceleme raporu ne işe yarar?
Velayet ve kişisel ilişki taleplerinde mahkemeye uzman görüşü sunar. Bağlayıcı değildir, ancak aksi karar gerekçelendirilmelidir.

36. Rapora itiraz edebilir miyim?
Tebliğden itibaren iki hafta içinde yazılı itiraz edebilir, ek rapor ya da yeni uzman görevlendirilmesini isteyebilirsiniz.

37. Çocuğum mahkemede dinlenir mi?
Yaşı ve idrak düzeyi uygunsa dinlenir. Görüşme uzman eşliğinde, çocuğun zarar görmeyeceği koşullarda yapılır.

38. Eşim çocuğu bana karşı kışkırtıyorsa ne yapabilirim?
Bu davranış kusur vakıası olarak dosyaya girer; ayrıca kişisel ilişkinin sınırlandırılması istenebilir (TMK m. 324).

39. Çocuğu teslim etmiyorsa ne yapmalıyım?
İlamın icrası yoluna başvurabilir, emre aykırı davranış nedeniyle disiplin hapsi talep edebilirsiniz (İİK m. 25/a, 341).

40. Nafakayı ödemiyorsa hapis cezası var mı?
İİK m. 344 uyarınca tazyik hapsi istenebilir. Ödeme yapıldığında hapis kalkar.

41. Velayet sonradan değiştirilebilir mi?
Değişebilir. Koşullar değiştiğinde ve çocuğun yararı gerektirdiğinde TMK m. 183 uyarınca velayetin değiştirilmesi istenebilir.

42. Görüşmeler refakatçi eşliğinde yapılabilir mi?
Çocuğun yararı gerektiriyorsa mahkeme kişisel ilişkiyi refakatçi eşliğinde ve belirli bir yerde kurabilir.

43. Boşanma davasında arabuluculuk zorunlu mu?
Değildir. Aile hukukundan doğan ve tasarruf edilemeyen uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli sayılmaz (6325 sayılı Kanun m. 1/2).

44. Hangi konularda müzakere anlamlı olur?
Mal rejimi tasfiyesinden doğan alacak ve ziynet alacağı gibi rakamla ölçülebilen kalemlerde müzakere sonuç verebilir.

45. Ceza davası açarsam boşanma davasını etkiler mi?
Ceza dosyası bağımsız yürür. Ancak dosyadaki tespitler boşanma davasında delil olarak kullanılabilir.

46. Hakaret için şikâyet süresi var mı?
Hakaret TCK m. 125 uyarınca şikâyete bağlıdır; fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde şikâyet edilmelidir.

47. Haksız tahrik ne demek?
Failin, mağdurdan kaynaklanan haksız bir fiilin doğurduğu öfke ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesidir; cezada indirim sağlar.

48. Tam kusurlu eşten tazminat alabilir miyim?
Kusurunuz daha azsa maddi tazminat, kişilik haklarınız saldırıya uğradıysa manevi tazminat isteyebilirsiniz (TMK m. 174).

49. Yoksulluk nafakası için kusursuz olmam şart mı?
Şart değildir. Kusurunuzun daha ağır olmaması yeterlidir (TMK m. 175).

50. Bu tür davalar ne kadar sürer?
Çekişmeli dosyalarda ilk derece aşaması genellikle bir ile iki yıl arasında sürer; kanun yolu aşamalarıyla birlikte süre uzayabilir.

51. Davayı hangi mahkemede açmam gerekir?
Aile mahkemesinde; aile mahkemesi kurulmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesinde. Yer bakımından TMK m. 168 uyarınca eşlerden birinin yerleşim yeri ya da son altı aydır birlikte oturulan yer mahkemesi yetkilidir.

52. Eşim yetki itirazında bulunursa dava taşınır mı?
Yetki kesin olmadığından itirazın cevap dilekçesinde ve yetkili mahkeme gösterilerek yapılması gerekir (HMK m. 19/2). Süresinde ve usulüne uygun itiraz yoksa dava açıldığı yerde görülür.

Sonuç

Bu dosyaların en sık yapılan hatası, anlatının kişilik nitelemesi üzerine kurulmasıdır. Mahkeme tanı koymaz ve tanı iddiasını değerlendirmez. Değerlendirdiği şey, tarihi ve ortamı belli, görgüye dayalı tanıkla desteklenen davranışlardır. Anlatı bu düzleme taşındığında, uzun süredir yaşanan ve dışarıdan görünmeyen bir örüntü mahkeme için görünür hale gelir.

Yargı kararlarının ortak çizgisi nettir: süreklilik gösteren aşağılama, hakaret ve psikolojik baskı ağır kusur oluşturur; ancak olaylardan sonra ortak hayatın sürdürülmesi af olarak yorumlanabilir ve aynı dosyayı reddettirebilir. Delilin hukuka uygun yoldan elde edilmiş olması da en az içeriği kadar belirleyicidir.

Boşanma kararı çatışmanın sonu olmayabilir. Velayet, kişisel ilişki ve nafaka düzeninin baskı aracına dönüşmesine karşı 6284 sayılı Kanun tedbirleri, icra yolları ve velayetin değiştirilmesi talebi gibi ayrı hukuki araçlar bulunur. Dosyanızın hangi aşamada hangi araca ihtiyaç duyduğunu değerlendirmek isterseniz iletişime geçebilirsiniz.

Kaynakça

Mevzuat

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 150, 152, 162, 166, 169, 174, 175, 182, 183, 185, 324, 336.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun m. 2, 3, 4, 5, 8, 13.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 119, 189, 190, 255, 266.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 86, 96, 106, 125, 132, 133, 134, 232.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 25/a, 341, 344.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 1.

Yargı kararları

Aşağıdaki kararların tam metnine Yargıtay Karar Arama üzerinden esas ve karar numarasıyla ulaşılabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/26, K. 2022/1434, T. 02.11.2022

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/1713, K. 2024/1596, T. 07.03.2024

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/5434, K. 2024/5830, T. 12.09.2024

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2018/5520, K. 2019/2308, T. 07.03.2019

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2300, K. 2020/704, T. 30.09.2020

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2294, K. 2020/671, T. 23.09.2020

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/765, K. 2023/974, T. 18.10.2023

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10976, K. 2023/2254, T. 09.05.2023

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/809, K. 2015/205, T. 09.06.2015

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/571, K. 2015/437, T. 01.12.2015

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2413, K. 2021/996, T. 14.09.2021

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/7043, K. 2024/5041, T. 27.06.2024

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10620, K. 2023/1322, T. 23.03.2023

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2732, K. 2021/715, T. 08.06.2021

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2718, K. 2021/714, T. 08.06.2021

Doktrin ve akademik kaynaklar

Ömer Uğur Gençcan, Boşanma Hukuku.

Turgut Akıntürk / Derya Ateş, Türk Medeni Hukuku – Aile Hukuku.

Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.

Mustafa Dural / Tufan Öğüz / Mustafa Alper Gümüş, Türk Özel Hukuku – Aile Hukuku.

Bilge Öztan, Aile Hukuku.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her dosyanın kendine özgü koşulları vardır.