Skip to main content

Tasarrufun İptalinde Dördüncü Kişiye Devir

Tasarrufun iptali davasında dördüncü kişiye devir konulu makale kapak görseli

Alacaklının en çok yıprandığı an, davanın kazanılmasına az kalmışken taşınmazın yeniden el değiştirdiğini öğrendiği andır; tasarrufun iptali davasında taşınmazın devri, yargılama sürerken üçüncü kişinin malı bir dördüncü kişiye aktarmasıyla ortaya çıkar. Kanun bu durumda alacaklıyı çaresiz bırakmaz. HMK m. 125 ile İİK m. 283/2, davacıya iki yol arasında seçim yapma imkânı tanır ve mahkemeye bu seçimi hatırlatma yükümlülüğü yükler.

İÇİNDEKİLER

Bu yazıda devir gerçekleştikten sonra izlenecek usul akışını, dördüncü kişinin kötüniyetinde kullanılan somut ölçütleri, zincirleme devirlerde sorumluluğun sınırını, bedele dönüşen tazminatın hesabını ve faiz sorununu, infazın hangi takip dosyasından yürütüleceğini, önleyici tedbirleri, müteselsil sorumluluğu ve beş yıllık hak düşürücü süre ile aciz vesikası şartını ayrı başlıklarda inceliyorum.

Yargılama sırasında devir hâlinde seçimlik hakkın işleyişi Dava sürerken devir: alacaklının iki yolu Borçlu İptale tabi tasarruf Üçüncü kişi Davalı Dördüncü kişi Yargılama sırasında Beşinci kişi Zincirin devamı Mahkeme seçimlik hakkı hatırlatır Hatırlatmama usule aykırıdır ve bozma nedenidir A) Dördüncü kişiyi dahil et Her iki tasarrufun iptali istenir Kötüniyeti ispat yükü davacıda Kabulde haciz ve satış yetkisi İspat edilemezse dava bedele döner B) Davayı bedele dönüştür Üçüncü kişi nakden sorumlu olur Elden çıkarma tarihindeki değer Takipteki alacak ve fer ileriyle sınırlı Tazminata ayrıca faiz yürütülmez
Yargılama sırasındaki devir, davayı kendiliğinden sona erdirmez; alacaklının seçimine göre iki farklı hüküm kurulur.

Tasarrufun iptali davasında taşınmazın devri neden ayrı bir sorun yaratır

Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yaptığı devirleri hükümsüz kılmayı hedefler. Dava sürerken malın yeniden satılması, borçlunun elde ettiği korumayı bir kat daha kalınlaştırır. Alacaklı açısından bu, kazanılmak üzere olan davanın konusuz kalması riskidir.

Riskin kaynağı, davanın ayni değil şahsi nitelikte olmasıdır. Kabul kararı tapuda iptal ve tescil sonucu doğurmaz; alacaklıya yalnızca taşınmaz üzerinde haciz ve cebri satış yetkisi verir. İİK m. 283/1 hükmü bunu açıkça düzenler. Dolayısıyla dava kazanılsa bile taşınmaz borçlunun mülkiyetine dönmez, sadece borçlunun malıymış gibi icraya konu edilebilir.

Kaynak kararlarda da bu nitelik vurgulanır: davanın kabulü hâlinde tapuda iptal ve tescil işlemi yapılmaksızın alacaklıya icra dosyasındaki alacak ve fer ileriyle sınırlı olarak haciz ve satış yetkisi tanınır (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2019/2851, K. 2021/215, T. 20.01.2021; Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2018/4132, K. 2019/2638, T. 25.03.2019). Yetkinin kime karşı kullanılacağı, malın kimin elinde olduğuna bağlıdır. İşte devir tam bu noktayı bozar.

Buna karşılık devir, davacının hukuki durumunu ortadan kaldırmaz. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2009/3853, K. 2009/3509, T. 22.04.2009 kararında belirtildiği gibi, dava devam ederken taşınmazın devri davacının konumunu değiştirmez; dava sonuçlandığında davacı taşınmazı borçlununmuş gibi icraya konu etme hakkına kavuşur ve sonraki malikin borcundan dolayı konulan haciz davacıya karşı ileri sürülemez.

HMK m. 125 ve İİK m. 283/2 uyarınca alacaklının seçimlik hakkı

Yargılama sırasında dava konusunun devredilmesi hâlinde davacıya iki yol açıktır. Birincisi, devralan dördüncü kişiyi davaya dahil ederek her iki tasarrufun da iptalini istemektir. İkincisi, davayı devreden üçüncü kişi yönünden bedele, yani tazminata dönüştürmektir. Tercih davacıya aittir.

Bu düzen, HMK m. 125 ile İİK m. 283/2 hükümlerinin birlikte uygulanmasından doğar. Kaynak kararlar seçimlik hakkı açık biçimde tanımlar: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/16705, K. 2018/12359, T. 18.12.2018; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/381, K. 2025/4511, T. 18.03.2025 ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/8396, K. 2024/2476, T. 05.03.2024 kararları aynı yönde hüküm kurar.

HMK m. 125/2 uyarınca dava konusunun devri hâlinde devralan kişi davada taraf yerine geçebilir. Bu kural, tasarrufun iptali davalarında aktif dava ehliyeti ve yeni alacaklının davaya dahil edilmesi gibi usuli süreçleri de doğrudan etkiler; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/24270, K. 2024/7438, T. 10.09.2024 kararı bu bağlantıyı kurar.

Seçim yaparken belirleyici olan, dördüncü kişinin kötüniyetini ispatlayacak delilin bulunup bulunmadığıdır. Delil güçlüyse dahil etme yolu tercih edilir, çünkü taşınmazın kendisine ulaşmak nakit tahsilden çoğu zaman daha güvenlidir. Delil zayıfsa bedele dönüştürme yolu tercih edilir; yargılama kısalır ve üçüncü kişi nakden sorumlu tutulur.

Dava sürerken devir hâlinde adım adım usul akışı

Devrin öğrenilmesinden hükme kadar izlenecek sıra, dosyanın kaderini belirler. Bir adımın atlanması hem esasa ilişkin hakkı zayıflatır hem de kararın istinaf ya da temyiz aşamasında bozulmasına yol açar. Akış, tapu kaydının güncel örneğinin alınmasıyla başlar.

Adım 1: Devrin tespiti

Dava dosyasına güncel tapu kaydı celbedilir. Tapu müdürlüğünden yalnızca son durum değil, taşınmazın tüm takyidat ve devir geçmişini gösteren kayıt istenmelidir. Devrin tarihi, yevmiye numarası, bedeli ve alıcının kimliği bu belgeden çıkar. Aynı anda tapu işlem dosyasının tamamı istenir; akit tablosu ve beyan edilen bedel burada görülür.

Adım 2: Mahkemenin hatırlatması

Devrin anlaşılması üzerine mahkeme, davacıya seçimlik hakkını hatırlatır ve dördüncü kişiyi davaya dahil edip etmeyeceğini ya da davasını bedele dönüştürüp dönüştürmediğini sorar. Bu soru duruşma tutanağına geçirilir ve davacıya beyanda bulunmak üzere süre verilir.

Adım 3: Davacının beyanı

Davacı, verilen süre içinde tercihini açıkça bildirir. Dahil etme yolunu seçerse dördüncü kişiye karşı dava dilekçesi düzenlenir, harcı yatırılır ve tebligat çıkarılır. Bedele dönüştürme yolunu seçerse, talebin tutarı ve dayanağı dilekçeyle açıklanır.

Adım 4: Taraf teşkili

Dördüncü kişi davaya dahil edildiğinde ona cevap süresi tanınır, delilleri toplanır ve savunması alınır. Zincirleme devir varsa ara alıcılar da davaya dahil edilir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/2575, K. 2015/11914, T. 10.11.2015 ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/18642, K. 2019/5721, T. 08.05.2019 kararlarında, borçlu, ara alıcılar ve son alıcı arasında zorunlu dava arkadaşlığı ilişkisi gözetilerek tüm ilgililerin davaya dahil edilmesi ve iyiniyet durumlarının araştırılması gerektiği belirtilmiştir.

Adım 5: Delil toplama ve keşif

Devir bedelinin ödenip ödenmediği, tarafların ilişkisi, taşınmazın gerçek değeri araştırılır. Elden çıkarma tarihindeki değerin belirlenmesi için bilirkişi incelemesi ve gerekiyorsa keşif yapılır. Bedele dönüşme ihtimali her hâlde bulunduğundan, bu tespit dosyanın her aşamasında gereklidir.

Adım 6: Hüküm

Dördüncü kişinin kötüniyeti ispatlanmışsa onun yönünden de iptal kararı verilir ve alacaklıya haciz ile satış yetkisi tanınır. İspatlanamamışsa dava dördüncü kişi yönünden reddedilir, talep üçüncü kişi yönünden tazminata dönüşür. Hüküm fıkrasında sorumluluğun tutarı ve sınırı açıkça gösterilir.

Mahkemenin seçimlik hakkı hatırlatma yükümlülüğü ve bozma sebebi

Hatırlatma, mahkemenin takdirinde olan bir nezaket değil, usul yükümlülüğüdür. Yargılama sırasında taşınmazın el değiştirdiği anlaşıldığında hâkim, davacıya seçimlik hakkını hatırlatmak ve dördüncü kişiyi davaya dahil edip etmeyeceğini sormak zorundadır. Bu soruyu yöneltmeden yargılamaya devam etmek usule aykırıdır ve verilen kararın bozulmasına yol açar.

Kaynak kararlar bu noktada birbirini pekiştirir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2010/5100, K. 2010/7699, T. 30.06.2010; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2019/2018, K. 2020/6711, T. 09.11.2020; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/15368, K. 2019/3701, T. 27.03.2019; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2008/5240, K. 2009/1468, T. 16.03.2009 ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/13019, K. 2024/1033, T. 05.02.2024 kararlarında, hatırlatmanın yapılmaması ya da yargılama sırasındaki yeni devirler hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı bulunmuş, bozma nedeni sayılmıştır.

Yükümlülüğün kaynağı HMK m. 31 hâkimin davayı aydınlatma ödevidir. Hâkim, uyuşmazlığın aydınlanması için gerekli olduğu hâlde taraflardan açıklama isteyebilir ve istemelidir. Devir gibi davanın konusunu doğrudan etkileyen bir olgu ortaya çıktığında, bu ödev somut bir soru sorma biçimini alır.

Davacı açısından pratik sonuç şudur: mahkeme hatırlatmayı yapmasa bile, devri öğrenir öğrenmez tercihini bildiren bir dilekçe sunmak dosyayı güvenceye alır. Beklemek, hükmün bozulmasıyla kazanılacak zamanı yıllara yayar. Alacağın tahsili sürecinde benzer usul risklerini ödenmeyen fatura alacağının tahsili yazısında ayrıca değerlendirdim.

Dördüncü kişinin kötüniyetinin ispatı: somut ölçütler

Davacı, davasını yeni malike yöneltirse onun kötüniyetli olduğunu yasal kanıtlarla ispatlamak zorundadır. İİK m. 282/3 uyarınca iptal davası iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmez. İspat yükü tümüyle davacıdadır ve kötüniyeti varsayan bir karine bulunmaz. Bu nedenle dosyaya tapu kayıtları, ödeme belgeleri ve akrabalık ilişkisini gösteren nüfus kayıtları birlikte sunulmalıdır.

Kötüniyet ispatlanamazsa dördüncü kişi aleyhine tasarrufun iptali ve satış kararı verilemez; dava bu kişi yönünden reddedilir ve talep üçüncü kişi yönünden tazminata dönüşür. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2015/19562, K. 2015/25559, T. 22.10.2015; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2018/3364, K. 2020/6706, T. 09.11.2020 ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/20650, K. 2021/9036, T. 24.11.2021 kararları bu sonucu ortaya koyar.

Akrabalık ve yakınlık ilişkisi

Devralanın borçlunun ya da üçüncü kişinin eşi, kardeşi, çocuğu, ortağı, çalışanı olması ilk ölçüttür. Nüfus kayıt örneği, ticaret sicil kaydı ve SGK hizmet dökümü ile ortaya konur. Aynı adreste ikamet, aynı şirkette ortaklık, birbirine kefalet gibi bağlar da bu başlığa girer.

Bedelin gerçek değerin altında olması

Tapuda gösterilen bedel ile taşınmazın rayiç değeri arasındaki fark, en görünür ölçüttür. Rayiç değeri 6.000.000 TL olan bir dükkânın 1.800.000 TL bedelle devri, alıcının olağan bir alıcı gibi davranmadığını gösterir. Fark ne kadar büyükse ölçütün ağırlığı o kadar artar.

Kısa sürede el değiştirme

İlk tasarrufun üzerinden birkaç ay geçmeden yapılan ikinci devir, dosyada ayrıca açıklanması gereken bir olgudur. Dava dilekçesinin tebliğinden sonraki günlerde yapılan devir ise en güçlü göstergedir; devralanın davayı bilmediğini savunması inandırıcılığını yitirir.

Ödeme belgesinin bulunmaması

Devralanın bedeli ödediğini banka kaydıyla ispatlayamaması, iyiniyet savunmasını çökerten ölçüttür. Elden ödeme beyanı, tutar yüksekse tek başına yeterli görülmez. Alıcının ödeme gücünün bulunup bulunmadığı, gelir kayıtları ve vergi beyanlarıyla araştırılır.

Diğer destekleyici ölçütler

Taşınmazın devirden sonra da borçlunun kullanımında kalması, kira gelirinin borçluya akmaya devam etmesi, elektrik ve su aboneliklerinin değişmemesi, devralanın taşınmazı hiç görmemiş olması, aynı notere ya da aynı emlak bürosuna gidilmesi de dosyaya eklenen halkalardır. Tek bir ölçüt yeterli olmayabilir; ölçütlerin birleşimi kanaat oluşturur.

Aile içi devirlerde mal kaçırma amacının nasıl ortaya konduğunu boşanmada mal kaçırma hâlinde açılacak dava yazısında, mirasçılar arasındaki devirlerde ise muris muvazaası reddedilirse tenkis davası yazısında ayrıntılandırdım.

Zincirleme devirlerde sorumluluk nerede kesilir

Taşınmaz borçludan üçüncü kişiye, oradan dördüncü kişiye, ondan beşinci kişiye geçmiş olabilir. Zincirin her halkası ayrı bir hukuki durum yaratır ve sorumluluk kendiliğinden sonuna kadar uzanmaz. Kesilme noktasını iki kural belirler: ilk tasarrufun iptale tabi olması ve her halkadaki kişinin kötüniyeti.

Birinci kural önceliklidir. Davanın kabulü ya da bedele dönüşebilmesi için öncelikle borçlu ile üçüncü kişi arasındaki ilk satışın iptale tabi olduğunun tespiti şarttır; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/4684, K. 2024/7772, T. 17.09.2024 kararı bunu açıkça belirtir. İlk tasarruf İİK m. 278, 279 ve 280 kapsamına girmiyorsa zincirin geri kalanı tartışılmaz, dava en baştan reddedilir.

İkinci kural halka halka işler. Dördüncü kişi iyiniyetliyse zincir onda kesilir; ondan sonraki devirler artık davacıyı ilgilendirmez ve talep üçüncü kişi yönünden tazminata döner. Dördüncü kişi kötüniyetli, beşinci kişi iyiniyetliyse zincir beşinci kişide kesilir; bu kez hem üçüncü hem dördüncü kişi bedelden sorumlu tutulur.

Dava hem üçüncü hem dördüncü kişi yönünden kabul edilmişse, bedelden her ikisi de sorumlu olur. Ancak bu sorumluluk her birinin taşınmazı elinden çıkardığı tarihteki değerle sınırlıdır ve tahsilde tekerrür oluşturmayacak biçimde müteselsil sorumluluk esasına dayanır; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/9360, K. 2025/3228, T. 25.02.2025 ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/2940, K. 2022/10720, T. 20.09.2022 kararları bu ölçüyü koyar.

Somut bir örnek üzerinden bakalım. Borçlu, 4.000.000 TL değerindeki daireyi üçüncü kişiye devretmiş; üçüncü kişi bir yıl sonra 4.800.000 TL değerken dördüncü kişiye satmış; dördüncü kişi de iyiniyetli beşinci kişiye devretmiştir. Alacak 3.200.000 TL ise, üçüncü kişi 4.800.000 TL değil kendi elden çıkarma tarihindeki değeri, dördüncü kişi de kendi devir tarihindeki değeri esas alınarak sorumlu tutulur; her ikisinin sorumluluğu takipteki alacak ve fer ileriyle sınırlı kalır ve alacaklı toplamda alacağından fazlasını tahsil edemez.

Davanın bedele dönüşmesi ve tazminatın hesabı

Bedele dönüşme üç hâlde gerçekleşir: davacı dördüncü kişiyi davaya dahil etmezse, dahil edilen dördüncü kişinin iyiniyetli olduğu anlaşılırsa ya da davacı açıkça davasını bedele dönüştürdüğünü beyan ederse. Bu hâllerde iptal davası kendiliğinden tazminat davasına dönüşür ve hüküm buna göre kurulur.

Hesabın esası, üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeridir. Tapuda gösterilen satış bedeli değil, o tarihteki rayiç değer esas alınır. Bilirkişi raporunda emsal satışlar, konum, yüzölçümü ve yapı niteliği değerlendirilir. Değer tespiti yapılmadan kurulan hüküm eksik incelemeye dayanır.

Tazminatın üst sınırı ise davacının icra takibindeki alacak ve fer ileridir. Taşınmazın değeri alacaktan yüksek olsa bile alacaklı fazlasını isteyemez; tasarrufun iptali davası alacaklıya bir zenginleşme imkânı vermez, yalnızca alacağını tahsil etmesini sağlar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/273, K. 2020/1009, T. 08.12.2020 kararı bu sınırı ve dördüncü kişi davaya dahil edilmeden onun aleyhine iptal hükmü kurulup haciz işlemi yapılamayacağını birlikte ortaya koyar.

Kamu alacakları bakımından da düzen paraleldir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun m. 31 kapsamındaki davalarda kötüniyetli dördüncü kişiye dava açılmaması ya da kötüniyetinin ispatlanamaması hâlinde üçüncü kişi elden çıkardığı tarihteki değer üzerinden nakden sorumlu tutulur; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/18669, K. 2013/17082, T. 03.12.2013 ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2009/4697, K. 2009/5798, T. 29.09.2009 kararları bu yöndedir.

Bedele dönüşen tazminatta faiz işler mi

Bu soru uygulamada en çok hata yapılan noktadır. Kaynak kararlar açık bir yanıt verir: davalı üçüncü kişinin ödemek zorunda kaldığı tazminata ayrıca faiz yürütülemez. Faiz talebi hüküm fıkrasına girdiğinde karar bu yönden bozulur.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2010/8141, K. 2011/3884, T. 25.04.2011; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2012/4943, K. 2013/1957, T. 19.02.2013 ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/14532, K. 2023/1778, T. 14.02.2023 kararları, tazminatın icra takibindeki alacak ve fer ileriyle sınırlı olduğunu ve ayrıca faiz işletilemeyeceğini belirtir.

Gerekçe, tazminatın niteliğinden çıkar. Bedele dönüşen talep, bağımsız bir alacak değildir; icra takibindeki alacağın tahsiline hizmet eden bir karşılıktır. Takip alacağının faizi zaten takip dosyasında işlemektedir. Tazminata ayrıca faiz yürütmek, aynı gecikmenin iki kez tazmini anlamına gelir ve alacaklıyı takipteki hakkının ötesine taşır.

Fer i kavramının içeriği burada belirleyicidir. Takip talebinde gösterilen işlemiş faiz, takip tarihinden sonra işleyecek faiz, icra masrafları ve vekâlet ücreti, tazminatın üst sınırını oluşturan tutara dâhildir. Yani faiz tümüyle dışlanmaz; takip alacağının fer i olarak hesaba katılır, ancak hükmedilen tazminata ayrıca faiz eklenmez. Bu ayrımı kaçırmamak gerekir. İlamlı takiplerde faiz türünün ve başlangıcının nasıl belirlendiğini ilamlı icrada faiz türü, başlangıç ve kesinleşme yazısında ayrıntılı anlattım.

Faiz ve tutar hesabı dosyadaki takip verilerine göre değişir. Kendi takibinizdeki rakamların bu sınırlar içinde nasıl konumlandığını değerlendirmek isterseniz iletişime geçebilirsiniz.

Zincirleme devirlerde sorumluluğun kesilme noktaları Zincir nerede kesilir Senaryo 1 Borçlu 3. kişi 4. kişi iyiniyetli Zincir burada kesilir 3. kişi nakden sorumlu, dava 4. kişi yönünden ret Senaryo 2 Borçlu 3. kişi 4. kişi kötüniyetli 5. kişi iyiniyetli Zincir burada kesilir 3. ve 4. kişi müteselsilen sorumlu Senaryo 3 Borçlu iptale tabi değil 3. kişi İlk tasarruf iptale tabi değilse Zincirin geri kalanı hiç incelenmez, dava reddedilir Her hâlde sınır: elden çıkarma tarihindeki değer ve takipteki alacak ile fer ileri
Zincirleme devirlerde sorumluluk, iyiniyetli ilk halkada kesilir; ilk tasarruf iptale tabi değilse zincirin tamamı incelenmeden dava reddedilir.

Bedele dönüşme hâlinde infaz: aynı takip mi, yeni takip mi

Bedele dönüşen karar elde edildiğinde alacaklının ilk sorusu, bu ilamı nasıl infaz edeceğidir. Karar bir para alacağına hükmettiği için ilamlı icra yoluyla takip edilir. Ancak hangi dosyadan yürütüleceği, hükmün kuruluş biçimine bağlıdır.

Mevcut takip dosyasından doğrudan infaz mümkün değildir. Asıl takip, borçluya karşı yürütülen bir takiptir; üçüncü kişi o takibin borçlusu değildir. Tazminata mahkûm edilen üçüncü kişi hakkında, ilam niteliğindeki karara dayanarak İİK m. 32 ve devamındaki hükümler uyarınca yeni bir ilamlı takip başlatılır. Takip talebinde asıl takip dosyasının numarası ve alacak tutarı gösterilir.

İki takip arasındaki bağ, tahsilde tekerrür yasağıyla kurulur. Alacaklı, aynı alacağı hem borçludan hem üçüncü kişiden ayrı ayrı tahsil edemez. Bu nedenle hüküm fıkrasına, tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ibaresinin yazılması istenir. Uygulamada karar bu kaydı içermiyorsa, icra müdürlüğü aşamasında itiraz ve şikâyet konusu doğar.

Asıl takipten kısmi tahsilat yapılmışsa, tazminat takibinde kalan bakiye üzerinden işlem yapılır. Borçlunun maaşına haciz konulmuş ve düzenli kesinti yapılıyorsa, bu tutarlar üçüncü kişiden istenecek meblağdan düşülür. Haciz ve tahsilat bildirimlerinin nasıl yönetileceğine ilişkin ayrıntıları haricen tahsil bildirimi ve maaş haczi tebligatı yazısında ele aldım.

Kararın kesinleşmesi kural olarak aranmaz; para alacağına ilişkin ilamlar kesinleşmeden icraya konulabilir. Bununla birlikte tasarrufun iptali kararının taşınmaz üzerinde haciz ve satış yetkisi veren kısmı, taşınmazın aynına ilişkin sonuç doğurmadığı için kesinleşme şartına tabi tutulmaz. İhtiyati tedbirlerin kaldırılması ise kararın kesinleşmesine bırakılır.

Dördüncü kişiye karşı önleyici tedbirler: ihtiyati haciz ve tapu şerhi

Yeni devri öğrendikten sonra atılacak ilk adım, taşınmazın bir kez daha el değiştirmesini önlemektir. Tedbir alınmadan yürütülen dosyalarda taşınmaz üç dört kez devredilir ve her devir yeni bir taraf teşkili, yeni bir tebligat, yeni bir bilirkişi incelemesi anlamına gelir.

En etkili araç, tapu kaydına dava şerhi ya da devir yasağı şerhi düşürülmesini sağlayan ihtiyati tedbirdir. HMK m. 389 uyarınca hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı hâllerde tedbir istenir. Talep, dördüncü kişi davaya dahil edilirken aynı dilekçede yapılmalıdır. Mahkeme HMK m. 392 uyarınca teminat isteyebilir.

İkinci araç, İİK m. 257 uyarınca ihtiyati hacizdir. Tasarrufun iptali davalarında ihtiyati haciz, alacağın borçludan tahsil edilememesi riskine dayanır ve dördüncü kişinin malvarlığına değil, dava konusu taşınmaza yöneltilir. İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra İİK m. 261 uyarınca on gün içinde infaz talep edilmelidir; süre kaçırılırsa karar kendiliğinden kalkar.

Üçüncü araç, İİK m. 281 uyarınca mahkemenin davanın devamı süresince gerekli önlemleri alabilmesidir. Hâkim, taşınmazın devrini önlemek için tapuya şerh verilmesine hükmedebilir. Bu yetki, HMK m. 389 tedbirinden bağımsız ve tasarrufun iptali davasına özgü bir imkândır.

Tedbir kararının uygulanması için HMK m. 393 uyarınca bir hafta içinde talepte bulunulmalıdır. Sürelerin kaçırılması hak kaybına yol açar; somut durumunuz için bir avukata danışmanız gerekir.

Sorumluluğun taşınmazın değeriyle sınırlı olması ve müteselsil sorumluluk

Sorumluluğun iki ayrı tavanı vardır ve hangisi düşükse o uygulanır. Birinci tavan, her sorumlunun taşınmazı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeridir. İkinci tavan, davacının icra takibindeki alacak ve fer ileridir. Bu iki sınır bir arada okunmalıdır.

Birinci tavanın mantığı basittir: kimse elinden çıkardığı malın değerinden fazlasıyla sorumlu tutulamaz. Üçüncü kişi taşınmazı 3.500.000 TL değerindeyken devretmişse, sonraki yıllarda değer 7.000.000 TL olsa bile sorumluluğu 3.500.000 TL ile sınırlıdır. Dördüncü kişi için de kendi devir tarihindeki değer esas alınır.

İkinci tavan alacaklının menfaatini sınırlar. Taşınmazın değeri 9.000.000 TL, takipteki alacak 2.400.000 TL ise alacaklı yalnızca 2.400.000 TL ve fer ilerini isteyebilir. Tasarrufun iptali davası alacağı tahsil etmeye yarar, alacaklıyı zenginleştirmez.

Müteselsil sorumluluk, birden çok kişinin sorumlu tutulduğu hâllerde devreye girer. Alacaklı, tutarın tamamını sorumlulardan dilediğine karşı ileri sürebilir. Ancak tahsilde tekerrür yasağı gereği toplam tahsilat alacak tutarını aşamaz. Bir sorumlu ödediğinde diğerlerinin borcu o oranda sona erer ve ödeyen, TBK m. 62 uyarınca diğerlerine rücu edebilir.

Eşler arasındaki devirlerde sorumluluğun kime yöneleceği ayrı bir sorudur; borçlu olmayan eşin durumunu eşimin borcundan sorumlu muyum yazısında ayrıntılı inceledim.

Beş yıllık hak düşürücü süre ve aciz vesikası şartı

Tasarrufun iptali davası, süre ve ön şart bakımından katı kurallara bağlıdır. İİK m. 284 uyarınca iptal davası hakkı, batıl tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer. Bu bir hak düşürücü süredir; hâkim tarafından resen gözetilir ve kesilmez.

Sürenin başlangıcı, iptali istenen tasarrufun yapıldığı tarihtir. Yargılama sırasındaki yeni devirler bakımından bu kural özel bir sonuç doğurur: ilk tasarruf tarihinden itibaren beş yıllık süre geçmişse ya da ilk tasarrufa ilişkin dava kesinleşmişse, yargılama sırasındaki devirlere karşı açılan davalar hak düşürücü süre nedeniyle reddedilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/6337, K. 2023/8880, T. 11.09.2023 ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2019/4145, K. 2020/5061, T. 05.10.2020 kararları bu sonucu ortaya koyar.

Aciz vesikası, davanın ön şartıdır. İİK m. 277 uyarınca iptal davasını, elinde muvakkat ya da kesin aciz belgesi bulunan alacaklı açabilir. Belge dava açılırken bulunmasa bile, yargılama sırasında sunulması yeterli görülür; hüküm verilene kadar tamamlanabilen bir eksikliktir. Haciz tutanağında borcu karşılayacak mal bulunmadığının yazılması İİK m. 105 uyarınca aciz vesikası yerine geçer.

Ayrıca borcun, iptali istenen tasarruftan önce doğmuş olması gerekir. Tasarruf tarihinde henüz doğmamış bir alacak için iptal istenemez; alacaklının korunacak bir menfaati bulunmaz. Borcun doğum tarihi, takip dayanağı belgeye göre belirlenir.

Devrin dava açılmadan önce yapılmış olması hâli

HMK m. 125 yalnızca yargılama sırasındaki devirler için işler. Devir dava açılmadan önce gerçekleşmişse bu madde uygulanamaz ve davanın kurgusu baştan farklı yapılır. Ayrım, dava tarihi ile tapu yevmiye tarihinin karşılaştırılmasıyla yapılır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/13991, K. 2023/12382, T. 21.11.2023 kararı, HMK m. 125 uygulanarak davanın tazminata dönüşebilmesi için devrin mutlaka yargılama sırasında gerçekleşmiş olması gerektiğini, devir dava açılmadan önce yapılmışsa bu maddenin uygulanamayacağını belirtir.

Devir dava öncesindeyse alacaklı, dava dilekçesinde hem üçüncü hem dördüncü kişiyi baştan davalı göstermeli ve her iki tasarrufun iptalini talep etmelidir. Bu durumda seçimlik hak gündeme gelmez; dördüncü kişinin kötüniyetini ispatlamak yine davacıya düşer, ancak talebin bedele dönüşmesi İİK m. 283/2 hükmünün genel uygulamasıyla sağlanır.

Uygulamada en sık yapılan hata, dava öncesi devri fark etmeden yalnızca üçüncü kişiye karşı dava açmak ve yıllar sonra taraf teşkili eksikliğiyle karşılaşmaktır. Dava açılmadan önce tapu kaydının tam takyidat ve devir geçmişiyle çıkarılması, bu hatayı baştan önler.

İki seçeneğin karşılaştırılması

Tercih yapılırken delil durumu, taşınmazın değeri, sorumluların ödeme gücü ve yargılamanın öngörülen süresi birlikte tartılır. Aşağıdaki tablo, iki yolun hukuki sonuçlarını yan yana koyar ve hangi hâlde hangisinin daha elverişli olduğunu gösterir.

Ölçüt Dördüncü kişiyi davaya dahil etme Davayı bedele dönüştürme
Dayanak HMK m. 125, İİK m. 283/2 HMK m. 125, İİK m. 283/2
İspat yükü Dördüncü kişinin kötüniyeti davacıda Elden çıkarma tarihindeki değerin tespiti
Hükmün içeriği Haciz ve cebri satış yetkisi Nakdi tazminata mahkûmiyet
Üst sınır Takipteki alacak ve fer ileri Elden çıkarma değeri ve takip alacağından düşük olanı
Faiz Takip alacağının faizi takip dosyasında işler Tazminata ayrıca faiz yürütülemez
İnfaz Mevcut takipten taşınmaza haciz Yeni ilamlı takip, tahsilde tekerrür yasağıyla
Risk Kötüniyet ispatlanamazsa dava bedele döner Üçüncü kişinin ödeme gücü yoksa tahsil zorlaşır
Yargılama süresi Uzar, yeni taraf teşkili ve delil gerekir Kısalır, değer tespitiyle sınırlı kalır

Tablodaki sonuçlar tipik dosya kurgularına ilişkindir; her uyuşmazlıkta delil durumu ayrıca değerlendirilir.

İçtihat birliğinin bulunmadığı noktalar

Bu alanda bazı sorular tek bir cevapla kapanmıyor; daireler arasında ve zaman içinde farklı yaklaşımlar görülüyor. Tartışmalı noktaları önceden bilmek, dilekçenin hangi ihtimale karşı da kurgulanması gerektiğini gösterir ve hükmün beklenmedik bir yönden bozulmasını engeller. Dört başlıkta bu belirsizlikleri toplayabiliriz.

Seçim beyanının geri alınabilirliği

Davacı bedele dönüştürme yönünde beyanda bulunduktan sonra bu tercihten dönüp dördüncü kişiyi davaya dahil edebilir mi? Bir yaklaşım, seçimlik hakkın kullanılmakla tükendiğini savunur. Diğer yaklaşım, HMK m. 176 ıslah kurumundan yararlanılabileceğini kabul eder. Uygulamada belirsizliği önlemenin yolu, beyanı kademeli kurmaktır.

Kötüniyetin bilinmesi gereken hâlleri kapsayıp kapsamadığı

Dördüncü kişinin fiilen bilmesi mi, yoksa bilebilecek durumda olması mı yeterlidir? İİK m. 282/3 iyiniyetli üçüncü kişileri korur ama iyiniyetin ölçüsünü göstermez. TMK m. 3/2 özen ölçütünün burada da uygulanacağı görüşü yaygın olmakla birlikte, ölçünün nerede duracağı somut olaya bırakılmıştır.

Tahsilde tekerrür kaydının resen yazılıp yazılmayacağı

Birden çok sorumlu bulunan hâllerde bu kaydın hüküm fıkrasına resen konulup konulmayacağı tartışmalıdır. Bir görüş, sorumluluğun niteliğinden doğduğu için hâkimin resen yazması gerektiğini savunur. Diğer görüş, talebe bağlılık ilkesini öne çıkarır. Talebi dilekçeye açıkça yazmak, tartışmayı baştan bitirir.

Değerin hangi tarihe göre belirleneceği

Elden çıkarma tarihindeki değer esas alınmakla birlikte, uzun yargılamalarda bu değerin karar tarihine güncellenip güncellenmeyeceği tartışılır. Güncelleme yapılmadığında alacaklı, enflasyon karşısında fiilen zarar görür. Yapıldığında ise sorumlunun yükü öngörülemez hâle gelir ve faiz yasağıyla çelişki doğar.

Tasarrufun iptali davasında arabuluculuk dava şartı mı?

Baskın görüş, tasarrufun iptali davasının zorunlu arabuluculuk kapsamında bulunmadığı yönündedir. Davanın konusu bir miktar paranın ödenmesi ya da taşınmazın devri değil, tasarrufun alacaklı yönünden hükümsüzlüğü ve borçlunun malı üzerinde cebri icra yetkisi tanınmasıdır. Bu sonuç kesin değildir; dava açmadan önce güncel düzenleme kontrol edilmelidir.

Tartışma iki ayrı düzenlemeden doğuyor. Birincisi ticari davalar bakımından öngörülen dava şartıdır: konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri için arabulucuya başvurulmuş olması aranır (TTK m. 5/A). İkincisi 7445 sayılı Kanun’la getirilen ve taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin uyuşmazlıkları kapsayan düzenlemedir (6325 sayılı Kanun m. 18/B).

Tasarrufun iptali davası her iki kalıba da tam oturmuyor. Talep sonucu bir para alacağının tahsili değildir; alacaklı, iptal hükmüyle birlikte taşınmazı borçlunun malı gibi haczettirme ve sattırma yetkisi kazanır. Mülkiyet üçüncü kişide kalmaya devam ettiğinden dava, taşınmazın devrine ilişkin bir uyuşmazlık olarak da nitelendirilmiyor. Bedele dönüşen hâllerde talebin para alacağına yaklaşması ise ayrı bir tartışma başlığı yaratıyor.

Davanın ticari dava sayılıp sayılmayacağı bağımsız bir sorundur. Tasarrufun iptali davası mutlak ticari davalar arasında sayılmaz. Tarafların tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması hâlinde nispi ticari dava niteliği ileri sürülebilir; bu takdirde ticari davalara ilişkin dava şartı da gündeme gelir. Uygulamada bu nitelendirme yeknesak değildir.

Riski yönetmenin yolu pratiktir. Arabuluculuk dava şartı, mahkemece resen gözetilen bir husustur ve eksikliği davanın usulden reddine yol açar; sonradan yapılan başvuru bu eksikliği gidermez. Beş yıllık hak düşürücü sürenin dolmasına az kalmışsa, tereddüt hâlinde arabulucuya başvurup son tutanağı dilekçeye eklemek, dava açmadan önce mevzuatın güncel hâlini kontrol etmek kadar önemlidir.

50 Soruda tasarrufun iptali davasında taşınmazın devri

1. Dava sürerken taşınmaz satılırsa davam düşer mi?
Düşmez. HMK m. 125 ve İİK m. 283/2 uyarınca davanızı üçüncü kişi yönünden bedele dönüştürebilir ya da taşınmazı devralan yeni maliki davaya dahil ederek her iki tasarrufun iptalini isteyebilirsiniz. Tercih size aittir ve mahkeme bu hakkı hatırlatmakla yükümlüdür.

2. Dördüncü kişi kimdir?
Dava konusu taşınmazı davalı üçüncü kişiden devralan kişidir. Borçlu birinci, davacı alacaklı ikinci, ilk devralan üçüncü kişi olarak adlandırılır.

3. Seçimlik hakkımı kim hatırlatır?
Mahkeme hatırlatmak zorundadır. Devrin anlaşılmasına rağmen bu sorunun sorulmaması usul ve yasaya aykırıdır ve bozma nedenidir.

4. Mahkeme hatırlatmazsa ne olur?
Karar istinaf ya da temyiz aşamasında bozulur. Kaynak kararlarda bu eksiklik açık bir usul aykırılığı olarak nitelendirilmiştir.

5. Hangi seçeneği tercih etmeliyim?
Dördüncü kişinin kötüniyetini ispatlayacak deliliniz varsa dahil etme, yoksa bedele dönüştürme daha elverişlidir. Sorumluların ödeme gücü de tercihte belirleyicidir.

6. Dördüncü kişiyi davaya nasıl dahil ederim?
Mahkemeye dilekçe sunar, harcını yatırır ve tebligat masrafını karşılarsınız. Dahil edilen kişiye cevap süresi tanınır ve delilleri toplanır.

7. Dördüncü kişinin kötüniyetini neyle ispatlarım?
Akrabalık, düşük bedel, kısa sürede el değiştirme ve ödeme belgesinin bulunmaması başlıca ölçütlerdir. Bunların birleşimi kanaat oluşturur.

8. Sadece akrabalık yeterli mi?
Tek başına genellikle yeterli görülmez. Bedelin ödenmemesi ya da rayicin altında satış gibi ek olgularla desteklenmesi gerekir.

9. Bedelin düşük olduğunu nasıl kanıtlarım?
Bilirkişi incelemesi ve keşifle devir tarihindeki rayiç değer tespit ettirilir. Emsal satışlar ve emlak beyan kayıtları rapora esas alınır.

10. Dördüncü kişi bedeli ödediğini ispatlamak zorunda mı?
İspat yükü davacıdadır, ancak ödeme belgesi sunulamaması iyiniyet savunmasını fiilen çürütür. Elden ödeme beyanı yüksek tutarlarda inandırıcı bulunmaz.

11. Dördüncü kişinin kötüniyetini ispatlayamazsam ne olur?
Dava o kişi yönünden reddedilir ve talep üçüncü kişi yönünden tazminata dönüşür. Taşınmaz üzerinde haciz ve satış yetkisi verilemez.

12. Dördüncü kişi davaya dahil edilmeden aleyhine karar verilebilir mi?
Verilemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/273, K. 2020/1009, T. 08.12.2020 kararına göre dahil edilmeyen kişi aleyhine iptal hükmü kurulması ve haciz işlemi yapılması hukuken sonuç doğurmaz.

13. Taşınmaz beşinci kişiye de geçmişse ne yaparım?
Zincirdeki tüm halkalar davaya dahil edilir ve her birinin iyiniyeti ayrı araştırılır. Zorunlu dava arkadaşlığı gözetilerek taraf teşkili sağlanır.

14. Zincirleme devirde sorumluluk nerede kesilir?
İyiniyetli olduğu belirlenen ilk halkada kesilir. O halkadan sonraki devirler davacı yönünden sonuç doğurmaz.

15. Hem üçüncü hem dördüncü kişi sorumlu tutulabilir mi?
Tutulabilir. Dava her ikisi yönünden kabul edilirse bedelden müteselsilen sorumlu olurlar, ancak tahsilde tekerrür oluşturmayacak biçimde.

16. Sorumluluk taşınmazın bugünkü değeri üzerinden mi hesaplanır?
Hayır. Her sorumlunun taşınmazı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri esas alınır.

17. Taşınmazın değeri alacağımdan yüksekse fazlasını alabilir miyim?
Alamazsınız. Tazminat, icra takibindeki alacak ve fer ileriyle sınırlıdır; dava zenginleşme sağlamaz.

18. Bedele dönüşen tazminata faiz işler mi?
İşlemez. Kaynak kararlarda üçüncü kişinin ödemek zorunda kaldığı tazminata ayrıca faiz yürütülemeyeceği belirtilmiştir.

19. Faiz hiç hesaba katılmaz mı?
Katılır. Takip alacağının işlemiş ve işleyecek faizi, tazminatın üst sınırını oluşturan fer iler içinde yer alır; ancak hükmedilen tazminata ayrıca faiz eklenmez.

20. Faiz istersem kararım bozulur mu?
Bu yönden bozma riski vardır. Talebin fer iler kapsamında formüle edilmesi, ayrı faiz talebinden daha güvenlidir.

21. Bedele dönüşen kararı hangi dosyadan infaz ederim?
Üçüncü kişi asıl takibin borçlusu olmadığı için, ilam niteliğindeki karara dayanarak İİK m. 32 uyarınca yeni bir ilamlı takip başlatılır.

22. Aynı alacağı iki kez tahsil edebilir miyim?
Edemezsiniz. Tahsilde tekerrür yasağı gereği borçludan ve üçüncü kişiden yapılan tahsilatlar toplamı alacağı aşamaz.

23. Hüküm fıkrasında hangi kayıt bulunmalı?
Tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ibaresi bulunmalıdır. Bu kayıt yoksa icra aşamasında itiraz ve şikâyet doğar.

24. Karar kesinleşmeden icraya koyabilir miyim?
Para alacağına ilişkin ilamlar kural olarak kesinleşmeden icraya konulabilir. Taşınmaz aynına ilişkin sonuç doğurmadığı için kesinleşme şartı aranmaz.

25. Dördüncü kişiye karşı ihtiyati haciz isteyebilir miyim?
İİK m. 257 uyarınca koşulları varsa istenebilir. Kararın İİK m. 261 uyarınca on gün içinde infazı talep edilmelidir.

26. Tapuya şerh nasıl düşürülür?
HMK m. 389 uyarınca ihtiyati tedbir ya da İİK m. 281 uyarınca mahkemenin alacağı önlem kararıyla tapuya müzekkere yazılır.

27. Tedbir kararını kaç gün içinde uygulatmalıyım?
Bir hafta içinde. HMK m. 393 uyarınca bu süre içinde uygulama istenmezse tedbir kendiliğinden kalkar.

28. Tedbir için teminat yatırmam gerekir mi?
Genellikle gerekir. HMK m. 392 uyarınca mahkeme uygun bir teminat belirler ve süresinde yatırılmasını ister.

29. Dava şerhi mi devir yasağı mı daha etkili?
Devir yasağı taşınmazın hiç satılamamasını sağladığı için daha etkilidir. Dava şerhi devri engellemez, yalnızca devralanı sonuca bağlar.

30. Tasarrufun iptali davası tapuyu iptal ettirir mi?
Ettirmez. Dava şahsi niteliktedir; İİK m. 283/1 uyarınca alacaklıya yalnızca haciz ve cebri satış yetkisi verilir.

31. Taşınmaz borçlunun adına mı döner?
Dönmez. Mülkiyet devralanda kalır, ancak alacaklı taşınmazı borçlununmuş gibi icraya konu edebilir.

32. Dava sürerken konulan başka haciz beni bağlar mı?
Bağlamaz. Sonraki malikin borcundan dolayı konulan haciz davacıya karşı ileri sürülemez.

33. Aciz vesikası olmadan dava açabilir miyim?
Açabilirsiniz ama hüküm verilene kadar sunmanız gerekir. İİK m. 277 uyarınca geçici ya da kesin aciz belgesi davanın ön şartıdır.

34. Haciz tutanağı aciz vesikası yerine geçer mi?
Geçer. Borcu karşılayacak mal bulunmadığının yazıldığı haciz tutanağı, İİK m. 105 uyarınca geçici aciz belgesi hükmündedir.

35. Dava açma süresi ne kadar?
İİK m. 284 uyarınca tasarruf tarihinden itibaren beş yıl. Bu süre hak düşürücüdür, kesilmez ve hâkim tarafından resen gözetilir.

36. Beş yıl geçtikten sonra yapılan devirler için dava açabilir miyim?
İlk tasarruf tarihinden itibaren beş yıl geçmişse açamazsınız. Yargılama sırasındaki devirlere karşı açılan davalar da hak düşürücü süre nedeniyle reddedilir.

37. Borcun tasarruftan önce doğması şart mı?
Şarttır. Tasarruf tarihinde henüz doğmamış bir alacak için iptal istenemez, korunacak bir menfaat bulunmaz.

38. Devir dava açılmadan önce yapılmışsa HMK m. 125 uygulanır mı?
Uygulanmaz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/13991, K. 2023/12382, T. 21.11.2023 kararına göre devrin yargılama sırasında gerçekleşmesi gerekir.

39. Dava öncesi devirde ne yapmalıyım?
Dava dilekçesinde hem üçüncü hem dördüncü kişiyi baştan davalı gösterip her iki tasarrufun iptalini talep etmelisiniz.

40. Vergi borcu için de aynı kurallar geçerli mi?
Büyük ölçüde geçerlidir. 6183 sayılı Kanun m. 31 kapsamındaki davalarda da kötüniyet ispatlanamazsa üçüncü kişi elden çıkarma değeri üzerinden nakden sorumlu tutulur.

41. Görevli mahkeme hangisi?
Asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Ticari nitelikteki uyuşmazlıklarda asliye ticaret mahkemesi görev alır.

42. Yetkili mahkeme neresi?
Davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Dava şahsi nitelikte olduğundan taşınmazın bulunduğu yer kesin yetki doğurmaz.

43. Dava harcı ne üzerinden alınır?
Alacak miktarı üzerinden nispi harç alınır. Taşınmazın değeri alacaktan yüksekse harç yine alacak tutarına göre hesaplanır.

44. Yargılama ne kadar sürer?
Bilirkişi incelemesi, keşif ve yeni taraf teşkili nedeniyle ilk derecede genellikle iki yılı aşar. Zincirleme devirler süreyi belirgin biçimde uzatır.

45. Borçlu davada taraf olmak zorunda mı?
Zorunludur. İptali istenen ilk tasarrufun tarafı olduğu için borçlu ile üçüncü kişi arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunur.

46. Taşınmaz devirden sonra hâlâ borçlunun kullanımındaysa bu ne anlama gelir?
Devrin görünürde yapıldığına işaret eder. Kira gelirinin borçluya akması ve aboneliklerin değişmemesi bu ölçütü güçlendirir.

47. Alacağımı borçludan kısmen tahsil ettim, tazminat azalır mı?
Azalır. Tazminat takipteki bakiye alacakla sınırlıdır; yapılan tahsilatlar hesaptan düşülür.

48. Ödeyen sorumlu diğerine rücu edebilir mi?
Edebilir. Müteselsil sorumlulukta ödemeyi yapan kişi TBK m. 62 uyarınca diğer sorumlulara başvurabilir.

49. Seçimimi sonradan değiştirebilir miyim?
Bu nokta tartışmalıdır. Beyanı kademeli kurmak, yani kötüniyet ispatlanamazsa bedele dönüşme talebini baştan yazmak en güvenli yoldur.

50. Devrin yapıldığını nasıl öğrenirim?
Yargılama boyunca düzenli aralıklarla güncel tapu kaydı ve takyidat belgesi celbettirerek. Tapu kaydına şerh düşürülmesi ise yeni devirleri baştan engeller.

Sonuç

Yargılama sırasında taşınmazın dördüncü kişiye devri, davayı bitiren değil yönünü değiştiren bir olgudur. Alacaklının önünde iki yol vardır: dördüncü kişiyi davaya dahil edip her iki tasarrufun iptalini istemek ya da davayı üçüncü kişi yönünden bedele dönüştürmek. Mahkeme bu tercihi hatırlatmakla yükümlüdür ve hatırlatmaması kararı sakatlar.

Dahil etme yolunda kritik eşik, dördüncü kişinin kötüniyetinin ispatıdır. Akrabalık, rayicin altında bedel, kısa sürede el değiştirme ve ödeme belgesinin yokluğu, tek tek değil birlikte değerlendirilerek kanaat oluşturur. Bedele dönüşme yolunda ise hesap iki tavanla sınırlıdır: elden çıkarma tarihindeki gerçek değer ve takipteki alacak ile fer ileri. Tazminata ayrıca faiz yürütülmemesi, hüküm kurulurken en çok gözden kaçan noktadır.

Dosyayı güvenceye alan asıl adımlar erken atılır: tapu kaydının düzenli izlenmesi, tedbir ve şerh talebinin ilk günden yapılması, aciz belgesinin tamamlanması ve beş yıllık hak düşürücü sürenin takibi. Bu adımların hangi sırayla atılacağı dosyanın kendi verilerine göre değişir; kendi durumunuzu değerlendirmek isterseniz iletişime geçebilirsiniz.

Zincirin bütün halkalarını baştan davalı gösteren bir dava dilekçesinin nasıl yazılacağını, delil listesi ve ihtiyati tedbir talebiyle birlikte boşanmadan sonra mal kaçırma sebebiyle terditli dava dilekçesi örneği yazısında adım adım gösterdim.

Taşınmazlarla ilgili diğer dava türleri ve genel süreç için Yalova gayrimenkul avukatı sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Kaynakça

Mevzuat

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 32, 105, 257, 261, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 283, 284.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 31, 114, 115, 125, 176, 389, 392, 393.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 62.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 3.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun m. 31.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 4 (ticari davalar), m. 5/A (ticari davalarda dava şartı olarak arabuluculuk).

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/A ve m. 18/B (dava şartı olarak arabuluculuk).

Yargı kararları

Aşağıdaki kararların tam metnine Yargıtay Karar Arama üzerinden esas ve karar numarasıyla ulaşılabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/273, K. 2020/1009, T. 08.12.2020

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2010/5100, K. 2010/7699, T. 30.06.2010

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/381, K. 2025/4511, T. 18.03.2025

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/9360, K. 2025/3228, T. 25.02.2025

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/4684, K. 2024/7772, T. 17.09.2024

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/8396, K. 2024/2476, T. 05.03.2024

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/13019, K. 2024/1033, T. 05.02.2024

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/24270, K. 2024/7438, T. 10.09.2024

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/13991, K. 2023/12382, T. 21.11.2023

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/6337, K. 2023/8880, T. 11.09.2023

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/14532, K. 2023/1778, T. 14.02.2023

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/2940, K. 2022/10720, T. 20.09.2022

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/20650, K. 2021/9036, T. 24.11.2021

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/16705, K. 2018/12359, T. 18.12.2018

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2019/2018, K. 2020/6711, T. 09.11.2020

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2018/3364, K. 2020/6706, T. 09.11.2020

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/15368, K. 2019/3701, T. 27.03.2019

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/18642, K. 2019/5721, T. 08.05.2019

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/2575, K. 2015/11914, T. 10.11.2015

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2019/4145, K. 2020/5061, T. 05.10.2020

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2019/2851, K. 2021/215, T. 20.01.2021

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/18669, K. 2013/17082, T. 03.12.2013

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2012/4943, K. 2013/1957, T. 19.02.2013

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2010/8141, K. 2011/3884, T. 25.04.2011

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2009/4697, K. 2009/5798, T. 29.09.2009

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2008/5240, K. 2009/1468, T. 16.03.2009

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2018/4132, K. 2019/2638, T. 25.03.2019

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2015/19562, K. 2015/25559, T. 22.10.2015

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2009/3853, K. 2009/3509, T. 22.04.2009

Doktrin ve akademik kaynaklar

Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı.

Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Meral Sungurtekin Özkan ve Muhammet Özekes, İcra ve İflâs Hukuku.

Timuçin Muşul, İcra ve İflas Hukuku, tasarrufun iptali davalarına ilişkin bölüm.

Talih Uyar, Tasarrufun İptali Davaları üzerine incelemeler.

Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler.

Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay ve Muhammet Özekes, Medenî Usûl Hukuku.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her dosyanın kendine özgü koşulları vardır.