Skip to main content

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Suçu (TCK 216)

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu konulu makale kapak görseli

Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde düzenlenen kin ve düşmanlığa tahrik suçu, ifade özgürlüğü ile kamu güvenliği arasındaki sınırın çizildiği en tartışmalı hükümlerden biridir. Madde tek bir suç değil, üç ayrı suç tipi içerir. Birinci fıkra somut tehlike suçu olarak kurgulanmış, cezalandırma için kamu güvenliği bakımından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması aranmıştır. Bu şart, sert eleştiriyi cezai alanın dışında tutan bir süzgeç işlevi görür.

Bu yazıda 5237 sayılı Kanun’un 216. maddesindeki üç fıkranın unsurları, aleniyet ve kast, gayrimuayyen toplum kesimini hedef alma ölçütü, açık ve yakın tehlike testinin uygulanışı, sosyal medyada aleniyetin ispatı, TCK m. 122 ile ayrım, basın yayın yoluyla işlenmede TCK m. 218, yargılama usulü ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ayrı başlıklar altında incelenmektedir. Örnekler soyut ve nötr tutulmuştur.

TCK m. 216: Tek Madde, Üç Ayrı Suç - Her fıkranın kendi hareketi, kendi tehlike ölçütü ve kendi ceza aralığı vardır
Aynı madde numarası altında toplanan üç fıkra, korunan değer ve aranan tehlike ölçütü bakımından birbirinden ayrılır.

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu TCK m. 216’da nasıl düzenlenmiştir?

Madde, kamu düzenini ve toplum barışını korumayı amaçlar. Birinci fıkra, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini diğer bir kesim aleyhine alenen tahrik eden kişiyi, kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike doğması hâlinde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırır.

Anayasa Mahkemesi, B. No: 2017/3357, T. 30.09.2020 kararında maddenin metni ve fıkralara göre öngörülen cezalar bu şekilde aktarılmıştır. Metnin yapısı dikkatle okunduğunda üç ayrı katman görülür: hareket, hareketin dayandığı farklılık temeli ve neticenin doğurduğu tehlike.

Suçun somut tehlike suçu olduğu konusunda yargı kararlarında istikrar vardır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/18682, K. 2024/1297, T. 14.02.2024 ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/17770, K. 2024/689, T. 24.01.2024 kararlarıyla Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2018/3616, K. 2019/598, T. 08.01.2019 kararında, birinci fıkrada düzenlenen ve kamu düzenini, toplum huzurunu koruyan bu suçun esas itibarıyla nefret söylemini sınırlandırmayı hedeflediği belirtilmiştir.

Somut tehlike suçu nitelendirmesinin pratik sonucu şudur: söylemin içeriği tek başına yeterli değildir. Mahkemenin, o söylemin somut koşullarda kamu güvenliği bakımından gerçek bir tehlike doğurduğunu ayrıca tespit etmesi gerekir. Bu tespit yapılmadan kurulan mahkûmiyet hükümleri bozulmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrası aşağılama, üçüncü fıkrası ise dini değerlerin aşağılanması fiilini yaptırıma bağlar. Üç fıkra arasındaki ceza farkı da bu ayrımı yansıtır: birinci fıkrada üst sınır üç yıl iken, diğer iki fıkrada bir yıldır.

Maddedeki üç suç tipi arasındaki bölünme

Üç fıkra, aynı numarayı paylaşmalarına rağmen bağımsız suç tipleridir. Birinci fıkra iki toplum kesimini karşı karşıya getirmeyi, ikinci fıkra bir kesimi aşağılamayı, üçüncü fıkra ise benimsenen dini değerlerin aşağılanmasını cezalandırır. Her fıkranın kendi tehlike ölçütü vardır ve biri diğerinin yerine uygulanamaz.

İddianamede hangi fıkranın uygulandığının açıkça gösterilmesi zorunludur. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2024/6962, K. 2025/8694, T. 08.05.2025 kararında, sanığın ifadelerinin maddede belirtilen unsurlardan hangisine uyduğu açıklanmadan mahkûmiyet kurulmasının hukuka aykırı olduğu vurgulanmış ve unsurları oluşmayan suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Fıkralar arasında geçişkenlik bulunabilir. İfadelerin açık ve yakın tehlike yaratmadığı, buna karşılık aşağılama unsurlarını taşıdığı durumlarda birinci fıkra değil ikinci fıkra uygulanmaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2023/1302, K. 2023/5532, T. 03.07.2023 kararı bu yöndedir.

Bu geçişkenlik savunma açısından önemlidir. Birinci fıkradan yargılanan bir kişi, tehlike şartının gerçekleşmediğini ortaya koyabilirse ceza aralığı üç yıldan bir yıla iner; unsurların tamamen yokluğu hâlinde ise beraat gündeme gelir.

Kin ve düşmanlığa tahrik suçunun unsurları nelerdir?

Dört unsur birlikte aranır: tahrikin sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanması; hedefin gayrimuayyen bir toplum kesimi olması; fiilin alenen işlenmesi; ve kamu güvenliği bakımından açık ve yakın tehlikenin doğması. Bunlardan birinin eksikliği suçun oluşmaması sonucunu doğurur.

Farklılık temeline dayanma

Tahrikin maddede sayılan farklılıklardan en az birine dayanması ve iki kesimi karşı karşıya getirmeyi amaçlaması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2004/201, K. 2005/30, T. 15.03.2005 kararında bu ölçüt açıkça ortaya konmuştur.

Aynı sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölgeye mensup olup farklı görüş ya da düşünceye sahip olanların birbirine karşı kışkırtılması hâlinde, suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği bu suç oluşmaz. Aynı kararda bu husus özellikle belirtilmiştir. Ölçüt, maddede sayılan kategorilerin genişletilmesini engeller.

Siyasi partilere yönelik söylemler bakımından da benzer bir sınır çizilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/18700, K. 2024/1269, T. 14.02.2024 kararında, eylemin bir siyasi partiye yöneldiği, siyasi partinin sosyal sınıf olmadığı ve bu nedenle madde metninde belirtilen halkın sosyal sınıf veya bölge bakımından farklı bir kesimi kavramı içinde kabul edilemeyeceği gerekçesiyle suçun unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.

Gayrimuayyen toplum kesimini hedef alma

Fiilin, adet ve şahıs olarak belirli olmayan bir toplum kesimi üzerinde kin ve nefret duygusu yaratmaya ya da mevcut duyguları pekiştirmeye elverişli olması gerekir. Belirli kişilere yönelen söylemler bu suçu değil, duruma göre hakaret veya tehdit suçlarını gündeme getirir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2016/1776, K. 2016/3983, T. 14.06.2016 kararında, failin söylemlerinin ülkede yaşayan bir toplum kesimi olmayıp kavga hâlinde oldukları olay yerinde bulunan belirli bir gruba yöneldiği durumlarda atılı suçun oluşmayacağı belirtilmiştir. Aynı kararda, suçun oluşabilmesi için failin fiilinin adet ve şahıs olarak muayyen olmayan toplum kesimi üzerinde kin ve nefret duygularının oluşumuna veya mevcut duyguların pekişmesine etkide bulunması gerektiği tespiti yapılmıştır.

Belirli kişilere yönelen çevrimiçi söylemlerin hangi suça vücut verdiği ayrı bir tartışmadır. Bu ayrımın pratik yansımalarını internet ve sosyal medya üzerinden hakaret suçu yazısında ayrıntılı olarak inceledim.

Aleniyet ve kast

Fiilin alenen işlenmesi ve failde suç işleme kastının bulunması şarttır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2004/201, K. 2005/30, T. 15.03.2005 kararı bu iki unsuru birlikte aramaktadır. Aleniyet, ifadenin belirsiz sayıda kişi tarafından algılanabilir olmasını ifade eder; herkesin fiilen görmüş olması aranmaz.

Kast bakımından genel kast yeterli görülmektedir. Failin ayrıca toplumsal çatışma çıkarma gibi özel bir amaç taşıması aranmaz; ancak ifadenin bağlamı, kullanılan üslup ve muhatap kitle kast değerlendirmesinde dikkate alınır.

Geçmiş dönem uygulamalarında da aynı çerçeve korunmuştur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 1999/12306, K. 1999/13187, T. 06.10.1999 kararında, halkın sınıf ve din farklılığı gözetilerek açıkça tahrik edilmesi hâlinde mülga 765 sayılı Kanun’un 312. maddesi uyarınca kurulan mahkûmiyet hükmü onanmıştır.

Açık ve yakın tehlike testi nasıl uygulanır?

Test iki bileşenden oluşur. Açıklık, tehlikenin kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortada olmasını; yakınlık ise düşünce açıklamasında kullanılan kelimelerin somut zarar ihtimaline yakınlığını ifade eder. İki bileşen birlikte gerçekleşmedikçe birinci fıkradan mahkûmiyet kurulamaz.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/6697, K. 2023/8986, T. 22.11.2023 kararında, suçun oluşumu için açık ve yakın bir tehlike oluşturulduğunun saptanması zorunluluğu bulunduğu belirtilmiş; açıklık ve yakınlık kavramları bu şekilde tanımlanmıştır. Aynı kararda kin ve düşmanlık ibaresi, husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye ve öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik bir hâl olarak tarif edilmiştir.

Tehlikenin somut olgulara dayanması gerekir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2023/955, K. 2023/3842, T. 29.05.2023 ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/17772, K. 2024/1928, T. 28.02.2024 kararlarında, kamu güvenliğinin bozulması tehlikesinin somut olgulara dayalı olarak varlığı şartı aranmış ve tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmediğinin failin söz ve davranışlarının doğurduğu tehlike neticesine bakılarak belirleneceği kaydedilmiştir.

Değerlendirmede dönemin toplumsal koşulları da hesaba katılır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2022/5952, K. 2025/991, T. 10.02.2025 ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2024/23901, K. 2025/2605, T. 07.04.2025 kararlarında, olayların yaşandığı dönemde toplumsal gerginliğin bulunması ve ihbarlar üzerine soruşturma başlatılmış olması karşısında olayda kamu düzeni bakımından açık ve yakın tehlikenin de bulunduğu kabul edilmiştir.

Bu ölçüt, aynı ifadenin farklı zaman ve ortamlarda farklı sonuç doğurabileceği anlamına gelir. Sakin bir dönemde küçük bir çevrede dile getirilen bir söylem tehlike doğurmayabilirken, gergin bir dönemde geniş erişimli bir mecrada aynı söylem tehlike ölçütünü karşılayabilir. Değerlendirme, ifadenin kendisiyle sınırlı kalmayıp bağlamı da kapsar.

Savunma açısından bu, tehlikenin yokluğunu gösteren somut verilerin dosyaya sunulmasını gerektirir: erişim sayısı, etkileşim düzeyi, herhangi bir olayın meydana gelip gelmediği, kolluk kayıtlarının içeriği. Dosyanın kendi verileri sonucu doğrudan etkiler. Somut durumunuz için bir avukata danışmanız gerekir.

Soyut rahatsızlık ile şiddet çağrısı arasındaki eşik

Rahatsız edici, şok edici veya sert ifadeler kural olarak ifade özgürlüğü kapsamındadır. Cezalandırma eşiği, ifadenin şiddeti yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran bir niteliğe ulaşmasıyla aşılır. Salt saygısızlık, soyut bir red veya olumsuz değerlendirme bu eşiği karşılamaz.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2022/9636, K. 2022/3795, T. 21.06.2022 kararında, salt yüz çevirme, soyut bir red veya saygısızlık ifade eden bir davranışta bulunma ya da bu yönde sözler sarf etmenin suçun gerçekleşmesi bakımından yeterli olmadığı belirtilmiştir. Aynı kararda suçun somut tehlike suçu niteliği de vurgulanmıştır.

Tahrikin, soyut saygısızlık ve reddin ötesinde, bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini sağlamaya veya bu tür tavırları pekiştirmeye objektif olarak elverişli olması gerekir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/17772, K. 2024/1928, T. 28.02.2024 kararı bu ölçütü koyar. Elverişlilik, failin niyetinden bağımsız olarak nesnel biçimde ölçülür.

Fiilin cezalandırılabilmesi için ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrikin bulunması, ayrıca etkili bir şiddet çağrısı ya da nefret söylemi içermesi aranır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2023/955, K. 2023/3842, T. 29.05.2023 ve Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2018/3616, K. 2019/598, T. 08.01.2019 kararları bu yöndedir.

Anayasa Mahkemesi, B. No: 2018/20035, T. 20.10.2022 kararında, düşünce açıklamasının nefret söylemi oluşturmaması gerekliliği ile birlikte şiddet içeren ya da şiddeti tavsiye eden tahriklerin varlığı şartının arandığı belirtilmiştir. Aynı kararda, failin ifadelerinin şiddeti yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran ifadeler olmadığı ve cezalandırmayı gerektirir bir eşiğe ulaşmadığı hâllerde eylemin ifade özgürlüğü kapsamında kalacağı vurgulanmıştır.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/18682, K. 2024/1297, T. 14.02.2024 kararında da sanığın söylemlerinin gayrimuayyen toplum kesimi üzerinde kin ve nefret duygularının oluşumuna veya mevcut duyguların pekişmesine etki edecek nitelikte olmadığı, ifade ve düşünce özgürlüğü sınırları kapsamında bulunduğu gerekçesiyle mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.

Eşiği belirlerken uygulamada dikkate alınan somut ölçütler şunlardır: ifadenin doğrudan bir eyleme çağrı içerip içermediği, hedef alınan kesimin insanlıktan çıkarıcı bir dille tarif edilip edilmediği, ifadenin yayıldığı ortamın erişim genişliği, failin toplumsal etki gücü ve ifadenin dile getirildiği anın koşulları.

TCK m. 216/2: halkın bir kesimini aşağılama

İkinci fıkra, halkın bir kesiminin sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanılarak alenen aşağılanmasını cezalandırır. Birinci fıkradan farkı, iki kesimi karşı karşıya getirme ve açık ve yakın tehlike şartlarının aranmamasıdır. Ceza altı aydan bir yıla kadar hapistir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/24310, K. 2024/5695, T. 30.04.2024 ile Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/18038, K. 2024/423, T. 17.01.2024 ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2023/1302, K. 2023/5532, T. 03.07.2023 kararlarına göre, ikinci fıkradaki düzenlemeyle kamu barışını korumak amacıyla halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge bakımından farklı bir kesiminin alenen aşağılanması suç sayılmıştır.

Suçun oluşumu için halkın bir kesimini oluşturan gayrimuayyen sayıdaki kişilerin, sayılan farklılıklardan birine dayanılarak aşağılanması ve tahkir edilmesi gerekir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/17770, K. 2024/689, T. 24.01.2024 kararı bu ölçütü koyar. Belirli bir kişiye yönelen aşağılayıcı ifadeler bu fıkra kapsamında değil, hakaret hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.

İkinci fıkranın cinsiyet farklılığını da kapsaması, birinci fıkradan ayrılan bir noktadır. Birinci fıkrada cinsiyet sayılmamışken ikinci fıkrada açıkça yer almaktadır. Bu fark, aynı olayın iki fıkra bakımından farklı sonuç doğurabilmesine yol açar.

Sosyal medya paylaşımları bu fıkranın en sık uygulama alanıdır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2020/7711, K. 2021/4297, T. 22.03.2021 kararında, sanığın sosyal medya paylaşımlarıyla halkın bir kesimini sayılan farklılıklara dayanarak alenen aşağıladığı anlaşıldığından mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle beraat hükmü bozulmuştur.

Anayasa Mahkemesi, B. No: 2012/1049, T. 26.03.2013 kararı da ikinci fıkraya ilişkin değerlendirme içermektedir. İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin ölçülülüğü, bu fıkrada da denetimin merkezinde yer alır.

TCK m. 216/3: dini değerleri aşağılama

Üçüncü fıkra, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerlerin alenen aşağılanmasını, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması şartıyla cezalandırır. Elverişlilik şartı burada belirleyicidir; her aşağılama otomatik olarak suç oluşturmaz ve mahkemenin bu şartı gerekçede tartışması gerekir.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2018/3616, K. 2019/598, T. 08.01.2019 kararına göre bu fıkrada düzenlenen suçun hareket unsuru, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri kamu barışını bozmaya elverişli biçimde alenen aşağılamaktır. Aynı kararda, her türlü aşağılamanın bu suçu oluşturmayacağı, aşağılamanın kamu barışını bozmaya elverişli nitelikte olması gerektiği belirtilmiştir.

Mahkeme, eylemin kamu barışını ne şekilde bozmaya elverişli olduğunu karar gerekçesinde somut olarak tartışmak zorundadır. Gerekçesiz veya kalıp ifadelerle kurulan hükümler bozulmaktadır. Bu, üçüncü fıkrada da bir tür elverişlilik denetimi yapıldığını gösterir.

Dini değerlere yönelik eleştiri ile aşağılama arasındaki sınır ayrıca çizilir. Bir inanç sistemine, uygulamalarına veya kurumlarına yöneltilen eleştirel, hatta rahatsız edici değerlendirmeler ifade özgürlüğü kapsamında kalır. Suç, eleştirinin ötesine geçip değerleri tahkir edici bir düzeye ulaştığında ve kamu barışı bakımından elverişlilik doğduğunda gündeme gelir.

Eşik Nerede Aşılır? - Yargı kararlarında kullanılan dört basamaklı değerlendirme ölçeği
İlk iki basamak ifade özgürlüğü alanında kalır; cezai sorumluluk üçüncü basamaktan itibaren başlar.

Sosyal medyada aleniyetin teknik ispatı

Aleniyet, ifadenin belirsiz ve sınırsız sayıda kişi tarafından algılanabilir olmasıdır. Çevrimiçi ortamda bu, hesabın gizlilik ayarına, paylaşımın görünürlük düzeyine ve erişim verilerine bakılarak belirlenir. Herkese açık bir hesaptan yapılan paylaşımda aleniyet kural olarak kabul edilir.

Üç teknik veri kümesi belirleyicidir. Birincisi hesabın gizlilik ayarıdır: hesap herkese açık mı, yalnızca onaylı takipçilere mi görünür, yoksa kapalı bir gruba mı yöneliktir. İkincisi erişim ve etkileşim verileridir: görüntülenme sayısı, paylaşım ve alıntı sayısı, takipçi sayısı. Üçüncüsü içeriğin arşivlenmiş hâlidir: platform kayıtları, ekran görüntüleri ve zaman damgaları.

Kapalı gruplarda aleniyet tartışmalıdır. Sınırlı sayıda üyesi bulunan, katılımı onaya bağlı bir grupta yapılan paylaşımda aleniyetin bulunmadığı savunulabilir. Buna karşılık üye sayısının yüksek olduğu ve içeriğin grup dışına kolayca aktarılabildiği hâllerde aleniyet kabul edilmektedir. Üye sayısı, grubun kuruluş amacı ve içeriğin fiilen yayılıp yayılmadığı birlikte değerlendirilir.

Delilin güvence altına alınması bakımından iki yol vardır. İlki noter tespitidir: içerik, tarih ve saatiyle birlikte noter huzurunda tespit ettirilir ve tutanağa bağlanır. İkincisi mahkemeden delil tespiti istenmesidir. İçerik silinme riski taşıdığından bu adımın erken atılması gerekir; salt ekran görüntüsü, aksi ispat edilebilir bir delildir.

Hesabın faile ait olduğunun ispatı ayrı bir sorundur. Bağlantı kayıtları, IP verileri, cihaz incelemesi ve hesabın kullanım geçmişi birlikte değerlendirilir. Tek başına bir IP kaydının failliği ispata yeterli olup olmadığını IP adresi suçlunun tespiti için yeterli midir yazısında tartıştım.

5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 8 ve 9. maddeleri, içeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi tedbirlerini düzenler. Ceza yargılamasından bağımsız olarak işleyen bu tedbirler, içeriğin yayılmasını durdurmaya yöneliktir.

Eski paylaşımların soruşturmaya konu olması sık karşılaşılan bir durumdur. Zamanaşımı, paylaşımın yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar; içeriğin erişilebilir kalması tek başına suçun devam ettiği anlamına gelmez. Bu nokta savunmanın ilk kontrol etmesi gereken hususlardandır.

TCK m. 216 ile TCK m. 122 arasındaki ayrım

İki hüküm farklı şeyleri cezalandırır. TCK m. 216 söylem suçudur ve gayrimuayyen bir toplum kesimine yönelir. TCK m. 122’deki nefret ve ayrımcılık suçu ise belirli bir kişiye karşı gerçekleştirilen somut ayrımcı davranışları cezalandırır. Biri ifadeyi, diğeri fiili hedef alır.

TCK m. 122, dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle işlenen belirli fiilleri sayar: bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini ya da kiraya verilmesini engellemek; kamuya arz edilmiş bir hizmetten yararlanmayı engellemek; kişinin işe alınmasını veya işe alınmamasını nefret nedenine bağlamak; kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engellemek. Ceza bir yıldan üç yıla kadar hapistir.

Ayrımın pratik ölçütleri şunlardır. Mağdur belirli bir kişi mi, yoksa belirsiz bir kesim mi? Ortada bir söylem mi var, yoksa bir hizmetin veya işlemin reddi gibi somut bir davranış mı? Fiil aleni mi işlendi, yoksa iki kişi arasındaki bir ilişkide mi gerçekleşti?

Soyut bir örnek: bir hizmet sağlayıcının, belirli bir özelliği nedeniyle bir kişiye hizmet vermeyi reddetmesi TCK m. 122 kapsamındadır. Aynı hizmet sağlayıcının, o özelliğe sahip tüm kişileri hedef alan aşağılayıcı bir metni herkese açık biçimde yayımlaması ise TCK m. 216/2 kapsamında değerlendirilir. Aynı olayda her iki suç birlikte de oluşabilir.

TCK m. 122 kapsamındaki fiiller kural olarak resen soruşturulur ve maddede sayılan hâller sınırlı sayıdadır. Maddede sayılmayan bir ayrımcı davranış, bu hüküm kapsamında cezalandırılamaz; başka bir suça uyup uymadığı ayrıca incelenir.

Bir başka komşu suç, kişilerin huzur ve sükununu bozma suçudur. Israrlı ve rahatsız edici davranışların hangi hükme girdiğini kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu yazısında ayrıntılı olarak ele aldım.

TCK m. 218: basın yayın yoluyla işlenme, yayın sorumlusu ve editör

TCK m. 218, 216. maddedeki suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde cezanın artırılmasını öngörür. Artırım zorunludur; mahkemenin bu hususu gözetmemesi bozma sebebidir. Aynı maddenin ikinci cümlesi, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağını belirtir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2023/3938, K. 2025/3119, T. 21.04.2025 kararında, basın ve yayın yoluyla atılı suçu işlediği anlaşılan sanığın cezasında 218. madde uyarınca artırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle hüküm bozulmuştur. Aynı yönde Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2022/5952, K. 2025/991, T. 10.02.2025 kararı bulunmaktadır.

Yayın sorumlusu ve editörün durumu ayrı bir değerlendirme gerektirir. 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 11. maddesi, süreli yayınlarda işlenen suçlardan eser sahibinin sorumlu olduğunu, eser sahibi belli değilse veya yayım sırasında rızası dışında yayımlanmışsa sorumlu müdürün sorumlu tutulacağını düzenler. Sorumluluk otomatik değildir; sıralı bir yapı içinde belirlenir.

Editörün cezai sorumluluğu, içeriğe katkısına göre değişir. Metni yazan, yönlendiren, başlığı belirleyerek anlamı değiştiren editör fail veya şerik olarak sorumlu tutulabilir. Buna karşılık yalnızca teknik bir işlem yapan, içeriğe müdahale etmeyen kişi bakımından kast unsuru tartışmalı hâle gelir.

İnternet haber siteleri bakımından durum daha karmaşıktır. 5187 sayılı Kanun’a eklenen hükümlerle internet haber siteleri de kanun kapsamına alınmıştır. Yer sağlayıcı ve içerik sağlayıcı ayrımı ise 5651 sayılı Kanun çerçevesinde yapılır; yer sağlayıcının içeriği denetleme yükümlülüğü bulunmaması, cezai sorumluluğun kapsamını daraltır.

Okuyucu yorumları bakımından ayrı bir tartışma vardır. Site yöneticisinin, bildirim üzerine içeriği kaldırmaması hâlinde sorumluluğu gündeme gelebilir; bildirime rağmen hareketsiz kalma, kastın varlığına ilişkin değerlendirmede kullanılır.

Şikâyet, uzlaştırma, zamanaşımı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması

TCK m. 216’daki suçlar şikâyete bağlı değildir; savcılık öğrenir öğrenmez resen soruşturma başlatır. Şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez. Suçlar uzlaştırma kapsamında da bulunmadığından dosya uzlaştırma bürosuna gönderilmez. Dava zamanaşımı süresi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması bakımından ceza üst sınırı belirleyicidir; bu iki kurumun uygulanma koşulları aşağıda ayrıca ele alınıyor.

Dava zamanaşımı, TCK m. 66 uyarınca belirlenir. Üç fıkradaki cezaların üst sınırı beş yıldan az olduğundan dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Süre, suçun işlendiği tarihten itibaren işler; çevrimiçi paylaşımlarda bu tarih, içeriğin yayımlandığı andır. TCK m. 67’deki kesme ve durma hâlleri süreyi etkiler.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması bakımından tablo değişmiştir. Bu kurumu düzenleyen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesindeki ilgili fıkralar Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve iptal kararı 1 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten sonra verilen hükümlerde artık hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilememektedir.

Bunun yerine iki kurum öne çıkmıştır. TCK m. 51 uyarınca iki yıl veya daha az süreli hapis cezaları ertelenebilir. TCK m. 50 uyarınca kısa süreli hapis cezası adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilir. Her ikisinde de mahkemenin takdiri ve kanuni koşullar belirleyicidir.

Denetimli serbestlik ve infaz rejimi ayrıca değerlendirilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve düşme kararlarının adli sicile yansıması da farklıdır; bu ayrımları ceza verilmesine yer olmadığı kararı adli sicile işlenir mi yazısında inceledim.

Sürelerin kaçırılması hak kaybına yol açar. Somut durumunuz için bir avukata danışmanız gerekir.

Görevli mahkeme ve adli para cezasına çevrilme

TCK m. 216’daki suçlarda ceza üst sınırı üç yıl olduğundan yargılama asliye ceza mahkemesinde yapılır. Yer bakımından yetki, suçun işlendiği yer mahkemesine aittir; çevrimiçi paylaşımlarda içeriğin yüklendiği yer esas alınır. Kararlara karşı istinaf ve koşulları varsa temyiz yolu açıktır.

Adli para cezasına çevirme, TCK m. 50 çerçevesinde mümkündür. Bir yıl veya daha az süreli hapis cezası kısa süreli sayılır ve failin kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecindeki davranışları ile cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri değerlendirilerek adli para cezasına çevrilebilir. İkinci ve üçüncü fıkralardaki ceza aralığı bu imkânı çoğu dosyada gündeme getirir.

Birinci fıkrada alt sınır bir yıl olduğundan, temel ceza alt sınırdan belirlendiğinde çevirme mümkün olabilir. Ancak TCK m. 218 uyarınca artırım uygulandığında ceza bir yılın üzerine çıkar ve kısa süreli hapis niteliğini kaybeder. Artırımın çevirme imkânını fiilen ortadan kaldırması, uygulamada sık karşılaşılan bir sonuçtur.

Adli para cezasının hesabı gün karşılığı sistemine göre yapılır; gün sayısı ile bir gün karşılığı miktarın çarpımıyla bulunur. Ödeme usulü, taksitlendirme ve ödenmemesi hâlindeki sonuçları adli para cezası nedir, nereye nasıl ödenir yazısında ayrıntılı olarak anlattım.

Soyut bir hesap örneği: temel cezanın 1 yıl hapis olarak belirlendiği ve indirim uygulanmadığı bir dosyada, hapis cezası 365 gün olarak hesaplanır. Adli para cezasına çevirmede gün karşılığı miktar kanuni sınırlar içinde takdir edilir; failin ekonomik durumuna göre bu miktar değişir. Toplam tutar bu iki değişkenin çarpımıyla ortaya çıkar.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru adımları ve süresi

Bireysel başvuru, olağan kanun yolları tüketildikten sonra yapılabilir. Süre, nihai kararın tebliğinden itibaren otuz gündür. Başvuru, Anayasa’nın 148. maddesi ile 6216 sayılı Kanun’un 45 ve devamı maddelerine dayanır ve ifade özgürlüğü ihlali iddiasıyla yapılır.

Adımlar sırasıyla şöyledir. İlk olarak istinaf ve varsa temyiz yolları tüketilir. İkinci olarak nihai kararın tebliğ tarihi kayıt altına alınır. Üçüncü olarak başvuru formu, Anayasa Mahkemesinin resmî formatına uygun biçimde doldurulur ve harç yatırılır. Dördüncü olarak başvuru, mahkemeler aracılığıyla veya doğrudan Anayasa Mahkemesine sunulur.

Başvuru dilekçesinde üç şeyin gösterilmesi beklenir: hangi anayasal hakkın ihlal edildiği, ihlalin nasıl gerçekleştiği ve başvurucunun bundan kişisel olarak nasıl etkilendiği. İfade özgürlüğü başvurularında Anayasa’nın 26. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi birlikte ileri sürülür.

Mücbir sebep veya haklı mazeret hâlinde süre kaçırılmışsa, mazeretin ortadan kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde mazeretin belgeleriyle birlikte başvuru yapılabilir. Mahkeme mazereti kabul ederse başvuru incelenir. Bu istisna dar yorumlanmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin bu alandaki denetimi somut sonuçlar doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, B. No: 2018/20035, T. 20.10.2022 kararı, şiddet çağrısı içermeyen ifadelerin cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal edeceğini ortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesi, B. No: 2017/3357, T. 30.09.2020 kararı ise maddenin yapısına ilişkin temel çerçeveyi çizmiştir.

İhlal kararı verilmesi hâlinde dosya yeniden yargılama için ilgili mahkemeye gönderilir. Bireysel başvuru bir üst kanun yolu değildir; Anayasa Mahkemesi delil değerlendirmesi yapmaz, yalnızca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini denetler.

İçtihat birliği bulunmayan noktalar

Bu alanda birkaç konuda yerleşik bir uygulama oluşmamıştır. En belirgin tartışma, açık ve yakın tehlike şartının nasıl ölçüleceğidir. Kararlarda ortak bir formül bulunsa da somut olaya uygulanışta ciddi farklılıklar görülmektedir. Bu farklılık, benzer olaylarda farklı sonuçlara yol açabilmektedir.

Birinci tartışma, tehlikenin ispat yükü ve yöntemidir. Bazı kararlarda dönemin toplumsal koşulları tehlikenin varlığı için yeterli kabul edilirken, bazılarında somut bir olayın meydana gelmiş olması ya da meydana gelme ihtimalinin ölçülebilir biçimde ortaya konması aranmaktadır. Ölçünün nesnelleştirilmesi konusunda bir standart henüz oluşmamıştır.

İkinci tartışma, maddede sayılan kategorilerin kapsamıdır. Sosyal sınıf kavramının hangi grupları içerdiği kararlarda farklı yorumlanmaktadır. Siyasi partilerin sosyal sınıf sayılamayacağı yönündeki yaklaşım netleşmiş olsa da, meslek grupları, ekonomik konuma göre tanımlanan kesimler ve benzeri kategoriler bakımından belirsizlik sürmektedir.

Üçüncü tartışma, çevrimiçi ortamda aleniyetin sınırıdır. Kapalı gruplar, sınırlı görünürlükteki paylaşımlar ve kısa süreli içerikler bakımından aleniyetin ne zaman gerçekleştiği konusunda içtihat birliği yoktur. Erişim sayısının mı, teknik görünürlüğün mü esas alınacağı dosyadan dosyaya değişmektedir.

Dördüncü tartışma, aynı olayda birinci ve ikinci fıkraların ilişkisidir. Tehlike şartı gerçekleşmediğinde ikinci fıkraya geçilmesi bazı kararlarda kabul edilirken, unsurların tamamen farklı olduğu gerekçesiyle doğrudan beraat verilen kararlar da bulunmaktadır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2023/14352, K. 2026/1691, T. 19.01.2026; Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2015/31858, K. 2016/13599, T. 20.06.2016 ve Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2010/27110, K. 2013/19944, T. 24.06.2013 kararları, hükmün denetiminde sübut ve suç tipine uygunluğun birlikte incelendiğini göstermektedir.

Bu belirsizliklerin varlığını kabul etmek, savunmanın hangi noktalara yoğunlaşacağını belirlemeyi kolaylaştırır. Tehlike şartının somut olarak tartışılmadığı gerekçeler, istinaf ve temyiz aşamasında en sık başarıya ulaşan itiraz başlığıdır.

Üç suç tipinin karşılaştırmalı tablosu

Aşağıdaki tablo, TCK m. 216’nın üç fıkrası ile TCK m. 122 ve TCK m. 218’i korunan değer, hareket, aranan özel şart ve ceza aralığı bakımından karşılaştırır. Tablo, hangi hükmün hangi durumda uygulanacağını tek bakışta göstermeyi amaçlar.

Hüküm Korunan değer ve hareket Aranan özel şart Mağdur Ceza aralığı
TCK m. 216/1 Kamu güvenliği ve barışı; bir kesimi diğeri aleyhine alenen tahrik Kamu güvenliği için açık ve yakın tehlike Gayrimuayyen toplum kesimi 1 yıldan 3 yıla kadar hapis
TCK m. 216/2 Kamu barışı; halkın bir kesimini alenen aşağılama Gayrimuayyen kesimin tahkir edilmesi Gayrimuayyen toplum kesimi 6 aydan 1 yıla kadar hapis
TCK m. 216/3 Dini değerler ve kamu barışı; benimsenen değerleri alenen aşağılama Kamu barışını bozmaya elverişlilik Halkın bir kesimi 6 aydan 1 yıla kadar hapis
TCK m. 122 Eşitlik ilkesi; nefret nedeniyle somut ayrımcı davranış Maddede sayılan fiillerden birinin işlenmesi Belirli kişi 1 yıldan 3 yıla kadar hapis
TCK m. 218 Nitelikli hâl; suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi Haber verme sınırını aşan, eleştiri amacı taşımayan açıklama İlgili suçun mağduru Temel cezaya artırım uygulanır

Tablodaki en dikkat çekici nokta, TCK m. 216/1 ile TCK m. 122’nin ceza aralığının aynı olmasına rağmen tamamen farklı durumları düzenlemesidir. Biri belirsiz bir kesime yönelen söylemi, diğeri belirli bir kişiye yönelen davranışı hedef alır.

50 Soruda Kin ve Düşmanlığa Tahrik Suçu

1. TCK 216 kaç yıl hapis cezası gerektirir?
Birinci fıkrada bir yıldan üç yıla kadar, ikinci ve üçüncü fıkralarda altı aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde TCK m. 218 uyarınca artırım uygulanır.

2. Bu suç şikâyete bağlı mı?
Değildir. Savcılık suçu öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez.

3. Uzlaştırma kapsamında mı?
Kapsamında değildir. Suç şikâyete bağlı olmadığı ve uzlaştırma listesinde yer almadığı için dosya uzlaştırma bürosuna gönderilmez.

4. Zamanaşımı süresi kaç yıl?
Dava zamanaşımı sekiz yıldır. TCK m. 66 uyarınca üst sınırı beş yıldan az olan suçlar için bu süre uygulanır.

5. Hangi mahkemede yargılanır?
Asliye ceza mahkemesinde yargılanır. Ceza üst sınırı on yılın altında olduğundan ağır ceza mahkemesi görevli değildir.

6. Sosyal medya paylaşımı bu suçu oluşturur mu?
Oluşturabilir. Aleniyet, farklılık temeli, gayrimuayyen kesime yönelme ve tehlike şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

7. Eski bir paylaşım nedeniyle soruşturma açılabilir mi?
Zamanaşımı dolmamışsa açılabilir. Süre, paylaşımın yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar.

8. Paylaşımı sildim, soruşturma düşer mi?
Düşmez. Silme, suçun oluşup oluşmadığını değiştirmez; ancak pişmanlık göstergesi olarak takdiri indirimde dikkate alınabilir.

9. Kapalı grupta yapılan paylaşımda aleniyet var mı?
Tartışmalıdır. Üye sayısı, grubun yapısı ve içeriğin dışarı aktarılabilirliği birlikte değerlendirilir; küçük ve kapalı gruplarda aleniyet savunulabilir biçimde reddedilebilir.

10. Beğeni veya paylaşım yapmak suç oluşturur mu?
İçeriği yeniden yayarak erişimini genişleten davranışlar değerlendirmeye girer. Salt beğeni ile aktif yayma arasındaki fark, kastın belirlenmesinde dikkate alınır.

11. Açık ve yakın tehlike ne demek?
Açıklık tehlikenin kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortada olmasını, yakınlık ise ifadenin somut zarar ihtimaline yakınlığını anlatır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/6697, K. 2023/8986, T. 22.11.2023 kararı bu tanımı yapmıştır.

12. Tehlike gerçekleşmediyse ceza verilir mi?
Birinci fıkra somut tehlike suçu olduğundan tehlikenin somut olgularla ortaya konması gerekir. Tehlike tespit edilmezse bu fıkradan mahkûmiyet kurulamaz.

13. Sert eleştiri suç mudur?
Kural olarak değildir. Şok edici ve rahatsız edici ifadeler ifade özgürlüğü kapsamındadır; eşik, şiddeti yayan veya meşrulaştıran ifadelerle aşılır.

14. Siyasi partiye yönelik söylem bu suçu oluşturur mu?
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/18700, K. 2024/1269, T. 14.02.2024 kararına göre siyasi parti sosyal sınıf sayılmadığından suçun unsurları oluşmaz.

15. Belirli bir kişiye yönelen söz bu suçu oluşturur mu?
Oluşturmaz. Suç gayrimuayyen bir toplum kesimini hedef alır; belirli kişiye yönelen ifadeler hakaret veya tehdit hükümleri kapsamında değerlendirilir.

16. Aynı gruba mensup kişileri kışkırtmak suç mu?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2004/201, K. 2005/30, T. 15.03.2005 kararına göre aynı kesime mensup olup farklı görüşteki kişilerin kışkırtılması bu suçu oluşturmaz.

17. TCK 216/2 ile 216/1 farkı nedir?
Birinci fıkra iki kesimi karşı karşıya getirmeyi ve açık ve yakın tehlikeyi arar. İkinci fıkrada tehlike şartı yoktur, aşağılama fiili yeterlidir.

18. TCK 216/2’de cinsiyet farkı da sayılıyor mu?
Sayılıyor. Birinci fıkrada cinsiyet yer almazken ikinci fıkrada açıkça belirtilmiştir.

19. Dini değerleri eleştirmek suç mu?
Eleştiri suç değildir. Suç, aşağılamanın kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde oluşur; Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2018/3616, K. 2019/598, T. 08.01.2019 kararı bu ayrımı yapar.

20. Mahkeme elverişliliği gerekçede tartışmak zorunda mı?
Zorundadır. Eylemin kamu barışını ne şekilde bozmaya elverişli olduğu somut olarak açıklanmadan kurulan hükümler bozulmaktadır.

21. TCK 216 ile TCK 122 arasındaki fark ne?
TCK m. 216 gayrimuayyen bir kesime yönelen söylemi, TCK m. 122 belirli bir kişiye karşı gerçekleştirilen somut ayrımcı davranışı cezalandırır.

22. TCK 122 cezası nedir?
Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıdır. Maddede sayılan fiiller sınırlı sayıdadır.

23. Aynı olayda hem 216 hem 122 uygulanabilir mi?
Uygulanabilir. Hem aleni bir söylem hem de belirli bir kişiye yönelik ayrımcı davranış varsa iki suç birlikte oluşabilir.

24. Gazetede yayımlanan yazı için ceza artar mı?
Artar. TCK m. 218 uyarınca basın ve yayın yoluyla işlenme hâlinde artırım uygulanması zorunludur.

25. Haber amaçlı yayın suç oluşturur mu?
TCK m. 218, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağını belirtir.

26. Editör sorumlu tutulur mu?
İçeriğe katkısı ölçüsünde sorumlu olur. Metni yönlendiren veya anlamı değiştiren editör fail ya da şerik sayılabilirken, teknik işlem yapan kişide kast tartışmalı hâle gelir.

27. Yazarı belli değilse kim sorumlu olur?
5187 sayılı Basın Kanunu m. 11 uyarınca eser sahibi belli değilse sorumlu müdür sorumlu tutulur.

28. Okuyucu yorumundan site sorumlu mu?
Bildirime rağmen içeriği kaldırmama, sorumluluk değerlendirmesinde dikkate alınır. Yer sağlayıcının genel denetim yükümlülüğü bulunmaz.

29. İçeriğe erişim engellenebilir mi?
Engellenebilir. 5651 sayılı Kanun m. 8 ve 9 içeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi tedbirlerini düzenler.

30. Noter tespiti neden gerekli?
İçerik silinebildiği için delilin tarih ve saatiyle güvence altına alınmasını sağlar. Salt ekran görüntüsü aksi ispat edilebilir bir delildir.

31. Erişim sayısı davada dikkate alınır mı?
Alınır. Görüntülenme ve etkileşim verileri hem aleniyetin hem de tehlikenin değerlendirilmesinde kullanılır.

32. Hesabın bana ait olmadığını nasıl ispat ederim?
Bağlantı kayıtları, IP verileri ve cihaz incelemesi talep edilebilir. Hesabın başkası tarafından kullanıldığı iddiası teknik verilerle desteklenmelidir.

33. IP kaydı tek başına yeterli mi?
Tek başına yeterli görülmemektedir. Paylaşılan bağlantılar ve çoklu kullanım ihtimali nedeniyle ek delil aranır.

34. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanır mı?
Bu kurumu düzenleyen hükümler iptal edilmiş ve iptal 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten sonra verilen hükümlerde uygulanamamaktadır.

35. Ceza ertelenebilir mi?
Ertelenebilir. TCK m. 51 uyarınca iki yıl veya daha az süreli hapis cezaları koşulları varsa ertelenir.

36. Adli para cezasına çevrilir mi?
Kısa süreli hapis cezası TCK m. 50 uyarınca adli para cezasına çevrilebilir. Bir yıl ve altındaki hapis cezaları kısa süreli sayılır.

37. TCK 218 artırımı çevirmeyi engeller mi?
Artırım sonucu ceza bir yılın üzerine çıkarsa kısa süreli hapis niteliği kaybolur ve çevirme imkânı fiilen ortadan kalkar.

38. Adli para cezası nasıl hesaplanır?
Gün karşılığı sistemine göre, gün sayısı ile bir gün karşılığı miktarın çarpımıyla bulunur. Miktar failin ekonomik durumuna göre takdir edilir.

39. Beraat kararı adli sicile işler mi?
Beraat kararı adli sicil kaydı oluşturmaz. Mahkûmiyet kararları ise kesinleşince sicile işlenir.

40. Bireysel başvuru süresi kaç gün?
Nihai kararın tebliğinden itibaren otuz gündür. Mazeret hâlinde on beş günlük ek imkân bulunur.

41. Bireysel başvuru için istinaf şart mı?
Şarttır. Olağan kanun yolları tüketilmeden yapılan başvurular kabul edilemez bulunur.

42. Bireysel başvuruda hangi hak ileri sürülür?
İfade özgürlüğü bakımından Anayasa’nın 26. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi birlikte ileri sürülür.

43. İhlal kararı çıkarsa ne olur?
Dosya yeniden yargılama için ilgili mahkemeye gönderilir. Anayasa Mahkemesi delil değerlendirmesi yapmaz, ihlal denetimi yapar.

44. Anayasa Mahkemesi bu konuda ihlal kararı verdi mi?
Verdi. Anayasa Mahkemesi, B. No: 2018/20035, T. 20.10.2022 kararında şiddet çağrısı içermeyen ifadelerin cezalandırılmasının ifade özgürlüğü sınırlarını aştığı değerlendirilmiştir.

45. Kastın bulunmadığını nasıl savunurum?
İfadenin bağlamı, muhatap kitle, kullanılan üslup ve paylaşımın amacı ortaya konur. İçeriğin alıntı ya da aktarma niteliği de değerlendirilir.

46. Alıntı yapmak suç oluşturur mu?
Alıntının benimseme mi yoksa aktarma mı olduğu belirleyicidir. Eleştirel bağlamda yapılan aktarmalar kural olarak cezalandırılmaz.

47. İfadem yanlış anlaşıldıysa ne yapmalıyım?
İfadenin tam metni, öncesi ve sonrasıyla birlikte dosyaya sunulmalıdır. Bağlamdan koparılmış tek cümle üzerinden yapılan değerlendirmeye itiraz edilebilir.

48. Soruşturmada ifade vermeye çağrıldım, ne yapmalıyım?
İfade öncesinde dosyanın içeriğini ve isnadın hangi fıkraya dayandığını öğrenmek gerekir. Susma hakkı ve müdafi yardımı her aşamada kullanılabilir.

49. Yurt dışından yapılan paylaşımlar kovuşturulabilir mi?
Türkiye’den erişilebilen ve burada sonuç doğuran paylaşımlar bakımından kovuşturma mümkün olabilir. Yer bakımından yetki ayrıca değerlendirilir.

50. Aynı içerik için birden fazla dava açılabilir mi?
Aynı fiil için tek dava açılır. Farklı tarihlerde yapılan ayrı paylaşımlar ise ayrı fiiller olarak değerlendirilebilir ve zincirleme suç hükümleri tartışılır.

Sonuç

TCK m. 216, tek bir madde numarası altında birbirinden bağımsız üç suç tipi barındırır. Birinci fıkra, tahrik fiiline ek olarak kamu güvenliği bakımından açık ve yakın bir tehlikenin doğmasını arar ve bu yönüyle somut tehlike suçudur. İkinci fıkra aşağılama fiiline, üçüncü fıkra ise dini değerlerin aşağılanmasının kamu barışını bozmaya elverişliliğine odaklanır.

Yargı kararlarının ortak paydası, cezalandırma eşiğinin yüksek tutulmasıdır. Soyut saygısızlık, sert eleştiri ve rahatsız edici ifadeler ifade özgürlüğü alanında kalır; ceza sorumluluğu etkili bir şiddet çağrısı ya da yoğun nefret söylemi bulunduğunda gündeme gelir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları bu eşiği düzenli biçimde denetlemektedir.

Dosyaların kaderini belirleyen üç teknik nokta öne çıkar: aleniyetin ispatı, tehlikenin somut olgulara dayandırılması ve hangi fıkranın uygulandığının gerekçede açıkça gösterilmesi. Her üç noktadaki eksiklik, hem savunma hem de iddia bakımından belirleyici sonuç doğurur. Kendi durumunuzu değerlendirmek isterseniz iletişime geçebilirsiniz.

Kaynakça

Mevzuat

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 50, 51, 66, 67, 122, 216, 218.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 231, 253, 302.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 26, 148.

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 45, 46, 47.

5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun m. 8, 9.

5187 sayılı Basın Kanunu m. 11.

5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun m. 11, 12.

Yargı kararları

Aşağıdaki kararların tam metnine Yargıtay Karar Arama ve Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası üzerinden esas ve karar numarasıyla ulaşılabilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2004/201, K. 2005/30, T. 15.03.2005

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2022/9636, K. 2022/3795, T. 21.06.2022

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2010/27110, K. 2013/19944, T. 24.06.2013

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/24310, K. 2024/5695, T. 30.04.2024

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2024/6962, K. 2025/8694, T. 08.05.2025

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2023/14352, K. 2026/1691, T. 19.01.2026

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 1999/12306, K. 1999/13187, T. 06.10.1999

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2020/7711, K. 2021/4297, T. 22.03.2021

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2023/1302, K. 2023/5532, T. 03.07.2023

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2023/955, K. 2023/3842, T. 29.05.2023

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/6697, K. 2023/8986, T. 22.11.2023

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/18038, K. 2024/423, T. 17.01.2024

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/17770, K. 2024/689, T. 24.01.2024

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/18682, K. 2024/1297, T. 14.02.2024

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/18700, K. 2024/1269, T. 14.02.2024

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/17772, K. 2024/1928, T. 28.02.2024

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2022/5952, K. 2025/991, T. 10.02.2025

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2024/23901, K. 2025/2605, T. 07.04.2025

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2023/3938, K. 2025/3119, T. 21.04.2025

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2016/1776, K. 2016/3983, T. 14.06.2016

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2015/31858, K. 2016/13599, T. 20.06.2016

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2018/3616, K. 2019/598, T. 08.01.2019

Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, B. No: 2012/1049, T. 26.03.2013

Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, B. No: 2017/3357, T. 30.09.2020

Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, B. No: 2018/20035, T. 20.10.2022

Doktrin ve akademik kaynaklar

İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler.

Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler.

Veli Özer Özbek ve diğerleri, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler.

Zeki Hafızoğulları, Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler: Topluma Karşı Suçlar.

Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku.

Sibel İnceoğlu, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her dosyanın kendine özgü koşulları vardır.