Skip to main content

TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI, ORGANİK BAĞ VE MUVAZAA

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, organik bağ ve muvazaa: şirket ortaklarının sorumluluğu

Muvazaa, organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması müesseseleri sürekli gelişen ve değişen dünyada hukuk kurallarını esnetmek isteyen kötü niyetli gerçek ve tüzel kişilerin engellenmesi için ortaya çıkan hukuk kurumlarıdır. Kötü niyetli borçlu şirketler alacaklılardan mal kaçırmak ve alacaklıların alacaklarına kavuşmasını engellemek için çeşitli yöntemler uygular. Bu yöntemler şirketin mallarını ortaklara devretmesi, şirketin mallarını bir başka şirkete devretmesi, ortağın mallarını şirkete devretmesi, şirket ortağının önceki şirketin yanında önceden kurulan ya da sonradan kurulan bir şirket üzerinden faaliyetine devam etmesi gibi çeşitli şekillerde karşımıza çıkar. Bu makalemizde bu yöntemleri kullanan şirketlere karşı hangi hukuki müesseseler kullanılarak netice alınabileceğine dair açıklamalarda bulunacağız.

İÇİNDEKİLER

Bu makalede neler var?

  • Muvazaanın tanımı, türleri, şartları ve ispatı
  • Alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla yeni şirket kurulması hâli
  • Muvazaa ile tasarrufun iptali davası arasındaki ilişki
  • Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması: hukuki temeli, görünüm şekilleri ve türleri
  • Organik bağ kavramı, ispatı ve Yargıtay uygulaması
  • Üç kurumun birbirinden farkı ve birlikte uygulanması

Üç kurumun karşılaştırılması

Muvazaa, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve organik bağ uygulamada sıklıkla birlikte anılır; ancak dayanakları, ispat yükü ve doğurdukları sonuçlar farklıdır. Aşağıdaki tablo, makalenin ayrıntılı anlatımına girmeden önce bu farkları özetlemektedir.

Muvazaa Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Organik Bağ
Dayanağı TBK m.19 TMK m.2 (dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı) TMK m.2 ve Yargıtay içtihadı
Odak noktası İrade ile beyan arasındaki bilerek yaratılan uyumsuzluk Tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanılması Şirketler arasındaki fiilî ve ekonomik bütünlük
Sonucu Görünürdeki işlem geçersizdir Perde arkasındaki kişi sorumlu tutulur Şirketler birlikte sorumlu tutulur
Süre Def’i olarak her zaman ileri sürülebilir Süreye bağlı değildir Süreye bağlı değildir
İspat Her türlü delil (üçüncü kişi bakımından) Somut olayın özellikleri, kayıtlar ve ticari defterler Ortaklık yapısı, adres, personel, ticaret sicili kayıtları
Muvazaa, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve organik bağ kurumlarının karşılaştırılması.

A. Alacaklılardan mal kaçırmak için muvazaalı olarak yeni şirket kurulması

1. Muvazaanın tanımı

Muvazaa, Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesinde düzenlenmiştir. Fakat kanunda bir tanım yapılmamıştır. Doktrinde çeşitli tanımlar yapılmış olup bunlar birbirine benzer tanımlardır. Muvazaa tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, gerçek iradelerine uygun olmayan ve hukuki sonuç doğurmasını istemedikleri bir görünüş meydana getirmek konusunda anlaşmalarıdır. Bir diğer ifadeyle muvazaa tarafların aralarında anlaşarak, gerçekte yapmak istemedikleri bir hukuki işlemi üçüncü kişileri aldatmak amacıyla yapıyor gibi görünmeleridir.

2. Muvazaa türleri

Muvazaada, en az iki tarafın varlığı gerekir. Muvazaalı işlemde taraflar bir sözleşme yapmak istemedikleri halde yapıyormuş gibi hareket edebildikleri gibi bazen de gerçekte başka bir sözleşme yapmalarına rağmen bu gerçekte yaptıkları işlemi bir diğer sözleşmenin arkasına gizlerler. İlk durum mutlak muvazaa ikincisi ise nispî muvazaa olarak tanımlanır.
Yargıtay’ın tanımına göre “Muvazaa kısaca irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanabilir. Muvazaada taraflar üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak için anlaşarak bazen aslında bir sözleşme yapma iradesi taşımadıkları halde görünüşte bir sözleşme yapmaktadırlar (mutlak muvazaa). Veya gerçek iradelerine uygun olarak yaptıkları sözleşmeyi iradelerine uymayan görünüşteki bir sözleşme ile gizlemektedirler (nisbi muvazaa).” (1. HD. 2013/22156 E., 2015/8545 K.)
MUVAZAA TÜRLERİnin özellikleri

Mutlak muvazaada tarafların sözleşme yapmak gibi bir niyetleri yoktur. Amaç üçüncü kişileri aldatmaktır. Taraflar bu amaçla sözleşme yapıyor gibi hareket etmektedirler. Örnek olarak malları haczedilmesin diye borçlunun alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla göstermelik bir satış sözleşmesi ile mallarını bir başkasına devretmesi. Mutlak muvazaa halinde yalnızca tek sözleşme vardır. Bu sözleşme tarafların görünürde yaptıkları sözleşmedir.

Nispi muvazaada ise iki ayrı sözleşme vardır. Birinci sözleşme, gizli ve gerçek iradeyi yansıtan sözleşme olup bu sözleşme tarafların gerçekte yapmak istedikleri fakat üçüncü kişilerden gizledikleri sözleşmedir. İkinci sözleşme ise,  görünürdeki gerçek iradeyi yansıtmayan ve üçüncü kişileri aldatmak amacıyla yapılan sözleşmedir. Nispi muvazaada gerçek iradeyi yansıtan gizli işlem görünürdeki dış alemde görünen işlemin arkasına gizlenmiştir.

Nispi muvazaa;

  1. sözleşmenin niteliğinde muvazaa,
  2. sözleşmenin konusunda muvazaa,
  3. sözleşmenin şartlarında muvazaa,
  4. tarafların kimliğinde muvazaa şeklinde olabilir.

3. Muvazaanın şartları

Muvazaanın temelde dört şartı vardır.

  1. Görünürdeki işlem: Üçüncü kişileri aldatmak için yapılan asıl iradeyi yansıtmayan işlemdir.
  2. Gizli işlem: Gerçek iradeyi yansıtan tarafların üçüncü kişilerden gizli olarak yaptıkları işlemdir. Mutlak muvazaada gizli işlem yoktur. Gizli işlem sadece nisbi muvazaada vardır.
  3. Aldatma kastı: Tarafların irade ile beyanları arasında bilinçli ve planlı olarak uyumsuzluk oluşturmalarıdır.
  4. Muvazaa anlaşması: Aldatma kastının sonucudur.

4. Mal kaçırmak amacıyla muvazaalı şirket kurma durumu

Alacaklılardan mal kaçırma amacında olan borçlu şirketlerin ortakları çeşitli yollara başvurmaktadırlar. Bunlar genel olarak yeni bir şirket üzerinden faaliyete devam etme şeklinde kendini gösterir. Bu durum genel olarak aşağıdaki şekillerde olur:

  • Yeni bir şirket kurarak ticari faaliyetlerine bu yeni şirket üzerinden devam etme.
  • mevcut şirketten ayrı bir şirketi devralıp o şirket üzerinden faaliyet yürütme.
  • planlı olarak ilk şirket kurulduğu aşamada başka bir yedek şirket kurma.
  • daha önceden kurulmuş şirketi sonradan devreye alma.

Böyle bir durumda alacaklılar icra takibi yapmakta ve fakat borca batık şirketin malvarlığı kalmadığı için hiçbir şey elde edememektedirler. Muvazaalı olarak faaliyet yürüten şirkete karşı takip yapıldığında ise bu şirketin farklı bir tüzel kişilik olduğu savunması ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Böyle bir durumda alacaklılar tarafından muvazaalı olarak kurulan şirketin malvarlığının aslında borçlu şirkete ait olduğu iddiasına muvazaa davası denir. Çeşitli sebeplere dayalı olarak bu iddia ileri sürülür. Örnek olarak malların muvazaalı olarak yeni şirketin üzerine kaydedildiği, faturaların yeni şirketten kesildiği, taşınmazların ve araçların mülkiyetinin de aynı şekilde muvazaalı olarak yeni şirketin üzerine alındığı gösterilebilir.

Muvazaa iddiasının ileri sürülmesinin şartları

Borçlu şirketin malvarlığıNIN yeni şirkete devredilmiş olması hali.

Bu durumda öncelikle borçlu şirket tarafından malvarlığının yeni şirkete devredilmiş olması gerekir. Bu durumda şirketin alacaklıları tarafından bu devrin mal kaçırmak için yapıldığı iddiası ileri sürülebilir. Aşağıdaki durumlar muvazaa iddiasına dayanak teşkil edebilir:

  • Borçlu şirket elindeki iş makinalarını alacaklıların haczetmesini engellemek için danışıklı olarak yeni şirkete devretmesi.
  • Taşınmazların, muvazaayı gizleyebilmek için eski şirket tarafından önce üçüncü kişilere devri, taşınmaz birkaç defa el değiştirdikten sonra yeni şirkete devri.
  • Tüm mamelekin diğer şirkete devredilmesi.
  • Yeni ve eski şirketin ortaklarının tamamen veya kısmen aynı olması ya da akraba olmaları.
  • İki şirketin de aynı müşteri çevresine hitap etmeleri.
  • Sonradan devreye alınan şirketin eski şirketin mali durumunun kötüleşmeye başlamasından sonra faaliyete başlaması.
  • Aynı işyerinin eski ve yeni şirketçe kullanılması.
  • Şirket mallarının satışından elde edilen paraların nereye harcandığının ya da alacaklılara dağıtıldığının ispat edilememesi ya da paranın dağıtıldığı kişilerin gerçekten alacaklı olduklarının borçlu şirket tarafından ispat edilememesi.
  • Bir taşınmazın kısa sürede birkaç defa el değiştirmesi.
  • Malların sembolik rakamlar gösterilerek yeni şirkete devredilmesi.

Borçlu şirketin malvarlığıNIN yeni şirkete devredilMEmiş olması hali.

Bazen borçlu şirketin ortakları yeni bir şirket kurup ticari faaliyeti bu yeni şirket üzerinden devam ettirmesine karşın şirketin mallarını yeni şirkete devretmezler.

Genelde bu durumda şirket malları devredilmese de eski ve yeni şirketin faaliyet konuları aynı ya da çok benzerdir. Müşteri çevresi önemli ölçüde aynıdır. Çoğu defa iki şirket arasında isim benzerliği bile vardır. Şirketlerin ortaklık yapısı da benzerdir. Şirketlerin ortaklık yapısı farklı olsa dahi fiilen yönetim aynı eldedir. Bazı olaylarda eski ve yeni şirketin işyerleri aynı olup eski şirkete ait eşyanın yeni şirket tarafından kullanıldığı da görülmektedir. Hatta çalışanlar dahi aynı olabilmektedir. Yapılan tespitlerde eski şirketin kaşeleri, kargoları, postaları, ticari defterleri, makbuzları, faturaları, eski şirkete gelen tebligatlar, tanıtım broşürleri vs. yeni şirketin işyerinde bulunabilmektedir.

Böyle durumlarda kural olarak muvazaanın şartları gerçekleşmemektedir. Zira eski şirketin malvarlığı yeni şirkete devredilmemiş eski şirketin içi boşaltılarak yeni bir şirket kurulmuştur. Yeni şirketin malvarlığı da büyük ölçüde yeni ticari ilişkiler sonucunda elde edilmiştir. Yeni şirket ile yeni şirketin müşterilerinin muvazaalı olarak ticaret yaptıkları ispat edilirse bu durumda da muvazaa iddiası ileri sürülebilir. Aksi halde muvazaa iddiası ileri sürülemeyeceği gibi tasarrufun iptali davası da açılamaz.

Muvazaanın ispatı

Genel muvazaada olduğu gibi şirketin malvarlığını muvazaalı devrettiği iddiasının ispat yükü de iddia eden kişinin üzerindedir. Alacaklılardan mal kaçırma amacıyla yapılan işlemlerde alacaklılar üçüncü kişi oldukları için muvazaayı her türlü delille ispat edebilirler. Onlardan yazılı delil getirmeleri istenemez.

Muvazaa ile tasarrufun iptali davası arasındaki ilişki

Borca batık şirketin malvarlığını veya bazı taşınır yahut taşınmazlarını paravan şirkete devretmesi halinde İİK. m. 277’ye göre tasarrufun iptali davası açması mümkündür. Tasarrufun iptali davasının şartları varsa bu durumda muvazaa davası açmak yerine tasarrufun iptali davası açmak ispat kolaylığı açısından daha fonksiyoneldir. Zira tasarrufun iptali davasının kapsamı daha geniş olduğu gibi muvazaaya göre ispat da çok daha kolaydır.

B. Tüzel kişilik perdesinin aralanması (kaldırılması)

Bilindiği üzere tüzel kişiliklerde mal ayrılığı ilkesi geçerlidir. Mal ayrılığı tüzel kişinin mallarının, şirketin ortağı gerçek ve tüzel kişilerin ve kardeş şirketlerin mallarından ayrı ve bağımsız olduğunu tanımlamak için ortaya konan isimdir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, tüzel kişinin ayrılığı ilkesinin istisnasıdır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yöntemiyle üçüncü kişilerin elde edebileceği haklar şu şekildedir.

  1. Tüzel kişiden alacaklı üçüncü kişiler; tüzel kişiyi oluşturan kişilere başvurma hakkı elde eder.
  2. Tüzel kişiden alacaklı üçüncü kişiler; borçlu şirketin iktisadi bütünlük içinde olduğu diğer şirketin mal varlığına el atma hakkı elde eder.
  3. Gerçek kişiden alacaklı üçüncü kişiler; gerçek kişinin ortağı olduğu şirketin mal varlığına el atma hakkı elde eder.

Bu kurum “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması”,“ tülü kaldırma”, “ tüzel kişilik perdesinin aralanması” ile “tüzel kişinin tabanına başvurulması” gibi isimlerle isimlendirilmektedir. Yargıtay tüzel kişilik perdesinin aralanması ifadesini kullanmaktadır.

1. Perdenin aralanması / kaldırılması yönteminin uygulanma alanı.

Tüzel kişilik korumasının arkasına gizlenerek sorumluluklardan kaçma, sıkça rastlanan bir uygulamadır. Bu yöntem, özellikle ticari şirketler tarafından, borçlar ve yükümlülüklerden kaçınmak amacıyla tercih edilmektedir. Ancak bu tür bir yaklaşım, dürüstlük ilkesine aykırı kabul edilmektedir.

Bu olguyu ele almak için geliştirilen “perdeyi kaldırma teorisi,” belirli koşullar altında tüzel kişiliklerin varlığının göz ardı edilmesini sağlar. Teori, tüzel kişiliğin gerçek amacı dışında kullanılmasını engellemeyi, yani dışarıdaki gerçek borçluya ulaşmayı hedefler. Böylece tüzel kişilik, adeta yok sayılarak, perdenin arkasındaki gerçek borçlunun sorumluluğu gündeme getirilmektedir. Yani, tüzel kişilik ile onun üyeleri arasındaki ayrım ortadan kalkmaktadır. Dolayısıyla, bu yöntemle tüzel kişiliğin arkasına gizlenerek sorumluluktan kaçma çabalarının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

2. Yönteminin hukuki temeli.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, hukuk sisteminin gelişmesi ile ortaya çıkmış yeni bir kurumdur. Kanun koyucu tarafından genel bir hükümle düzenlenmemiştir. Yorum yoluyla bu uygulamanın yasal dayanağının Türk Medeni Kanunu madde 2 olduğu söylenebilir. Bu madde, tüzel kişiliğin kötüye kullanılmasını açık bir şekilde yasaklamakta ve bu tür davranışları hakkın kötüye kullanılması olarak tanımlamaktadır.

3.Tüzel kişilik perdesinin aralanması / kaldırılmasının görünüm şekilleri

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının görünüm şekilleri
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasında karşılaşılan başlıca görünüm şekilleri.

Bir kişinin borcu için bir başka kişinin sorumlu tutulması kural olarak hukukun temel ilkelerine aykırıdır. Ancak bu kuralın istisnaları olup tüzel kişilik perdesinin aralanması da bunlardan biridir. Bu yöntemin ortaya çıkış sebebi tüzel kişilerin kuruluş amaçları dışında yasaklanmış bir amacı gerçekleştirmek için faaliyette bulunmalarının engellenmesidir. Tüzel kişinin hileli işlemler yapması TMK 2’ye aykırılık teşkil ettiğinden hukuk düzeni bunu korumaz. İşte bu durumda tüzel kişilik perdesi aralanarak, perdenin arkasındaki gerçek veya tüzel kişinin mal varlığına el atılabilir.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, tüzel kişiler bakımından kabul edilen malların ayrılığı ilkesinin istisnasını teşkil eder. “İstisnalar dar yorumlanır” ilkesi çerçevesinde tüzel kişilik perdesinin aralanması da dar yoruma tabidir. Bu sebeple tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ihtiyatla uygulanmalıdır. Aksi takdirde hukuk güvenliği tehlikeye girer. Bu bakımdan sadece olağan dışı işlemler yapılarak dürüstlük kuralına aykırı hareket edilmesi durumunda tüzel kişilik perdesi kaldırılmalıdır. Bu çerçevede kanunun dolanılması veya üçüncü kişilerin zarara uğratılması suretiyle tüzel kişilik yapısının kötüye kullanılması halinde teori uygulama alanı bulur.

Ancak hangi hallerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılabileceğine ilişkin kesin kıstaslar geliştirmek zordur. Hâkim her somut olayı kendi başına değerlendirmeli ve tüzel kişiliği düzenleyen normların amacı dışında kullanılıp kullanılmadığına bakmalıdır. Kişilerin yükümlülük ve borçlardan kurtulmak için tüzel kişilik araç olarak kullanılıyorsa araç yani tüzel kişilik perdesi ortadan kaldırılmalıdır.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılma sebepleri Yargıtay tarafından kesin çizgilerle belirlenmiş değildir. Öğretide çeşitli hallere temas edilmekle bunlar temelde aşağıdaki üç başlıkta özetlenir. Şunu belirtmek isteriz ki öğretide gösterilen bu sebeplerden çok daha fazlası Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Her somut olaya göre şartları varsa tüzel kişilik perdesinin aralanması mümkündür.

Özdeşlik

Bu durum şirket ortaklarının şahsi malvarlığı ile şirket malvarlığının özdeş hale gelmesi, birbirine karışması halini tanımlar. Malvarlıklarının birbirine karışması farklı şekillerde karşımıza çıkar.

  1. Bir kısım malların şirkete mi ortağa mı ait olduğunun tutulan defterlerden anlaşılamaması.
  2. Tek şahıs şirketlerinde şirket sahibinin kendisi adına mal alması.
  3. Tek şahıs şirketlerinde şirket sahibinin kendisine ait malvarlığını sürekli olarak şirkete sunması ve dışa karşı şirketin kredi itibarının olduğu yönünde bir görüntü oluşturması.
  4. Ortağın ve şirketin faaliyet alanlarının karışması. Bu durumda üçüncü kişinin ortakla mı şirketle mi sözleşme yaptığı anlaşılamaz hale gelir.

Yabancı yönetim

Bu durumda şirketin faaliyetleri şirket çıkarları yerine başka çıkarlar gözetilerek yönetilmektedir. Böylece yönetici hakim ortağın çıkarları korunurken diğer ortaklar ve alacaklılar zarar görmektedir.

Öz kaynak yetersizliği

Ortaklar şirketin öz kaynak yetersizliğini bildikleri halde bunu üçüncü kişilerden gizlemişlerse tüzel kişilik perdesinin kaldırılabileceği kabul edilmektedir. Bu durumla genelde perdenin düz kaldırılmasında karşılaşılır.

İştirak ilişkisinin veya şirketler arasında organik bağın bulunduğu her durumda perdenin aralanarak perde arkasındakilerin sorumlu tutulması mümkün değildir. Keza tüzel kişinin karar verme organlarına hakim olmak, tüzel kişinin tek ortağı ya da tek yöneticisi olmak da tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için kendi başına yeterli değildir. Nitekim Yargıtay kararlarında da aynı anlayış benimsenmiştir. Özetle tüzel kişilik perdesi, ancak hakkın kötüye kullanılmasının tüm şartlarının bir arada bulunması hâlinde kaldırılabilir.

4. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması türleri

Öğretide tüzel kişilik perdesinin düz (doğrudan), ters (dolaylı) ve çapraz kaldırılmasından söz edilmektedir.

Tüzel Kişilik Perdesinin Düz (Doğrudan) Kaldırılması

Tüzel kişinin ortakları tüzel kişiden mal kaçırmaları halinde alacaklı üçüncü kişilerin alacağını kavuşmasını sağlamak için tüzel kişilik perdesi kaldırılarak alacaklının tüzel kişinin ortaklarının mal varlığına el atma imkanı veren metottur. Burada ortaklar gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilir. Burada şirketin içi boştur. Bu sebeple ortağın mallarına el atmak amaçlanır. Esasen tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin ortaya çıkış sebebi perdenin düz kaldırılmasını sağlamak içindir. Yargıtay kararlarında da tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması kabul edilmektedir. Yargıtay 11. HD 2016/3251 E., 2016/6984 K nolu ilamı tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılmasına örnektir.

Tüzel Kişilik Perdesinin Ters (Dolaylı) Kaldırılması

Bazen ortak şahsi olarak işler yapar bu işlerden borçlanır fakat üzerine kayıtlı bir mal varlığı olmaz. Bu durumda ortağın borcu için ortağın şirketine başvuru yapıldığında şirket tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanır ve ayrı bir tüzel kişilik olduğu iddiasında bulunur. İşte bu durumlarda ortağın borcundan dolayı şartları varsa şirketin mal varlığına el atma imkanı veren tüzel kişilik kaldırma metoduna tüzel kişilik perdesinin ters kaldırılma metodu denir. Yargıtay da tüzel kişilik perdesinin ters kaldırılması kurumunu uygulamaktadır.

Yargıtay borçlu ortağın alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla ortağı olduğu aile şirketi üzerinden ticari faaliyetlerine devam etmesini tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılması olarak değerlendirmiştir.

”borçlunun alacaklılardan mal kaçırma amacı ile yine kendisine ait aile şirketi olan davacı şirketin tüzel kişilik perdesinden yararlanarak, ticari faaliyete bu şirket üzerinden devam ettiği, ancak borca ilişkin belgeleri şahsı adına düzenlediği, satın aldığı malların şirket adresine geldiği, borçlunun başkaca faaliyet adresinin bulunmadığı sabit olduğundan mahkemece davacı 3. kişinin davasının reddine karar vermesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 17. HD, 2010/12173E., 2011/3938K.)  Yargıtay 17. HD, 2009/10574E., 2010/7791K nolu ilamı da bu yöndedir.

Tüzel Kişilik Perdesinin Çapraz Kaldırılması:

Ortaklar sıklıkla bir şirket üzerinden ticaret yapar daha sonra şirketin borcu artınca bu borcu ödemek istemezler ve yeni bir şirket kurarak (ya da daha önce kurdukları ve yedekte beklettikleri şirketi faal hale getirerek) ticari faaliyetlerine bu şirket üzerinden devam ederler. Bu durumda eski ve yeni şirket arasında devir ilişkisi yoksa muvazaa iddiası ileri sürülemez ve tasarrufun iptali davası açılamaz. Eski şirketten alacaklı olanlar bu durumda tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması metoduyla yeni şirketin mal varlığına el atma hakkı elde edebilirler. Bu teoriye tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yada kaldırılması denir. Uygulamada en sık olarak başvurulan yol olup makalemizde daha çok bu yönteme özgü açıklamalar yapılacaktır. Yargıtay da çeşitli kararlarında tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılmasını uygulamıştır.  Her olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılmalıdır.

Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması alacaklılara aşağıdaki imkanları verir:

  1. Şirketler topluluğunda yavru şirketlerin alacaklılarının ana şirkete başvurma imkanı verir.
  2. Şirketler topluluğunda ana şirketin alacaklılarının yavru şirkete başvurma imkanı verir.
  3. Şirketler topluluğunda yavru şirketlerin alacaklılarının diğer yavru şirkete başvurma imkanı verir.
  4. Bir şirketin alacaklılarının şirketler topluluğunda olmayan bir başka şirkete başvurma imkanı verir.

”kural olarak sermaye şirketi ortaklarının şirket borçlarından dolayı şirket alacaklılarına karşı bir sorumluluğu bulunmamakta ise de, pay sahibinin şirket tüzel kişiliği ile özdeşleşmesi, şirket ortağının mal varlığı ile şirket tüzel kişiliğinin malvarlığının birbirlerine karışması, art niyetli ve hesaplı davranışlarla sırf sorumluluktan sıyrılmak amacıyla tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılması, ortağın şirketteki hakimiyetini kötüye kullanarak alacaklılara karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanmasının hakkın kötüye kullanılması mahiyeti taşıması, borçların ödenmesi sırasında şirket ortağı tarafından ayrılık prensibinin ileri sürülmesinin TMK’nın 2. ve 3. maddelerine aykırı olması gibi hallerin söz konusu olduğu durumlarda şirket ortağı aleyhine de tüzel kişilik perdesi aralanarak şirket borcundan dolayı sorumluluğuna gidilebilecektir. Başka bir anlatımla perdeyi aralama teorisiyle birlikte tüzel kişinin borcundan üyelerin, üyelerin borcundan tüzel kişinin özdeş kılınarak sorumlu tutulması mümkün olabilecektir” (Yargıtay 11. HD, 2016/5148E., 2017/7084K.)

Saklanan tüzel kişiliğin ne zaman kurulduğunun önemi var mıdır?

Aynı kişilerin tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanarak alacaklıları zarara sokmak amacıyla aynı iş kolunda faaliyet gösteren birden fazla şirket kurmaları durumunda hangi şirketin ne zaman kurulduğunun bir önemi yoktur. Bu durumda diğer şartlar varsa tüzel kişilik perdesi kaldırılmalıdır. Borçlu şirket borç ödemekten aciz hale geldikten sonra ortaklar bir başka paravan şirket kurmuş olsalar da eğer şartlar oluşmuşsa tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluna gidilmelidir.

Tüzel Kişilik Perdesinin Çapraz Kaldırılması şartları

Şirketler arasında organik bağ; aynı gruba dahil olma, aynı kişi tarafından yönetilme, ortakların aynı olması hatta aynı iş kolunda faaliyet gösterme şeklinde özetlenir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için salt şirketler arasında organik bağ olması yeterli değildir. Bunun için yeni kurulan şirket ile eskisinin;

  1. Faaliyet alanları aynı olmalı.
  2. Ortaklık yapısında ayniyet veya büyük ölçüde benzerlik veya akrabalık ilişkisi bulunmalı.
  3. Hukuken veya fiilen her iki şirket de aynı kişi yahut kişilerce yönetilmeli.
  4. Yeni şirket alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kötü niyetli olarak kurulmuş olmalı. 
  5. İki şirket iktisadi bütünlük içinde olmalı.

İki şirket iktisadi bütünlük içinde olma şartı tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için aranan en önemli şartlardan biridir. Bazı durumlarda aynı ortaklar farklı sektörlerde faaliyet gösteren birden fazla şirket kurabilirler. Mesela şirketlerden biri inşaat diğeri ise otomotiv sektöründe faaliyet gösterebilir. Bu durumda şirketler arasında iktisadi bütünlük bulunmazsa perdenin kaldırılması mümkün değildir.

Yargıtay kararları ışığında tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması/kaldırılması

Yargıtay bu yöntemi birçok kararında uygulanmıştır. Genel itibarıyla alacak davalarında ve istihkak davalarında verilen kararlarda Yargıtay bu yönteme başvurmaktadır.

Alacak davalarında Yargıtay uygulaması
Ticari davalarda:

Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması/kaldırılması yönteminin yeni gelişmekte olan bir yöntem olduğunu belirtmiştik. Yargıtay 19. HD. 15.05.2006 T., 2005/8774 E., 2006/5232 K.nolu ilamı bu alanda verilen ilk yüksek mahkeme kararıdır. Dava konusu olayda Ege A.Ş. ve Ege Ltd. Şti. adında iki şirket bulunmaktadır. Mahkeme, Ege A.Ş.’nin, kendisinin farklı bir tüzel kişilik olduğu yönündeki savunmasına itibar etmemiş, şirketlerin her ikisini de borçtan sorumlu tutmuştur. Yerel mahkeme gerekçe olarak, “her iki davalı farklı tüzel kişilik gibi görünse de bunun biçimsel olarak ele alınamayacağı, uyuşmazlığın iktisadi ve ticarî boyutları ile değerlendirilmesi gerektiği, her iki şirket arasındaki iktisadi özdeşlikten hareketle, sadece anılan şirketlerin hukukî anlamda farklı tüzel kişiler olmalarına dayanan Ege A.Ş.’nin savunmalarının geçerli olmayabileceği, söz konusu şirketlerin aynı ve tek kişi olarak kabul edilmelerinin gerekli olduğu hukuki açıdan farklı tüzel kişiler olsa da perdeyi kaldırma teorisi çerçevesinde her iki davalı şirket arasında kardeş şirket ilişkisinden kaynaklanan özdeşlik mevcuttur. Davalı Ege A.Ş.’nin tek savunması ayrı tüzel kişilik oldukları borcun tamamından diğer davalının sorumlu olduğu yönündedir. Bu savunma MK.’nun 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılmasıdır” ifadelerine yer vermiştir. Yargıtay kararı onamış ve yargı alemimizde tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması müessesesi böylece ilk defa kabul edilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin, “…davacının, dava dışı J. İ. M. And. T. 10/06/2015AG şirketi ile kar payı ortaklık sözleşmesi yaptığı ve sessiz ortak olduğu, 10.000,00 DM ödemede bulunduğunun sunulan ortaklık sözleşmesi ve tahsilat makbuzu asıllarına göre sabit olduğu, ortaklık sertifikası aslını düzenleyen dava dışı J.-Pa AG ile davalı şirketlerin Jet-Pa Şirketler topluluğuna dahil şirketler olduğu, tüzel kişilik perdesinin aralanması kuralı gereği davalıların sorumluluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 10.000,00 DM’nin dava tarihindeki karşılığı 12.015,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.” şeklindeki kararını kanuna uygun bularak onamıştır.

Yargıtay, off-shore bankacılığının yapıldığı hallerde de tüzel kişilik perdesini çapraz olarak kaldırmak suretiyle bir bankanın borcundan dolayı başka bir bankanın sorumluluğuna hükmetmiştir. “Mahkemece yatırılan mevduatın aslında offshore bankasına fiilen gönderilmediği, banka ile organik bağı bulunan çeşitli şirketlere kredi vermek suretiyle tüketildiği, bu hali ile güven kurumu olan bankanın bu durumu bilerek yönlendirdiği, her iki bankanın sahip, kurucuları ve yöneticilerinin aynı kişilerden oluşması nedeniyle tüzelkişilikperdesininaralanarak, üzerine düşen bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen mudiyi yönlendiren Sümerbank A.Ş’nin sorumlu olduğu, yatırılan mevduatın davacıya faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği sonucuna varılarak, davanın kabulü ile 11.565,00 ABD Dolarının bankaya yatırıldığı 26.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa’nın4/a maddesi gereğince işleyecek faizi ile birlikte davalı ING Bank A.Ş’den alınarak davacıya ödenmesine dair verilen karar davalı Banka vekili ile fer’i müdahil vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 02/10/2014 tarihli kararı ile düzeltilerek onanmıştır.” (Y. 11. HD. 15.5.2015 T., 2015/1370 E., 2015/6994 K.)

İş davalarında:

Yargıtay iş hukuku alanında, şartları varsa perdeyi çapraz bir biçimde kaldırmaktadır. Bu yöntemle işçi mal kaçıran firmadan alacağını almak için elinde son derece fonksiyonel bir argümana sahip olmaktadır. İşçilik alacağı davalarında Yargıtay, görünürdeki şirket ile birlikte tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanan gerçek işveren şirketi de sorumlu tutmaktadır. Yargıtay’ın, iş yerleri ve adresleri aynı olan iki tüzel kişinin işçisinin kıdem tazminatının hesaplanması amacıyla çalışma süresinin tespitinde her iki işvereni de tek bir işveren gibi kabul eden pek çok kararı bulunmaktadır. Sorumlu tutulan irtibatlı şirketlerin ortakları, yöneticileri ve faaliyet konuları genelde aynıdır.

9. HD.’nin 2013/11725 E., 2015/7873 K.; 2014/30224 E., 2016/1347 K.; 2014/12841 E., 2015/26694 K.; 2015/32647 E., 2015/35298 K.; 2014/2301 E, 2014/36630 K. 22. HD. 2014/24696 E., 2014/33391 K. nolu ilamları bu duruma örnektir.

İstihkak davalarında Yargıtay uygulaması

Bir başka olayda Yargıtay, üçüncü kişi tarafından açılan istihkak davasında, davacı ile borçlunun farklı tüzel kişilikler olmalarına rağmen, aralarındaki organik bağdan da hareketle, tüzel kişilik perdesini kaldırarak, sanki borçlu ile istihkak iddiasını ileri süren davacı aynı tüzel kişilikmiş gibi karar vermiştir.

”Dava konusu hacizler, borçlunun takip adresi Silivri de bulunmasına rağmen 21.4.2010 tarihinde Çorlu’da yapılmıştır. Ancak haciz adresi girişinde borçluya ait “E… Kırtasiye” levhası görülmüş, içeri girildiğinde borçlu şirket temsilcisi F. B. kasada otururken icra memurlarını görünce mahalli terk etmeye çalışmış, kimlik tesbiti istenmesi üzerine oraya fotokopi çektirmeye geldiğini belirtmiş, evrak araştırmasında borçlu şirkete ait belgeler bulunmuştur. Bu durumda İ.İ.K.nin 97/a 2.cümlesi gereğince mülkiyet karinesinin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olduğunun kabulü gerekir. Yasal karine aksinin davacı üçüncü kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle ispatlanması gerekmektedir. Dosya içeriğindeki belgelerden davacı şirket temsilcisi ve borçlu şirket temsilcisinin baba-oğul oldukları aralarında organik bağ bulunduğu, davacı üçüncü kişi şirketin borçlu adresinde kurulduğu ve şirket temsilcisi E. B.’un bu sırada 16 yaşında olduğu, borçluya ait Silivri’de bulunan işyerinde 18.9.2009 tarihinde yapılan hacizde de üçüncü kişinin istihkak iddiasında bulunduğu davacı tarafından sunulan faturaların borcun doğumundan sonraki tarihleri taşıdıkları anlaşılmaktadır. Tüm bu maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde, davacı ve borçlu şirketlerin iç içe birlikte faaliyette bulundukları, alacaklılardan mal kaçırma amacıyla tüzel kişilik perdesinden yararlanmaya çalıştıkları anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, davacı üçüncü kişinin davasının reddine karar verilmesi gerekirken oluş ve olgulara aykırı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır (Y. 17. HD. 11.6.2013 T., 2012/3251 E., 2013/8880 K.)

“Bu maddi ve hukuki olgular karşısında, borçlunun alacaklılardan mal kaçırma amacı ile yine kendisine ait aile şirketi olan davacı şirketin tüzelkişilik perdesinden yararlanarak, ticari faaliyete bu şirket üzerinden devam ettiği, ancak borca ilişkin belgeleri şahsı adına düzenlediği, satın aldığı malların şirket adresine geldiği, borçlunun başkaca faaliyet adresinin bulunmadığı sabit olduğundan mahkemece davacı 3. kişinin davasının reddine karar vermesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” (Y. 17. HD. 26.4.2011 T., 2010/12173 E, 2011/3998 K.)

4. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının sonuçları

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına karar verilmesi halinde, tüzel kişi ile onu oluşturanlar veya ona hakim olanlar sanki aynı kişiymiş gibi değerlendirilir. Tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması halinde, tüzel kişinin borçları, tüzel kişinin ortaklarına teşmil edilerek onlardan talep edilebilir hâle gelir. Tüzel kişilik perdesinin ters kaldırılması halinde ise ortakla birlikte tüzel kişi de sorumlu tutulur. Çapraz kaldırma neticesinde ise yavru şirketin alacaklarından ana şirketin veya ana şirketin hakimiyetindeki başka bir yavru şirketin sorumluluğuna gidilebilir.

Tüzel kişiyi oluşturan kişiler, tüzel kişinin sağlamış olduğu ayrılık ilkesinden istifade ederek sorumluluktan kaçmaya çalışırlarsa tüzel kişilik perdesi kaldırılabilir. Öğreti ve uygulama tarafından geliştirilen tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kurumu, hakkın kötüye kullanılması yasağının (TMK m. 2/II) uygulanmasından ibarettir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, tüzel kişiler hukukuna egemen ayrılık ilkesinin istisnasını teşkil eder.

C. Tüzel kişilerde organik bağ

Borçlu ya da davalı tüzel kişinin alacaklılardan mal kaçırması halinde borçlu dışında bir başka şirketin sorumlu tutulabileceği yolu tarif eden diğer bir kavram da organik bağ kavramıdır. Yargıtay bu organik bağ kavramına sıklıkla atıf yapmak suretiyle bir şirketin borcundan dolayı bir başka şirketi sorumlu tutmaktadır. Organik bağdan bahsedilebilmesi için tüzel kişilikler arasında belli bir ilişkinin varlığı gerekir. Bu ilişki;

  1. iktisadi veya ticari bir bağımlılık,
  2. aynı kaderi paylaşma,
  3. birlikte hareket etme şeklinde olabilir.

Organik bağ birçok davada gündeme gelmektedir. İş davaları bunların başında gelir. İşverenlerin işçilerin haklarına kavuşmasını engellemek için sıklıkla firma değiştirme yoluna gitmektedir. Bu durumda organik bağ sebebiyle önceki çalışma döneminden yeni şirketin sorumlu olması Yargıtay’ın sıklıkla başvurduğu bir yoldur. Ayrıca devre mülk satışlarında da bir firmadan epeyce satış yapılması akabinde firmaya açılan dava sayısı arttıkça firmanın değiştirilmesi sıklıkla karşılaşılan bir yoldur. Bu durumlarda Yargıtay organik bağ sebebiyle irtibat halinde olan tüm şirketleri davada sorumlu tutmaktadır.

Organik bağ yönteminin hukuki temeli.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasında olduğu gibi, organik bağ da hukuk sisteminin gelişmesi ile ortaya çıkmış yeni bir kurumdur. Kanun koyucu tarafından özel bir hükümle düzenlenmemiştir. Organik bağın temelini de TMK. m. 2 oluşturmaktadır. Bu madde, tüzel kişiliğin kötüye kullanılmasını açık bir şekilde yasaklamakta ve bu tür davranışları hakkın kötüye kullanılması olarak tanımlamaktadır.

Hangi durumlar organik bağ olarak değerlendirilir?

Hangi durumların organik bağ kavramına vücut vereceğini belirlemek için kesin sınırlar çizmek mümkün değildir. Bununla beraber iki şirket arasındaki bazı ilişkiler organik bağ olarak değerlendirilir. Yargıtay, bazı kriterlerin varlığı halinde iki şirket arasında organik bağın bulunduğunu kabul etmiştir. Bu kriterlerin bazıları tüzel kişilik perdesinin kaldırılması sonucunu doğurabilecek ve hatta muvazaayı dahi ispat edecek nitelikte kabul edilmektedir. Her olayın özelliğine göre bu kriterlerin varlığı halinde ilgili dava açılabilir. Yargıtay’ın geliştirdiği kıstaslar şu şekilde özetlenebilir:

  1. İki şirketin de aynı merkezden yönetilmesi.
  2. İki şirketin de ortakların akraba olması.
  3. iki şirketin de yöneticilerinin aynı olması.
  4. Borçlu şirkete ait bir kısım belgelerin diğer şirketin işyerinde bulunması.
  5. Borçlu şirket ile diğer şirket arasında devir ilişkisinin olması.
  6. Şirketler arasında muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması.
  7. Borçlu şirketin tabela ya da levhasının haciz mahallinin girişinde bulunması.
  8. Farklı şirketler kurularak, farklı tüzel kişiliklerin çatısı altında dolandırıcılık yapılması (borçlu şirket adına işlemler yapılması ve fakat bu şirketin içi boşaltılarak başka bir şirket adına malvarlığı edinilmesi).
  9. İki şirketin de faaliyet alanlarının ve müşteri çevrelerinin aynı olması.
  10. İki şirketin çalışanlarının önemli ölçüde aynı olması.
  11. Borçlu şirket temsilcisi ile diğer şirket temsilcisinin baba oğul olması.
  12. Şirketler arasındaki iktisadi bütünlük.
  13. Borçlunun adresine hacze gidildiğine diğer şirketin istihkak iddia etmesi fakat borçlu şirket temsilcisinin kasada otururken görülmesi.
  14. Tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıkların birbirine karışması.
  15. Yetersiz sermaye ve özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli olarak üçüncü kişileri zarara uğratması.

Sayılan bu kriterler Yargıtay kararlarına yansıyan örneklerdir. Olayın oluşuna göre farklı kıstaslar bunlara eklenebilir. Organik bağın varlığı her somut olayda mahkemece araştırılmalıdır.

organik bağın ispatı

Organik bağın varlığı tanık beyanları dahil her türlü delille ispat edilebilir. (HGK.2003/9 –279 E., 2003/292 K.). Bu anlamda işyeri kayıtları, ticari defter kayıtları, demirbaşların durumu, makina ve teçhizatların yeni şirket tarafından kullanılıp kullanılmadığı gibi birçok husus ispat vasıtası olur.

Tanık beyanına dayalı olarak organik bağın ispat edilebileceği birçok kararda kabul edilmiştir. (Yargıtay 22. HD, 2017/44748 E., 2018/7787 K.)

Yargıtay kararları ışığında ORGANİK BAĞ

Aşağıdaki emsal kararda kurucuların kısmen veya tamamen aynı olması ve iki şirket arasında ticari ilişki olması organik bağ için yeterli sayılmıştır.

“…borçlu şirket ve şahıslar ile üçüncü kişi şirketin aralarında organik bağ olduğu, kurucularının kısmen veya tamamen aynı kişilerden oluştuğu ve şirketlerin arasında devir münasebeti bulunduğu anlaşılmaktadır.” ifadeleriyle istihkak iddia eden şirket ile borçlu şirketin arasındaki ilişkinin muvazaa temelli olduğu kabul edilmiştir.  (Yargıtay 15. HD. 1996/4034 E., 1996/4502 K.)

Yargıtay 15. HD.’nin bir başka kararında istihkak iddia eden kişinin borçlu şirketin temsilci ortağı olması sebebiyle organik bağın varlığını kabul etmiş ve bu sebeple istihkak davasının reddine karar verilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

 “Davalı borçlunun davacının temsilci ortağı olduğu dosyadaki vekaletnameden anlaşılmaktadır. Davacı ile davalı borçlu arasında organik bağ bulunduğu ve böylece devrin muvazaalı olduğu anlaşıldığı, …davacının bu 3 araç için açtığı istihkak davasının reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

Bir başka kararda her iki şirketin ortakları aynı ise bu durumun muvazaalı işlem sebebiyle organik bağı ispat ettiğine karar verilmiştir.

“…Mahkemece yapılacak iş; aralarında unvan benzerliği bulunan davacı şirket ile dava dışı borçlu şirketin sicil kayıtlarının ticaret sicilinden getirtilerek, ortakların araştırılması, her iki şirketin ortakları arasında aynı kişi veya kişiler mevcutsa organik bağ bulunduğu kabul edilerek muvazaalı işlem yapmaları sebebiyle …davanın reddine karar vermekten ibarettir (Yargıtay 15. HD. 1994/4957 E., 6763 K.)

Aynı yönde bir başka kararda her iki şirketin ortakları akraba ise bu durumun muvazaalı işlem sebebiyle organik bağı ispat ettiğine karar verilmiştir.

“Her ne kadar tüzelkişiler arasında akrabalık ilişkisi olmaz ise de iki tüzel kişi arasında organik bağ varsa malvarlığını devralan tüzelkişinin iyi niyetli olmadığının ve işlemin batıl olduğunun kabulü gerekir. Devreden ve devralan şirketin ortakları yakın akraba olduğundan iki tüzel kişilik arasında organik bağın bulunduğunun göz ardı edilmemesi gerekir.” (Yargıtay 15. HD. 2000/5126 E.; 2001/399 K.)

”Organik bağ ise şirketlerin adresleri, faaliyet alanları, ortakları ve temsilcilerinin aynı olmasından, aralarındaki hukuki ilişkilerin tespitinden anlaşılır. şeklinde hüküm tesis etmiştir (9. HD. 2014/12841 E.; 2015/26694 K.)

”Davalıların hukuki sorumluluğu özellikle “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması” ve “organik bağ” kavramları ışığında da ele alınmalıdır. Tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlıkların birbirine karışması, yetersiz sermaye ve özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli olarak üçüncü kişileri zarara uğratması tüzel kişilik perdesinin ortadan kaldırılması nedenlerindendir. Başka bir anlatımla bu davalar borçlunun alacaklarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı tasarrufların hileli, muvazaalı işlemlerin borçlunun alacaklısına karşı hükümsüz hale gelmesi yaptırımını hedefleyen hâkim hukuku biçiminde bir son çaredir. “Organik Bağ” tüzel kişiye karşı olan alacakların takip edilmesinde, bu takibin asıl borçlu şirket ile birlikte onunla belirli bir düzeyde hukuki ilişkiye ve bağa sahip olan şirkete karşı yapılabilmesini sağlayan bir hukuki yoldur. Bu halde iktisadi bütünlük aranmaz.” (Yargıtay 9. HD., 2014/23021E., 2014/36630K.)

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 13. Hukuk Dairesi 2020/955 E., 2020/3254 K. Nolu kararında; ”Hal böyle olunca, sözleşmede malik-sağlayıcı olarak adı geçen davalı Kuşadası Otel İşl. Tur. İnş. Tic. A.Ş.’nin diğer davalı ile arasında organik bağ bulunduğu kabul edilerek her iki davalının da ödenen bedelden müşterek ve müteselsilen sorumlu tutulmasına karar verilmesi gerekir.” ifadeleriyle sözleşmede imzası ve kaşesi bulunmayan şirketin organik bağ sebebiyle sorumlu olduğuna dair karar vermiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi ”şirketlerin faaliyet alanlarının aynı olması, hakim sermaye ortaklarının aynı olması, davacının bir şirketten diğerine ara vermeden geçiş yapması” gibi sebeplerle organik bağı kabul etmiştir.

Bursa BAM 7. Hukuk Dairesi’nin 2021/58 E., 2021/777K.nolu ilamında; ..davalı şirketler arasında organik bağ bulunmasına ilişkin kabul edilen kriterlerin (şirketlerin faaliyet alanlarının aynı olması, hakim sermaye ortaklarının aynı olması, davacının bir şirketten diğerine ara vermeden geçiş yapması gibi) bulunduğu görülmekle sözleşme imzalanan şirketlerle aralarında organik bağ bulunduğu ve birlikte sorumlu olduklarının kabulü gerektiğinden bu yöndeki istinaf nedenleri yerinde değildir.” ifadeleri ile durumu açıklamıştır.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi 2025/588 E., 2025/1053 K.nolu ilamında; ”Farklı tüzel kişilerin sorumluluğuna gidilmesinde ve dolayısıyla bir tüzel kişinin alacaklarının takip edilmesinde asıl borçlu şirket ile birlikte onunla belirli bir düzeyde hukuki ilişkiye ve bağa sahip başka şirketin veya şirketlerin de sorumluluğuna gidilebilmesi imkanını alacaklıya veren organik bağın varlığı için, ayrı tüzel kişiler arasında belirli bir iktisadi ve ticari bağımlılığın, kader birliğinin veya birlikte hareket olgusunun ya da başka bir özdeşliğin bulunması gerekmektedir. 

Ne var ki, gerek davacı ile davalı Red Queen Turizm İnşaat İthalat İhracat Ticaret Limited Şirketi arasında imzalanan 09/12/2022 tarih ve S.S-025 numaralı “Hisseli Gayrimenkul Satış Vaadi ve Tesis Kullanım Sözleşmesi” içeriğinde yer alan “Tesis Adı”nın “Naskon Sapphire Termal Resort&Spa AQuapark” şeklindeki açıklama, gerek aynı sözleşmenin 5. maddesi kapsamında aidat bedelinin Lüx Konut ve Site Yönetimi Ticaret Limited Şirketi’ne yatırılacağına ilişkin hüküm, gerekse dosyaya getirtilen “Yapı Kullanma İzin Belgesi”nde ve “Yapı Ruhsatı”nda bulunan “yapı müteahhidinin Naskon İnşaat Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi” olduğuna ilişkin kayıt kapsamı dikkate alındığında, davalı Red Queen Turizm İnşaat İthalat İhracat Ticaret Limited Şirketi ile diğer davalılar Naskon İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ve Lüx Konut ve Site Yönetimi Ticaret Limited Şirketi arasında organik bağ olduğunun ve her üç şirketin eldeki davada sorumluluğunun bulunduğunun kabulü gerekir. ifadeleri ile durumu açıklamıştır.

İşçilik alacakları bağlamında organik bağ hakkında güncel durum

Yargıtay, işçinin gerçek işverenden başka bir işverende çalışıyor gibi sigorta kaydı tutulduğu durumlarda ve işçinin bilgisi olmadan bağlantılı işverenler yanında sürekli işe giriş çıkışının yapıldığı durumlarda şirketler arasında organik bağın varlığını kabul ederek aralarında bağlantı bulunan bu şirketlerin işveren olarak sorumluluğuna başvurulması gerektiğini belirtmiştir.

“İşçinin kıdem tazminatına hak kazanabilmesinin koşullarından olan en az bir yıllık çalışmasının aynı işverene ait işyeri ya da işyerlerinde geçmiş olması gerekir. Kural olarak aynı guruba yada holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz. Ancak çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında başka işverenlere hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan işverenler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu gibi durumlar için Dairemizin önceki içtihatlarında şirketler arasında organik bağdan söz edilerek kıdem tazminatına hak kazanma, hesap tarzı yönlerinden aralarında bağlantı bulunan bu işverenlerin birlikte sorumluluğuna gitmekteydi (Yargıtay 9.HD. 26.3.1999 gün 1999/18733 E, 1999/6672 K.). Ancak daha sonraki kararlarda organik bağdan söz edilerek sonuca gidilemeyeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 9.HD. 28.11.2005 gün 2005/34442 E, 2005/37457 K.). Dairemizin bu yöndeki kararları son yıllarda istikrar kazanmış ve farklı işverenler nezdinde geçen sürelerin kıdem tazminatı hesabı noktasında birleştirilebilmesi için işyeri devri, hizmet akdi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi ve birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği çok sayıda kararda vurgulanmıştır (Yargıtay 9. HD. 22.10.2007 gün 2007/5762 E, 2007/30979 K.). Ancak, bu yöndeki yaklaşım işçilerin yasal haklarını karşılamada özellikle davaların uzaması göz önünde bulundurulduğunda yetersiz kalmıştır. Bu nedenle Dairemiz önceki içtihatlarına dönmüştür. Bu yolla kıdem tazminatının hesabında organik bağ çerçevesinde sonuca ulaşma hedeflenmiştir” (Yargıtay 9. HD 2009/33210E., 2010/1177K.) Yargıtay 22. HD 2012/22684E., 2013/10887K.nolu ilamı da aynı yöndedir.

Öğretide öncelikle olaya uygulanabilecek yasal bir düzenleme varsa bu düzenlemeye uygun bir araştırma yapılması gerektiği belirtilmiştir. Örneğin, birbirinden bağımsız iki tüzel kişi şirket arasında gerçek anlamda bir işyeri devri söz konusu ise, İş Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca her iki işverenin, işyerinin devrinden sonra iki yıl süre ile devredilen işyerinde çalışan işçi alacaklarından sorumlu oldukları, iki yıldan sonra sadece devralan işverenin sorumlu olacağı kuralından hareketle sonuca ulaşmak doğru olandır.

D. Organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının benzer ve farklı yönleri

1.Her iki kavramın da dayanağı TMK 2.maddedir.

En önemli benzerlik her iki kavramın ortaya çıkışının temel dayanağının TMK m.2’de tanımlanan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıdır.

2. Her iki kavram da benzer sonuçlar doğurmaktadır.

3. En önemli farkları perdenin çapraz kaldırılmasında şirketler arasında ekonomik bütünlük şartı varken organik bağda böyle bir şart aranmamaktadır.

4. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasında aranan alanların (malvarlıklarının) karışması ya da öz kaynak yetersizliği gibi şartlar organik bağ için aranmamaktadır.

5. Organik bağın ispat kolaylıklarına karşılık tüzel kişilik perdesinin kaldırılması alacaklı bakımından bazen daha avantajlıdır.

Organik bağın varlığı halinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin malvarlığına el atılabilmektedir. Fakat organik bağ kavramı, alacaklının, ortakların malvarlığına kadar uzanabileceği bir kavram değildir. Oysa tüzel kişilik perdesinin kaldırılması halinde ortakların malvarlığına da el atılabilmektedir. Çapraz kaldırmada borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atmak mümkündür. Bu ihtimalde tüzel kişilik perdesi iki kere kaldırılmaktadır. Önce kardeş şirketler arasındaki daha sonra kardeş şirket ile ortakları arasındaki perde kaldırılmaktadır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi alacaklıya ortakların malvarlığına el atma yetkisi bahşettiğine göre alacaklı her iki şirketin malvarlığı yanında bu şirketlerin ortaklarının farklı olması durumunda da her bir ortağın (özellikle hâkim ortağın) malvarlığına el atabilme imkânına kavuşmaktadır. Bu yönüyle tüzel kişilik perdesinin aralanması organik bağa göre daha avantajlıdır. Çünkü kardeş şirketin içi boşaltılıp malvarlığı ortakların üzerine aktarıldığında organik bağ çözüm olmamakta, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gerekmektedir.

6. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için organik bağın şartları gerekirken organik bağın tespiti için tüzel kişilik perdesinin kaldırılması şartı yoktur.

Organik bağ tüzel kişilik perdesinin kaldırılması  iddiasının ispatı konusunda çok geniş bir yelpaze vardır. Özellikle Yargıtay bu konuda oldukça geniş değerlendirme yapmaktadır. Bu anlamda her iki kurumun şartları birbirinden farklıdır. Bu haliyle organik bağın uygulanması, perdenin kaldırılması teorisinin uygulanmasından çok daha kolaydır. Organik bağ kavramının uygulanabilmesi için borçlunun, diğer tüzel kişiliği, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanma niyeti yeterli görülmektedir. Organik bağın kullanıldığı hallerde tasarrufun iptali, istihkak iddiası, muvazaa ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gibi farklı hukuki sonuçlara ulaşılabilmektedir.

7.Organik bağın ispatı kolay tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının ispatı zordur.

  • Perdenin çapraz kaldırılması yoluna gidilebilmesi için iki şirket arasında iktisadi bütünlük şartı aranırken organik bağın varlığı açısından böyle bir şart aranmamaktadır. Bu yönü itibariyle organik bağın ispatı alacaklı açısından daha kolaydır.
  • Organik bağın varlığı için malvarlıklarının karışması veya yetersiz sermaye şartları aranmadığı gibi tüzel kişiliklerin özdeş hale gelmesi de gerekmemektedir. Bu da organik bağ kavramından hareket ederek sonuç almayı kolaylaştırmaktadır.

8. Aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz kaldırılması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir.

Aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilir. Nitekim pek çok olayda her iki kurumun şartları birlikte gerçekleşmektedir. Yargıtay’ın da aynı olayda her iki kavrama birlikte müracaat ettiği sıklıkla görülmektedir.

Organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kurumlarının farkına ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2020/19-94E., 2020/358K. nolu ilamı detaylı açıklamaları barındırmaktadır.

“…Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinde çoğu zaman perdenin tarafları arasındaki güçlü organik bağa ve yapılan muvazaalı işlemlere rastlanılmaktadır. Bu kavramlar bazen aynı olayda karşımıza çıkabilir; ancak sadece birinin oluşması diğerini engellemeyecektir. Bir hukuki işlemin her iki tarafının da irade ile beyanı arasında bilerek uygunsuzluk yaratması durumu muvazaanın şartları her olayda gerçekleşmeyebilir. Sorumluluğun genişletilebilmesi için yine içtihatlarla geliştirilmiş olan organik bağ kavramının da tartışılması gerekmektedir. Zira, organik bağ kavramı da kaynağı TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağından almaktadır. Organik bağ, iki tüzel kişi (veya bunların ortakları arasındaki ilişki) olarak nitelendirilebilir. Organik bağ, perdenin saklanmasına göre daha geniş bir anlamı ifade eder; bu bağın varlığı tanıkla bile ispat edilebilir.Organik bağ, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını sağlayacak güçte değildir. Şirketlerin kuruluş tarihlerinin aynı olması, hissedarların aynı soyadını taşımaları organik bağın varlığını göstermez. Şirketlerin aynı kişi tarafından yönetilmesi, aynı ortaklara sahip olması ya da benzer iş kolunda faaliyet göstermeleri somut olayın niteliğini göre başka delillerle desteklendiğinde organik bağın varlığı için yeterli ise de; bu husus tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Organik bağ şirketlerin adreslerinin, faaliyet alanlarının, ortaklarının veya temsilcilerinin aynı olmasından ve aradaki hukuki ilişkiden tespit edilebilir. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Örneğin; üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir”

E. Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının muvazaa ile birlikte yorumlanması

Yargıtay organik bağın varlığına hükmederken sık sık muvazaaya da vurgu yapmaktadır. Çünkü organik bağın varlığı halinde çoğunlukla iki şirket arasında muvazaalı devirler karşımıza çıkmaktadır. Fakat tıpkı tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması halinde olduğu gibi organik bağın varlığı halinde de muvazaanın şartları her zaman gerçekleşmeyebilmektedir. Kardeş şirketler arasında bir devir ilişkisinin bulunmadığı hallerde, özellikle yeni kurulan şirketin malvarlığını muvazaalı yollarla elde ettiğini söylemek bir hayli güçtür. Çünkü üçüncü kişiler ile yeni şirket arasında yapılmış bir muvazaa anlaşması bulunmamaktadır. Eski şirketin ortakları yeni bir şirket kurarak, yeni bir binada yeni üretim vasıtaları ile yollarına devam etmektedirler. Borca batık eski şirket ise adeta bir kenara fırlatılıp atılmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere yeni şirket ile bu şirkete devir yapan üçüncü kişiler arasında muvazaa anlaşması bulunmadığı sürece muvazaanın varlığından söz edilemez. Bu durumda en sağlıklı yol organik bağ kavramından hareketle, şartları oluşmuşsa tüzel kişilik perdesini de kaldırmak suretiyle yeni şirketin sorumluluğuna hükmetmektir.

Alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanıldığı durumlarda bazen perdenin kaldırılması yoluna giderek bazen organik bağ kavramına müracaat ederek bazen de her iki yolu hatta şartları oluşmuşsa muvazaa yolunu devreye sokarak sonuca ulaşmak mümkündür.

Tüzel kişilik perdesi, organik bağ ve muvazaa hakkında sıkça sorulan sorular

Borçlu şirket malvarlığını yeni kurulan bir şirkete devretti, ne yapabilirim? Somut olayın koşullarına göre muvazaa, tasarrufun iptali, organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yollarından biri ya da birkaçı birlikte işletilebilir. Hangi yolun seçileceği devrin şekline, zamanına ve şirketler arasındaki ilişkiye göre belirlenir.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için ayrı bir dava açmak gerekir mi? Bu yöntem başlı başına bir dava türü değildir. Alacak, itirazın iptali veya tasarrufun iptali gibi mevcut bir davada hukuki sebep olarak ileri sürülür ve mahkemece somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.

Organik bağın varlığı nasıl ispatlanır? Ortaklık ve yönetim yapısının örtüşmesi, aynı adresin kullanılması, aynı personelle faaliyet gösterilmesi, ticaret unvanlarının benzerliği, aynı telefon ve elektronik posta bilgilerinin kullanılması ve şirketler arası mal ve para akışı başlıca göstergelerdir. Ticaret sicili kayıtları, banka hareketleri ve ticari defterler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması yerinde olur.

Muvazaa iddiası zamanaşımına uğrar mı? Muvazaa nedeniyle butlan iddiası bir def’i niteliğinde olduğundan kural olarak süreye bağlı değildir ve her zaman ileri sürülebilir. Bu yönüyle beş yıllık hak düşürücü süreye tabi tasarrufun iptali davasından ayrılır.

Şirketin borcundan ortak şahsen sorumlu tutulabilir mi? Kural, tüzel kişiliğin ayrılığıdır ve ortak şirket borcundan şahsen sorumlu değildir. Ancak tüzel kişilik, alacaklılardan mal kaçırmak veya sorumluluktan kurtulmak amacıyla bir araç olarak kullanılmışsa dürüstlük kuralı gereği perde kaldırılarak ortağın sorumluluğuna gidilebilir.

Hem organik bağ hem muvazaa aynı davada ileri sürülebilir mi? Evet. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yukarıda aktarılan kararında da belirtildiği üzere, bu kavramlardan birinin oluşması diğerinin ileri sürülmesini engellemez.

İlgili makalelerimiz

Uyuşmazlığınızı değerlendirmek için büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

Muvazaa tartışmasının iş hukukundaki karşılığı alt işverenlik ilişkisidir; taşeron muvazaasında işe iade davasının kime açılacağı konusunu ayrıca ele aldım.