Özet: Anayasa Mahkemesi 11 Şubat 2026 tarihli kararında, mahkemenin hükümde yer alan icra inkâr tazminatı oranını “maddi hata” gerekçesiyle yüzde 20’den yüzde 40’a çıkarmasına yönelik esaslı itirazın Yargıtay tarafından hiç karşılanmamasını gerekçeli karar hakkının ihlali saydı. Karar 5 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.
Kararın Künyesi
| Karar | Serpil Yeşil Uğur Başvurusu |
| Başvuru numarası | 2022/85303 |
| Karar tarihi | 11/2/2026 |
| Bölüm | Birinci Bölüm |
| Resmî Gazete | 5/8/2026 – 33331 |
| Sonuç | İhlal (Anayasa m.36 – gerekçeli karar hakkı) |
| Giderim | Yeniden yargılama |
Uyuşmazlık Nasıl Doğdu?
Başvurucu ile bir avukat arasında 11 Kasım 2006 tarihinde, başvurucunun murisinden kalan malların intikali için avukatlık ve hukuki danışmanlık ücret sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmede vekâlet ücreti, dava değerinin net yüzde 12,5’i olarak kararlaştırılmıştır.
Başvurucu 8 Eylül 2009 tarihli ihtarnamesinde “gördüğüm lüzum üzerine” ifadesini kullanarak avukatı vekâletten azletmiştir. Azil bildiriminde somut bir gerekçe gösterilmemesi, sonraki yargılamanın seyrini belirleyen unsurlardan biri olmuştur.
Avukat, toplam 227.205,21 TL alacağı bulunduğunu belirterek ilamsız icra takibi başlatmış; başvurucunun ödeme emrine itirazı üzerine takip durmuştur. Bunun üzerine avukat 13 Ekim 2009 tarihinde itirazın iptali davası açmış ve alacağın yüzde kırkından az olmamak üzere icra inkâr tazminatı talep etmiştir.
Yargılamanın Seyri: On Bir Yıl, İki Farklı Oran
İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 12 Mayıs 2015 tarihinde davanın kısmen kabulüne, takibin 182.448 TL üzerinden devamına ve yüzde 40 oranında (72.979,20 TL) icra inkâr tazminatına karar vermiştir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi bu kararı başvurucu yararına bozmuştur. Bozma gerekçesinde, başvurucunun savunmaları üzerinde ayrıntılı şekilde durulmadan ve azlin haklı olup olmadığı değerlendirilmeden karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu belirtilmiştir. Davacının karar düzeltme talebi 7 Mart 2019 tarihinde reddedilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkeme 7 Ekim 2020 tarihinde yine davanın kısmen kabulüne karar vermiş; ancak bu kez icra inkâr tazminatı oranını yüzde 20 olarak belirlemiştir.

Dönüm Noktası: Tavzih Dilekçesiyle Oranın İkiye Katlanması
Karar henüz taraflara tebliğ edilmeden, davacı vekili 18 Ocak 2021 tarihli dilekçesiyle açık bir hata bulunduğunu ileri sürerek icra inkâr tazminatı oranının yüzde 40 olarak düzeltilmesini talep etmiştir. Gerekçesi şuydu: takip 5 Temmuz 2012 öncesinde başlatılmıştı ve dosya Yargıtay denetiminden geçmişti.
Mahkeme bu dilekçeyi 24 Ocak 2021 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ etmiş, ardından 2 Şubat 2021 tarihinde dosya üzerinden inceleme yaparak talebi kabul etmiştir. Kararda, hükümdeki yüzde 20 oranının maddi hata sonucu yazıldığı belirtilmiş ve oran, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 304. maddesi uyarınca yüzde 40 olarak tashih edilmiştir.
Uygulamadaki karşılığı şudur: 182.448 TL asıl alacak üzerinden hesaplanan tazminat, tek bir tashih kararıyla yaklaşık 36.500 TL’den 73.000 TL’ye çıkmıştır.
HMK m.304 Neye İzin Verir, Neye İzin Vermez?
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün tashihi” başlıklı 304. maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Aynı fıkra bir usul güvencesi de içerir: hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez.
Buradaki sınır dar çizilmiştir. Tashih yolu, hükmün maddi içeriğini değiştirmek için değil, kalem sürçmesi niteliğindeki açık yanlışlıkları gidermek için vardır. Bir oranın yüzde 20’den yüzde 40’a çıkarılması, tazminat miktarını ikiye katladığı için “yazı hatası” ile “esasa ilişkin değişiklik” arasındaki sınırın tam üzerinde durmaktadır.
İcra İnkâr Tazminatında Yüzde 20 – Yüzde 40 Ayrımı
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin ikinci fıkrası, itirazın iptali davasında borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi hâlinde hükmolunan meblağın belirli bir oranından aşağı olmamak üzere tazminata hükmedileceğini düzenler.
Bu oran 6352 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle yüzde kırktan yüzde yirmiye indirilmiştir. Değişiklik 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Aynı Kanun’un 38. maddesiyle eklenen geçici 10. madde ise, yürürlük tarihinden önce başlatılan takip işlemleri hakkında değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edileceğini öngörür.
Yargıtay bu geçiş hükmünü istikrarlı biçimde uygulamaktadır: 5 Temmuz 2012’den önce yapılan icra takipleri üzerine açılan itirazın iptali davalarında asgari oran yüzde 40, bu tarihten sonra yapılan takiplerde ise yüzde 20’dir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 19/2/2025, E.2024/6116, K.2025/1067; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 30/1/2013, E.2012/17676, K.2013/1276 ve 18/12/2024, E.2024/225, K.2024/4931).
Somut olayda takip 2009 yılında başlatıldığından, esasa ilişkin olarak yüzde 40 oranının uygulanması gerektiği söylenebilir. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin incelediği mesele oranın doğruluğu değildir. Mesele, bu değişikliğin hangi usulle yapıldığına dair itirazın karşılanıp karşılanmadığıdır.
Anayasa Mahkemesi Ne Dedi?
Mahkeme önce genel ilkeyi hatırlatmıştır: delilleri değerlendirme, kanun kurallarını yorumlama ve kararda hangi unsurların bulunacağına karar verme yetkisi kural olarak derece mahkemelerine aittir. Ancak esasa etkili iddialara ilişkin ilgili ve yeterli bir gerekçe sunulması, hakkaniyete uygun yargılamanın zorunlu unsurudur (Seyhan İlğaz, B. No: 2014/7475, 17/7/2018, § 39).
Ardından kanun yolu mercilerinin rolüne ilişkin ölçütü ortaya koymuştur:
Kural olarak mahkeme kararında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu mercilerince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise başvurucuların ileri sürdüğü esaslı itirazların kanun yolu mercileri tarafından gerekçeli şekilde karşılanması gerekir.
Somut olayda başvurucu, oranın usule aykırı biçimde yüzde 40’a çıkarıldığı iddiasını hem 17 Şubat 2021 tarihli dilekçesinde hem de karar düzeltme dilekçesinde açık biçimde dile getirmiştir. Buna karşın Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu iddiaya ilişkin herhangi bir değerlendirme yapmamıştır.
Mahkeme, yargılama sürecini bir bütün olarak değerlendirdiğinde başvurucunun iddiasının yeterli şekilde açıklığa kavuşturulmadığı sonucuna varmış ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Makul Sürede Yargılanma İddiası Neden İncelenmedi?
Başvurucu, 2009’da açılan davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi bu iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.
Gerekçe, Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında belirlenen ilkelere dayanmaktadır. 6384 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinde 7445 sayılı Kanun’un 40. maddesiyle yapılan değişiklik uyarınca, 9 Mart 2023 itibarıyla derdest olan uzun yargılama şikâyetleri için önce Tazminat Komisyonu’na başvurulması gerekmektedir.
Bu, uygulamada sık karşılaşılan bir tuzaktır: makul süre şikâyetiyle doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne gidilmesi hâlinde başvuru esastan incelenmeden reddedilmektedir.
Hüküm ve Giderim
- Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia kabul edilebilir bulunmuştur.
- Makul sürede yargılanma iddiası kabul edilemez bulunmuştur.
- Anayasa’nın 36. maddesindeki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
- Diğer ihlal iddialarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
- İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesine iletilmek üzere İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir.
- 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan 40.664,10 TL yargılama gideri başvurucuya ödenecektir.
Dikkat edilmesi gereken nokta: Anayasa Mahkemesi ayrıca manevi tazminata hükmetmemiştir. Gerekçeli karar hakkı ihlallerinde tipik giderim, tazminat değil yeniden yargılamadır; çünkü ihlal sonucun kendisinden değil, sonuca götüren usulden kaynaklanır.
Kararın Pratik Sonuçları
Tashih dilekçesi geldiğinde ne yapmalı?
Karşı taraftan “maddi hata” ya da “tavzih” başlıklı bir dilekçe geldiğinde bunu rutin bir düzeltme talebi saymayın. Talebin gerçekten HMK m.304 kapsamında kalıp kalmadığını değerlendirin: hükmün sonucunu değiştiren, taraflardan birine ek yük getiren bir talep, açık hata düzeltmesi değildir. İtirazınızı bu çerçevede ve yazılı olarak dosyaya girin.
İtirazı her aşamada tekrarlayın
Bu kararın çekirdeği şudur: başvurucu iddiasını dilekçelerinde açıkça ileri sürmüş, buna rağmen kanun yolu mercii değinmemiştir. Gerekçeli karar hakkı ihlali iddiasının kabul edilebilmesi, iddianın derece mahkemeleri önünde açıkça dile getirilmiş olmasına bağlıdır. Temyiz ve karar düzeltme dilekçelerinde itirazın somut biçimde tekrarlanması, sonraki bireysel başvurunun temelini oluşturur.
Eski tarihli takiplerde oranı kontrol edin
5 Temmuz 2012 öncesinde başlatılmış takiplere dayanan itirazın iptali davaları hâlâ derdesttir. Bu dosyalarda asgari oran yüzde 40’tır; sonraki takiplerde yüzde 20. Oranın hangi tarihe göre belirlendiği, alacaklı ve borçlu için ciddi bir fark yaratır.
Azil bildirimini gerekçelendirin
Olayda başvurucu vekilini “gördüğüm lüzum üzerine” diyerek azletmiştir. Azlin haklı olup olmadığı, avukatın ücrete hak kazanıp kazanmadığını doğrudan belirler. Azil bildiriminde somut gerekçelerin yazılmaması, sonraki yargılamada haklı azil savunmasını zorlaştırır.
Makul süre şikâyetinde önce Tazminat Komisyonu
Uzun yargılama nedeniyle tazminat isteniyorsa, doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak yerine önce Tazminat Komisyonu’na gidilmelidir. Aksi hâlde başvuru esasa geçilmeden reddedilir.
Sık Sorulan Sorular
İcra inkâr tazminatı nedir?
İlamsız icra takibine haksız yere itiraz eden borçlunun, itirazın iptali davası sonunda alacaklıya ödemekle yükümlü tutulduğu tazminattır. Dayanağı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesidir ve hükmolunan meblağ üzerinden oransal olarak hesaplanır.
İcra inkâr tazminatı oranı yüzde kaçtır?
İcra takibi 5 Temmuz 2012 tarihinden önce başlatılmışsa asgari yüzde 40, bu tarihten sonra başlatılmışsa asgari yüzde 20’dir. Belirleyici olan dava tarihi değil, takibin başlatıldığı tarihtir.
Mahkeme verdiği karardaki tazminat oranını sonradan değiştirebilir mi?
HMK m.304 yalnızca yazı ve hesap hataları ile benzeri açık hataların düzeltilmesine izin verir. Hükmün esasını ve tarafların yükümlülüğünü değiştiren bir müdahale bu kapsamda değerlendirilemez. Ayrıca hüküm tebliğ edilmişse taraflar dinlenmeden düzeltme yapılamaz.
Gerekçeli karar hakkı ne demektir?
Anayasa’nın 36. maddesindeki adil yargılanma hakkının bir unsurudur. Mahkemelerin, davanın sonucuna etkili olan iddia ve savunmaları karara yansıtarak ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koymasını gerektirir. Her iddiaya tek tek cevap verme zorunluluğu yoktur; ancak esasa etkili iddialar karşılıksız bırakılamaz.
İhlal kararı verilirse dava yeniden görülür mü?
Bu kararda olduğu gibi, gerekçeli karar hakkı ihlallerinde giderim yolu kural olarak yeniden yargılamadır. Anayasa Mahkemesi kararı ilgili mahkemeye gönderir; mahkeme yargılamayı yeniden başlatarak ihlalin nedenini gidermek zorundadır.
Avukat azledilirse vekâlet ücretine hak kazanır mı?
Cevap azlin haklı olup olmadığına bağlıdır. Haksız azil hâlinde avukat, sözleşmeye göre kararlaştırılan ücretin tamamını talep edebilir. Haklı azilde ise ücret, yapılan işin karşılığı ile sınırlanır. Bu nedenle azil gerekçesinin bildirimde somutlaştırılması önemlidir.
Kaynak
- Anayasa Mahkemesi, Serpil Yeşil Uğur [1. B.], B. No: 2022/85303, 11/2/2026 (RG: 5/8/2026 – 33331)
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu — m.67/2 ve geçici m.10
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu — m.304 (hükmün tashihi)
- 6352 sayılı Kanun — m.11 ve m.38
- 6384 sayılı Kanun — geçici m.2 (7445 sayılı Kanun m.40 ile değişik)
Yasal Uyarı
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir olaya ilişkin hukuki görüş ya da tavsiye niteliği taşımaz. Her dosya kendi koşulları içinde değerlendirilir. Yazının hazırlandığı tarihten sonra mevzuat ve içtihat değişebilir.
İcra inkâr tazminatının gündeme geldiği en yaygın uyuşmazlık türlerinden biri faturaya dayalı alacaklardır; ödenmeyen fatura alacağının tahsili konusunda yetki, faiz ve vekâlet ücreti ayrımını ele aldım.
Takibin dayanağı bir senetse tartışma çoğu zaman vadeye kayar; bonoda muacceliyet kaydı ve vadesi gelmemiş senet takibi konusunu ayrı bir yazıda inceledim.
